Şerife Acartürk’ü, annemizi ve yoldaşımızı ölümsüzlüğe uğurladık
Koca bir ömürdü onunkisi. Dile kolay 84 yıllık koca bir ömür... 1931 doğumluydu Şerife Anamız. Neler sığdırmamıştı ki o uzun ama bir o kadar da anlamlı ömrüne: Dünya tatlısı iki evlat ama onların yanında da en az evlatları kadar sevip sahip çıktığı, evinde barındırdığı, besleyip büyüttüğü Atilla’nın yoldaşları; Osman'lar, Sezai'ler, Selma'lar ve daha niceleri...
'Bir ihtilalci ruhun tohumları onun bağrında boy attı, filizlendi' desek abartmış olmayız hani. Büyüttüğü oğluna yarenlik, yoldaşlık eden insanların yarattıkları geleneğe dönüp bakarsak, söylediklerimiz hiç de abartılı olmayacaktır. İhtilalci bir ruhu doğurmak nasıl ki her anaya nasip olmazsa onların yoldaşlığına nail olmak da her babayiğidin harcı değildi elbet.
Oğlu Atilla’yı 1978 yılının 9 Şubat’ında, dönemin meşhur kontrgerillaları tarafından tezgahlanan bir pusuda yitirmişti Şerife Ana. Hangi ellerin Atilla’nın kanında parmağı olduğuna kabaca bakmamız bile Atilla’nın yiğitliğini anlatmaya yetecektir diye düşünüyoruz; “1000 operasyona katıldım” diyen Mehmet Ağar, “Üşüyoruz Reis” diye şiirler yazmasına nazire olurcasına dağın başında it gibi titreyerek can veren Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı, Alaattin Çakıcı, Mehmet Eymür vs… Hepsi birden sivrilen gençlik hareketinin önüne almak için saldırmışlardı Atilla’mıza.

Özellikle onu seçtiklerini söylüyor o dönem sıra arkadaşlığı yapan arkadaşları. Öyle ki “Biz eğer öldürülmediysek katiller tarafından öldürülmeye değer bulunmadığımız için öldürülmedik, sağ kaldık” samimi itirafında bulunabiliyordu.
İşte Şerife Ana böylesi yiğit, böylesi devrimci bir evladı dünyaya getirmişti. Hayata gözlerini yumduğu güne değin yani 37 yıl boyunca evladı, yoldaşımız Atilla’nın hasretini çekti. Hayatı boyunca türlü hastalıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Öyle ki yaşının çok ilerlemiş olmasına rağmen kanseri dahi yendi o direnciyle ve oğluna olan bağlılığıyla.
Dile kolay 37 yıl evlat acısı çekmişti. Şerife ananın durumu son birkaç ayda oldukça ağırlaştı. Ayakları onu ayakta tutamayacak kadar güçsüzleşti. Ocak ayının son günlerinde kaldırıldığı hastanede hepimizin yüreklerini ağzına getirdi, korkuttu bizleri. Ancak o bütün direnciyle oğluna kavuşmak hırsıyla teslim etmedi ruhunu. Ta ki oğlunu yıldızlara uğurladığı 9 Şubat gününe değin...

9 Şubat günü yani bugün, sabah saat 04.00 sularında Şerife Ana hayatı gözlerini yumdu. 37 Yıllık hasretine 365 günde bir gün olan 9 Şubat gününü özlemle bekleyerek son verdi.
Sessiz ve sıcak bir uyku sakinliğinde hayata gözlerini yumdu. Atilla’nın yoldaşları olarak bu sabah saat 04.00 sularında koşarak Şerife Ana’nın yanına gittik. Ancak geç kalmıştık. Hesabımızda bugün yapılacak olan Atilla anmasını yapmak ve heybemizde Atilla’nın başucundan götüreceğimiz bir evlat selamı vardı ona. Ancak Şerife Ana, oğlunun, Atilla’sının yanına gitmek istemişti. Ve gitti de...
Bize, her daim sakınmasızca sunduğu öneri ve uyarılarıyla özdeşleşen devrim davasına bağlılığını bıraktı. Bu davaya ömrü boyunca bağlı kaldığını hiç eksilmeyen bir heyecan ve ilgiyle hissettirerek...

Tekel direnişi günlerinde açtığımız gazete büromuzu heyecanla karşılarken gözlerine oturan ifadeden güç aldık. Yapı Sanatevi'nin açılış günlerindeki heyecanıyla çalışma azmimizi biledi. Yaptığımız ettiğimiz her şeyi bir geleneğin samimi temsilcisi olarak "denetlemekten" asla vazgeçmeyerek güven verdi. Yanlış ya da doğrularımızı sınayacağımız doğal bir "danışmandı" hayatımızda o. Şerife Anne'nin söylediği her sözün bu gelenek ve kültür havuzundan süzülüp geldiğini bilerek ilişkilendik her sözüyle.
"Öğütlerinin" herbirinde Atilla'nın devamcısı olan biz gençlerin bilincine ve yüreğine o geleneğin anlamlarını nakşetme sorumluluğuyla hareket etti ve bundan asla vazgeçmedi...
"Ah biraz genç olsaydım ah... bu gençleri hiç yalnız bırakmazdım. Ama bir sıkıntınız, sorununuz olunca hiç çekinmeden gelin, ihmal etmeyin, siz benim Atillamsınız” sözleriyle her daim yanı başımızda olacak güvenilir bir yoldaşın varlığını hissettirdi.
Başımız sıkıştığında, kafamız açık olmadığında, kritik kararlar vermekte zorlandığımız her durumda sakınmasız desteğine "sığındığımız" anamızdı o bizim. Gençliğini asla yitirmeyen...
Cezaevi direnişlerinde sokaklara çıkan anaları asla yalnız bırakmayan, sağlığı elverdiği oranda ruhunun Atilla'yla özdeşleşmiş o militan soluğunu hayatın içinden yeniden üreten Şerife Annemiz hep yanımızda olacak; hep denetleyen, yol gösteren, koruyup kollayan sıcacık bir omuzbaşı olarak...