Çağdaş Hukukçular Derneği İç Güvenlik Yasası’yla ilgili bir basın açıklaması yaptı
Çağdaş Hukukçular Derneği, sınıf mücadelesi ve Kürt ulusal hareketi başta olmak üzere, direnme potansiyeli taşıyan tüm kesimlere karşı kapsamlı bir saldırı hazırlığı anlamına gelen İç Güvenlik Yasası’yla ilgili bir basın açıklaması yaptı.
Basın açıklaması Yüksel Caddesinde saat 18.00’de yapıldı. Basın açıklaması süresince, “Katil devlet defol!”, “AKP’yi değil halkı koruma yasaları”, “Baskılar bizi yıldıramaz!” sloganları atıldı.
Basın açıklamasında şunlar söylendi:
AKP Hükümeti, halka yönelik katmerli saldırılarına bir yenisini daha ekliyor! ‘İç Güvenlik’ kılıfıyla, Gezi’den bu yana sönmeyen, Kobanê protestolarıyla ayyuka çıkan halkın haklı öfkesi, Sıkıyönetim Yasaları ile dizginlenmek isteniyor!
Ethem’in katiline verilen ödül bizzat bu devletin Cumhurbaşkanı tarafından ‘az’ bulunurken, Berkin’in soruşturmasında kolluk-hükümet-vali lafın özü bilcümle devlet erkanınca oyalamada ısrar ile katillerin kimlikleri bildirilmez, soruşturma bir adım ileriye götürülmezken, Ali İsmail’in katilleri hiç de şaşırtıcı olmayan şekilde ‘ak’lanmışken, Gezi Direnişi esnasında katledilenlerin davaları “güvenlik gerekçesiyle” o şehirden bu şehire taşınarak gündemden düşürülmek istenirken, yanından panzer geçerken zafer işareti yaptı diye 12 yaşında çocuklar öldürülüyorken, korkutmak amacıyla yaptık diyebilecek kadar pişkince halkın üzerine bombalar yağdırılıyorken, bu devletin ‘güvenlik’ten kastının halkımızı güvenliği olmadığı ortadadır.
Devlet kendi güvenliğini pekiştirmek, çaldığı minareye yeni kılıflar bulmak peşindedir. Hakkın, adaletin esamesi halihazırda okunmaz iken, yeni çıkan gayri meşru yasalarla emekçilerin, ezilenlerin, tümden halkımızın sesi boğulmak istenmektedir. Peki, bu tasarı neyi içermektedir?
Devlet bu tasarı ile bu zamana kadar kolluktan esirgemediği ‘vur emrini’ paketleyerek sunmakta, sınırsız, doya doya kullanıma açmaktadır. Tasarı ile ‘gösteri yürüyüşü esnasında mala zarar veren veya vermeye teşebbüs eden kişilere karşı polis doğrudan doğruya ateş etme yetkisine’ sahip olacaktır. Bu tasarı ile direniş alanları, tüm sokaklar, meydanlar hapishaneye çevrilmek isteniyor!
Tasarının kanunlaşmasının ardından polis, istediği kişiyi yargı kararı olmadan tutacak ve gözaltına alacaktır. Topyekun muhalefetin ‘olağan şüpheli’ sayıldığı ülkemizde, ‘kelepçeyi tatmayan hiçbir canlı kalmayacaktır’ şiarıyla saldırıların dudak uçuklatan boyutlara varacağını görmek için kahin olmaya lüzum yoktur. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!
Tasarıda, yasal bir eylemde bile polise, eyleme müdahale etme ve gözaltı yetkisi verilmektedir. Polis, eylemin durumuna göre, koruma altına alacak, uzaklaştıracak ya da yakalayarak kanuni işlem yapacaktır. Bu düzenleme ile keyfi gözaltı sınırlarının genişletilmesinin yanı sıra, her türlü yasal eylemin de kolluk kararıyla aniden yasadışı ilan edilebilmesinin önü açılmaktadır. Elbette devletin bu ‘hediyesi’ cumhurbaşkanı, başbakan ve bakan korumalarından da esirgenmeyecek, yerlerde madenci tekmelerken ayakları incinen korumalar ihya edilerek acıları bir nebze olsun dindirilecektir.
Tüm bu saydığımız ve ötesi düzenlemelerle siyasi bir planın devreye sokulduğu ortadadır. Baharın yaklaşması ile artacak toplumsal hareketlere saldırı hazırlığında olan devlet, elini güçlendirerek savaşa hazırlanmaktadır. Ancak hukuki platformda yürütülecek bir tartışma kalmamıştır. Toplantı ve Gösteri hakkının, örgütlenme özgürlüğünün temel birer insan hakkı olduğunu bal gibi bilmesine rağmen hiç mi hiç önemsemeyen bu sisteme karşı söylenecek sözü sokaklar, meydanlar, direniş alanları, grev çadırları, kampüsler, yani işçiler, emekçiler, kadınları, Kürt hareketi, köylüler, Aleviler, öğrenciler, LGBTİ’ler, tüm ezilenler söyleyecektir. Ses direnişin sesidir, bundan sonrasını dövüşenler anlatacaktır.
ÇHD Ankara Şube
Basın açıklamasından sonra, avukatlar yüzlerini kapatarak, “Sıkıyönetime geçit yok- İç Güvenlik Yasa Tasarıları geri çekilmelidir!” isimli broşürleri dağıttılar.