Metal grevi sayısız engele, saldırıya karşı hazırlıkla içiçe geçmeli, güçlü bir sahiplenmeyle buluşmalı
Ekonominin dünya genelinde yaşadığı kriz ve tıkanmanın ilk işaretleri, işçi kıyımları biçiminde baş gösterdi bile. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe bu kendisini, giderek kitlesel ölçeklere ulaşan işçi kıyımlarıyla hissettiriyor. Antep Organize Sanayi Bölgesi’nde binlerce tekstil ve halı işçisinin kıyıma uğradığı belirtilirken; İstanbul başta olmak üzere pekçok ilden, işyerlerinin kapatıldığına ya da üretimde daraltmaya gidildiğine dair haberler geliyor. Çeşitli sektörlerde ardı ardına taşeronlaştırmalara gidiliyor; bu saldırı, işçi kıyımlarıyla iç içe geçiyor.
On binlerce metal işçisinin örgütlü olduğu 3 sendikayla metal patronlarının sendikası olan MESS arasında devam eden ya da bağıtlanan grup TİS süreci, böylesi bir atmosferde yaşanıyor.
Türk-İş’e bağlı Türk-Metal ve Hak İş’e bağlı Çelik-İş sendikaları tam da böylesi kritik bir süreçte ucuz işçiliğin yaygınlaştırılmasında patronların elini rahatlatacak bir sözleşmeye imza attılar. Bu imzayla onlar, önceki TİS dönemlerinde sergiledikleri satış pratiklerini de aşacak şekilde, TİS düzeninin radikal bir dönüşüme uğramasına neden oldular.
Daha önce tekstil ve cam gibi sektörlerde kabul ettirilen sözleşme sürelerinin 2 yıldan 3 yıla çıkarılması, artık metal sektöründe de kabul ettirilmiş oldu. Sözleşme düzeninin bozulması anlamına gelen bu kabul ile ücretlere yapılacak zamların belirlenme yöntemi birleştiğinde sonuç; ucuz işçiliğin temel çalışma biçimi haline gelmesi olacak. Keza enflasyon oranlarıyla birlikte düşündüğümüzde 3 yıllık sözleşmenin yapılan zammı sıfırlayacağı da açıktır.
Esas sonuçsa, kabul edilen zam yönteminin yüksek ücretli işçiliğin tasfiyesini, kıyımını getirecek olmasıdır. Çünkü bu zam biçimiyle aynı işi yapan işçilerin ücretleri arasındaki ya da en düşük ücretle en yüksek ücret arasındaki makas daha bir açılacak. Bu, iş güvencesinin sözkonusu olmadığı bu koşullarda patronlara yüksek ücretli işçileri herhangi bir bahaneyle (kriz gibi) kıyımdan geçirme olanağı sağlayacak.
Ortalama ücret, dolayısıyla bir iç denge bırakmayacak olan bu uygulamanın kısa süre sonra, özellikle, büyük metal tekellerinde yüksek ücret alan işçilerin kitlesel kıyımı anlamına geleceğini yaşayıp göreceğiz.
Metal sektörü, verimliliğin yükseltilmesi, üretim hacminin büyütülmesi için her türlü esnekliğin, performans gibi sınıfı iç rekabete sürükleyen, çalışma koşullarını daha da ağırlaştıran neoliberal sömürü biçimlerinin ilk uygulandığı sektörlerden biridir. Kapitalist üretimin üzerinden yükseldiği sac ayaklarından biri olan sektörde özellikle son yıllarda yaşanan TİS’lerin hemen hepsi burjuvazinin bu sömürü biçimlerini barikatlamak bir yana, daha da pervasızlaşmasının önünü açan maddeleriyle zihinlere kazındı.
Bu açıdan da metal işçileri sınıfın en örgütlü gibi görünen fakat esasında bu örgütlülükleri bizzat sendikaların satış pratikleriyle giderek anlamsızlaştıran bölüklerini oluşturuyorlar. İş cinayetlerinin ve hastalıklarının yüksek olduğu, çalışma koşullarının süreklileştirilmiş bir şekilde ağırlaştırıldığı sektörde Türk Metal ve Çelik İş’in MESS dayatmalarını itirazsız kabul etmeleriyle sendikal örgütlülük dün olduğundan daha fazla anlamsızlaşmış olacak.
Birleşik Metal İş Sendikası’nın 15 bin işçiyle 42 fabrikada greve gitme kararı alması her şeyden önce sendikal örgütlülüğün tümüyle anlamsızlaştırılması saldırısına karşı alınmış bir tutum anlamına geliyor. Bu açıdan da ücret mücadelesi gibi görülen şey esasında sendikal örgütlülüğün taşıdığı anlamlara sahip çıkmakla özdeştir.
İşçi sınıfının sadece yüzde 10’la ifade edilen bölüklerinin sendikalı olduğu, bunların önemli bir kısmının ise TİS yetkisine sahip olmadığı düşünülecek olursa bunun nasıl bir stratejik anlam taşıdığı ve aslında tek bir sektörü değil sınıfın bütününü ilgilendirdiği açıkça görülecektir.
15 bin metal işçisinin grev kararı, burjuvazinin ucuz işgücü cennetine daha büyük bir adım atmasının önünde sendikalı, örgütlü bir tutum almasıyla da aynı şekilde tüm sınıfın grevidir.
İşçi sınıfına hiçbir şekilde danışılmadan imzalanan TİS süreçlerine, sendikal bürokrasi ve ağalık sistemine kısacası sendikalı olmayı anlamsızlaştıran tüm saldırılara karşı alınmış kolektif bir savaş kararıdır.
Bu kritik zemin, grev kararının arkasında duran Birleşik Metal İş’i, son 10 yılda yaşanan TİS süreçlerinde sergilediği tutumlardan farklı bir tutuma zorlamaktadır. Bu zeminde, Türk Metal ihanetini bahane ederek son anda onunla aynı noktada buluşması anlamına gelecek “manevralar” yapmasının koşulu yoktur. Ya aldığı karara uygun davranacak, süreci sonuna kadar zorlayacaktır ya da kendisi de Türk Metal'in sergilediği bu stratejik satışın ortağı olacaktır.
Grevin ve sektörün stratejik önemi malum. MESS bu grevi ezmek için her şeyi yapacaktır. Çünkü grev başarıyla yürütülür ve belirli bir sonuca ulaşabilirse işçi sınıfının bütününde örgütlenme fikrini canlandıracak, özgüven ve mücadele ruhunu ateşleyecektir. Kısacası, Türkiye işçi sınıfının son on yıllarına damgasını vuran edilgen, teslimiyetçi ruh hali, anlamlı bir şekilde sarsılacaktır.
MESS patronlarının böylesi bir sonucu izlemeyecekleri açıktır. Yasaların da kendilerine sunduğu olanakları tepe tepe kullanarak grev iradesi tüm gücüyle açığa çıkmış işyerlerine yeniden grev oylaması sandıkları koydurmaları bundandır. Bu sandıklardan yine yasaların kendilerine sunduğu olanak ve boşlukları kullanarak HAYIR sonuçları çıkarmaya çalışmaları bundandır. Fakat bunun tutmayacağı, bugün (26 Ocak’ta) Alstom fabrikasında yapılan oylamada ezici çoğunluğun sağlanmasıyla gösterildi.
Oylama yapılacak diğer fabrikalarda da benzer sonuçlara ulaşılacağı açık. Burada sorun grevin engellenmesi için her türlü hile, baskı ve dalaverenin devreye sokulacak olmasının tüm netliğiyle ilan edilmiş olmasıdır. Bunun arkasının grevi yasaklayacak çeşitli bahanelerin devreye sokulması ya da fabrikaların boşaltılmasıyla fiilen etkisizleştirmeleri gibi saldırılarla geleceği anlaşılıyor.
Zaten Birleşik Metal de metal patronlarının en büyüklerinin kendisinin örgütlü olduğu fabrikaların patronlarını, dayattıkları sözleşme dışına çıkarlarsa burunlarını sürtmekle tehdit ettiklerini söylüyor. Kısacası sürecin nasıl ve hangi zorluklarla karşı karşıya olduğunun farkında.
Bunu görmek, dile getirmek önemli. Fakat asıl önemli olan, böylesi saldırılar karşısında nasıl bir tutumun alınacağı, hangi hazırlıkların yapıldığıdır.
Süreç cam grevinde olduğu yasal mevzuatların kabulü, fiili teslimiyet biçiminde mi olacak, yoksa sınıfın gücünü bu saldırılara karşı örgütlü/hazır hale getirerek fiili meşru bir mücadele hattı mı izlenecek?
Birleşik Metal şimdi böyle bir ikilemle karşı karşıyadır.
Gebze’deki Bosal fabrikasında patronun grevi engellemek için makineleri çıkaracağı haberi üzerine işçilerin hafta sonunda fabrika önünde nöbet tutmalarında olduğu gibi bu tür saldırılara hazırlık hangi ölçekte ve kapsamda yapılacaktır.
Sendikanın yaptığı grev hazırlıklarının kapsamını, içeriğini elbette tümüyle bilemiyoruz. Fakat MESS patronlarının en büyüklerinin tehditlerinden bahseden bir sendikanın, olabilecek her türlü saldırıyı öngörmesi ve işçileri buna hazırlamakla iç içe geçen bir grev süreci örgütlemesinin kaçınılmaz olduğu açık.
Metal grevinin alışılmış hazırlıklar dışında bir hazırlığı, alışılmış ölçütler dışında bir örgütlenme ve organizasyonu dayattığı gün gibi ortada. Mesle, Birleşik Metal’in bunu ne ölçüde yapacağından öte onu bu kararı almaya zorlayan koşulların da bilincinde olarak bu grev için kapsamlı bir dayanışma ağı örgütlemek ve sendikayı da bu gücün içinden hareket etmek durumunda bırakmaktır. O basıncı, gücü hissettirmektir...
Birleşik Metal’in önceki pratiklerinden farklı bir pratik sergileyerek fiili meşru mücadele hattında ilerlemesi ancak bu toplumsal gücü hissedebilmesiyle mümkün olacaktır. Aksi taktirde Kristal-İş’in cam grevinde sergilediği tutumun bir benzeriyle karşılaşmamız neredeyse kaçınılmaz.
Metal grevinin cam greviyle aynı sonu yaşamanın sonuçlarıysa tüm sınıf açısından son derece ağır olacaktır.