Farklılıkları bir araya getirme temelinde oluşturulan programlarda emek sömürüsü bu “farklılıklardan” sadece biridir
Sınıf hareketinin gerilediği, toplumsal sorunlara örgütlü bir tarzda müdahale etmekten uzaklaştığı/uzaklaştırıldığı son on yıllara damgasını vuran temel kavramlardan biri de “kimlik mücadeleleri” oldu.
İşçi sınıfını örgütsüzleştirerek sömürüyü derinleştirmeyi merkeze koyan burjuvazi, adına neoliberal birikim politikaları denilen ve ekonomik/siyasal/kültürel bütünlük oluşturan saldırı politikalarıyla bu konuda hayli yol aldı. Dünya genelinde elde ettiği bu başarı şimdilerde büyük bir krizle sarsılmış olsa da, işçi sınıfı kendisi için bir sınıf, örgütlü bir sınıf olabilmenin sorunlarını aşmış değil.
Bu dönem gerek işçi sınıfına öncülük ettiğini iddia eden güçler gerekse ideolojik argümanlar üreten aydınlar içinden filizlenen en belirgin yaklaşım, bu gerçeğin zorluklarından kaçmak oldu. Zor olan; paramparça edilmiş, örgütsüzleştirilmiş sınıfı yeniden derleyip toparlayabilmekti. Burjuvazinin din ve milliyetçilik başta olmak üzere çeşitli ideolojik saldırılarıyla denetim altına alınmış, sayısız yöntem ve araçla alıklaştırılmış işçi sınıfının büyük bölüklerini, bu gerçekler ışığında yeniden örgütlemekti.
Emperyalist kapitalist sistemin üretimin parçalanması ve bunun üzerinden yükselen ideolojik hegemonyasıyla işçi sınıfını örgütsüzleştirip denetim altına alması, en başta onun toplumsal bir devrime öncülük edebilecek kapsayıcılıkta ve konumda bir sınıf olduğu gerçeğinin reddine yol açtı.
Burjuvazinin çeşitli araçlarla kışkırttığı bu eğilim, işçi sınıfının öncülüğü ve üretim ilişkilerinin değiştirilmesi üzerinden yaşanacak bir toplumsal devrim fikrinin yerine, çeşitli etnik/mezhepse/cinsel kimliklerin demokratik taleplerini ikame etmektedir.
Buna göre farklı kimliklere sahip oldukları için baskılara maruz kalan, kendilerini ifade etme ve eşit şartlarda yaşama hakları ellerinden alınan bu kesimlerin demokratik hakları için yürütülecek mücadele çağın belirleyici dinamiğidir. Farklılıkları bir araya getirme temelinde oluşturulan mücadele programları içinde emek sömürüsü de bu “farklılıklardan” sadece biridir.
Emek sermaye çelişkisini merkeze koyan yaklaşımlar da demokratik hakları gasp edilen bu kesimlerin sorunlarına sözümona duyarsız kalıyor, öteliyorlar. O nedenle de böyle bir üst başlık yerine, emek sermaye çelişkisini başa yazacak şekilde farklılıkları bir araya getirecek bir mücadele programı daha güçlü bir toplumsal dönüşüm dinamiği yaratır.
Farklı kimliklerin demokratik taleplerinin bir araya getirilmesi ve emek sermaye çelişkisinin de bu başlık altında tanımlanması temelinde belirlenen bu mücadele programının ufkuysa-doğal olarak-kültürel haklar ve yine aynı mantıktan beslenen “daha adil bölüşüm”le sınırlıdır.
Kimlik mücadelesi olarak tanımlanan demokratik hak gasplarına karşı mücadele elbette küçümsenecek, üzerinden atlanacak bir konu değildir. Kim ki bunlara karşı duyarsız bir tutum takınıyorsa onun sınıf mücadelesiyle kurduğu ilişki zaten sakattır. Farklı ulusal/etnik/mezhepsel ya da cinsel kimliklere sahip oldukları için baskıya uğrayan toplumsal kesimlerin taleplerini görmezden gelmek işçi sınıfının doğasına aykırıdır. Kim ki onu sadece ekonomik/sosyal çıkarlar için verilecek bir mücadeleye hapsediyorsa o reformizmin baş temsilcisidir. Proletaryanın çıkarları, kendisiyle birlikte tüm sınıfları; eşitsizliğin, baskının tüm biçimlerini kaldırmayı zorunlu kıldığı için kapsamlı bir toplumsal devrime ancak o öncülük edebilir.
Fakat bu ne kadar doğruysa, böyle bir devrimin ancak eşitsizlik ve baskıların esas nedeni olan üretim ilişkilerinin değiştirilmesiyle mümkün olabileceği de o kadar açıktır. Emek sermaye çelişkisinin esas belirleyici olmasının esprisi de buradadır.
Kaldı ki farklı kimliklerin demokratik talepleri temelinde bir araya gelen kesimlerin ortak özelliği sınıfsal aynılıklarıdır. Bu aynılığı parçalara ayırmak yerine bu talepleri de onun temel talepleri olarak tanımlayıp uğruna mücadele etmek daha kapsayıcı değil midir?
Kaldı ki kimlik mücadelesi olarak tanımlanan tüm demokratik taleplerin sahici çözümü de bu temel çelişkinin aşılmasıyla mümkündür. Emek sömürüsü ve bu sömürü düzenini korumak için varolan bir siyasal erk, toplumsal mücadelelerin basıncıyla kısmi kültürel demokratik hakları kabul etse bile bunun nihai bir çözüm olmadığı tarihte defalarca kanıtlanmıştır.
Kapitalizmin derinleştirdiği bütün eşitsizlik ve ayrımcılıkların üstesinden köklü bir biçimde gelmek istiyorsak, bütün bunların temelinde yatan emek-sermaye çelişkisini esas almalı ve yüzümüzü öncelikle bu çelişkinin devrimci çözümünü sağlayacak biricik sınıf olan işçi sınıfına dönmeliyiz.
(Alınteri’nin 2 Şubat 2015 tarihli sayısının “Proletaryanın dilinde” köşesinden alınmıştır)