"İç Güvenlik Paketi" gündem olmaya başladıkça “12 Eylül rejimi geri geliyor” feryatları da yükselmeye başladı
Yeni gündem İç Güvenlik Paketi!.. Tasarı gündem olmaya başladıkça “12 Eylül rejimi geri geliyor” feryatları da yükselmeye başladı. Burada araya birkaç soru sıkıştırıp geçelim: “12 Eylül rejimi nereye gitmişti de geri geldi? Kim götürdü ve nereye götürdü?..
Yasa her ne kadar yazılı bir belge olarak varolsa da, “sokağın” tehditle, baskıyla, yasakla, diz çöktürülmeye ve teslim alınmaya çalışılan bir saldırganlık. Yani sokağa karşı çıkarılacak bir yasa! Hükmü de sokak verecek doğallığında…
Fakat tepkilerin temelini kavrayıp sınırlarını gördükçe insan diyecek söz bulamıyor. Tepkilerin en çarpık noktasını, AKP’yi merkeze koyan, tüm ‘kötülükleri’ onun, ideolojik/siyasal tercihleriymiş gibi ele alan yaklaşımlar oluşturuyor. Ne garip ki bugün bütün kötülüklerin anası olarak AKP’yi gören kesimler -özellikle sol liberaller ve reformistler- kısa süre önce de AKP ile birlikte 12 Eylül rejiminin gerilemeye başladığını dile getiriyorlardı! Aslında bu yelpaze sadece sol liberaller ve reformistlerle de sınırlı değildi; farklı renk ve eğilimde oldukça geniş bir kesimi içine alıyordu. “Dünya ve Türkiye’de rejimler daha katı bir merkezileşmeye doğru gidiyor” dediğimizde, bizler klasik “solcu argümanları” terketmeyen, “değişimi” anlamayan zaman tünelinde kalmış “dogmatik tutucular” oluyorduk.

AKP’nin “geniş” kesimlerle balayı bitince, bu sefer tam tersi kutba savrulup bütün kötülükleri AKP ile başlatanlara, ‘Bunlar AKP ile başlamadı’ deyince, biz yine değişeni göremez olduk. AKP’nin tıpkı Hitler gibi tüm devlet erkini yürütme erkinin denetiminde toplayan katı bir merkezileşmeye gittiğini, bunun da en basit biçimiyle demokratik kesimlerin tümünü kapsayan bir muhalefetle geri püskürtülebileceğini salık veriyorlar. Biz dillendirince dogmatik tutuculukla mahkum edildiğimiz şey şimdi “yeniyi kavramak” olarak sunuluyor!
Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, politikalarını AKP karşıtlığı üzerinden kurmayanların, kendilerini bununla sınırlandırmayanların bunu görmediğini tekrarlayıp duruyorlar. Bu kesimlerin hemen hepsinin AKP’nin dinci gerici yönünden ürkerek, işin esası “hele bir eski cumhuriyete kavuşalım gerisine sonra bakarız” dediklerini söylemek abes olmayacak.
İç Güvenlik Tasarısı’nın tartışılmaya başlanmasından sonra yükselen ve deyim yerindeyse “öldük bittik” panik havasıyla karşımıza çıkan ruh hali, rejimin artık en küçük bir muhalefet dinamiğine bile tahammül göstermeyeceğinin görülmesinden kaynaklıdır. Kısacası eskiden belli kesimleri kapsayan saldırganlığın artık tatlı su balıklarını da içereceğinden duyulan korkudan…
Molotofu silah olarak tanımlayarak katletme gerekçesi yapan böyle bir düzenlemeye bu söylediğimiz kesimler neden itiraz etsin ki? Ya da sapanı… Siz sapanı ve molotofu bu kesimlerden kimin elinde gördünüz? Haliyle bu düzenlemelerin kimi kapsayacağının onlar da farkındalar. Doğallığında bu yasaya karşı bunların bu kadar paniklemesini garipsemiyoruz desek yalan olur.
Gayet iyi biliyoruz ki, yasalı ya da yasasız, Kürt halkı, komünist ve devrimciler bu uygulamalardan -devlette devamlılık ilişkisi içinde- fazlasıyla nasibini alıyorlardı. Örneğin 19 Aralık 2000 cezaevleri katliamı hangi İç Güvenlik Yasası koşullarında yapılmıştır ki?! Peki Roboski’de hangi yasa yürürlükteydi? Kısacası biz ok yaydan bir kere çıktığında ilk önce hangi kesimleri vuracağını biliyoruz! Yasalı ya da yasasız; bu hep böyle oldu.

Onun ilk hedefinin biz ‘mezar kazıcılar’ olduğumuzu biliyoruz. Ama panik yok! Çünkü, burjuvaziyi panik içinde böyle bir yasayı çıkarmaya “mecbur bırakan” nedenleri de gayet iyi biliyoruz. Biz paniğe kapılmıyoruz. Çünkü burjuva devlet bize karşı zaten yasaya ihtiyaç duymadan da aynı saldırganlıkla hareket ediyordu.
Asıl korkması gerekenin kendileri olduğunu da biliyoruz. Havai fişekleri kullanan gençler bunların öldürücü olmadığını gayet iyi biliyorlar. Sadece karşı tarafta yarattığı korkudan alınan hazdır havai fişek kullanmaya yönelten. Bu saatten sonra havai fişek ve molotof kullanmak silahla aynı kategoride ele alınıyorsa, bu durumda insanlar cezayı göze alacaksa; değecek bir şeyler için alacaklardır. Haliyle onların işinin de kolay olacağı söylenemez.
Burjuvazi büyük bir korku ve panik içerisinde bu yasaya sarıldıysa gelecek günler çok ağır geçecek demektir. Yasaya karşı en etkili mücadele ise burjuvaziyi panikleten bu koşullara odaklanmaktır. Daha önce de söylediğimiz gibi, biz yasa olmadan da buna maruz kalıyorduk. Şimdi daha geniş kesimleri kapsayan bir durum söz konusu… Bizim bu yanıyla korkumuz yok! Biber gazına havai fişekle karşılık veriyorduk. Şimdi eğer mermi sıkacaklarsa biz buna da verecek bir karşılık buluruz. Bunu eskiden yalnız yapıyorduk ama şimdi -en son Kayseri’deki işçilerinin direnişinde daha somut olarak gördüğümüz gibi- önümüzdeki günler bizi çoğaltacak sayısız dinamiği barındırıyor.
Özet itibariyle bizim korkacak bir şeyimiz yok!
Onlar korktukları için böyle bir yasa çıkarıyorlar.
Panik onların paniği.
Haksız da değiller.