AKP karşıtlığı üzerine

Komünistlere düşen görev, örgütsüz yığınları örgütlemek, yüzünü sosyalist devrime döndürmektir

GÜNCEL
Cuma, 13 Şubat 2015 (11 yıl 8 ay önce)

Komünist bir parti burjuva iktidarın siyasal temsilcisine iş olsun diye karşı çıkmaz.



 



Komünist bir parti, iktidar perspektifine ve sınıfı iktidara taşıma görevi olan sınıfa öncü olma misyonundan dolayı; burjuvazinin siyasal iktidarının cepheden karşıtıdır, karşısında yer alır ve sınıfı bu karşıtlık alanına çekmeye uğraşır.



 



Ancak meselemiz tek başına iktidarda olan, günümüzde sistemin iktidarını temsil eden burjuva partisi değildir. Meseleyi bu şekilde tek başına AKP karşıtlığı olarak okuduğumuzda, siyasetimizi tek başına bu karşıtlık üzerine inşa ettiğimizde; burjuva sınıfının iktidar dışında kalan katmanları, sistemin bir bütün olarak varlığı silik ve anlaşılamaz bir hale gelir.



 



Bizim işimiz/karşıtlığımız, ulusalcılar, sosyal şovenler gibi AKP ile sidik yarıştırma işi değildir. Burjuva sistem; muhalefetiyle iktidarıyla, laik-aydın görüneniyle dinci-gericisiyle, sağ kanadı ile sol kanadı ile, yerli olanıyla yabancı olanıyla bir bütündür. Bu bütünlük doğru kavranmadan sınıfa öncü olma, sınıfa bilinç taşıma ve iktidar perspektifi iddialarının altı doldurulamaz. Bu temelden eksik bir siyaset düzeniçi, düzenin iktidarı dışında kalan katmanları ile kimi yerellerde ve bazen de genel siyasette ittifaklar geliştiren, burjuva muhalefeti pohpohlayan, burjuva muhalefetin yeteri kadar muhalefet edememesine yakınan, burjuva muhalefetin sınıfsal özünde yatan işçi düşmanlığını görmezden gelen bir hal alır.



 



Günümüz burjuva siyaset arenasında; AKP'sinden CHP'sine; MHP'sinden Saadet Partisi'ne, BBP'sinden DSP'sine yığınla burjuva partisi; işçi sınıfına kendini bir umut olarak pazarlamakta, işçi sınıfı üzerinde sınıfı bölen, sınıfın aklını bulandıran, işçi sınıfının bir sınıf olabilme bilincinin önüne engeller koyan (milliyetçilik, dincilik, sözde laiklik, Türkçülük vb.) politikalar ortaya koymaktadır. Bu partilerin programlarına bakıldığında birbirileri ile farklı gibi görünebilir, hatta birbirilerine zıt oldukları dahi düşünülebilir. Burjuva meclislerinde, burjuva medya önünde, tartışma programlarında, miting alanlarında ve seçim dönemlerinde yapılan konuşmalara, atışmalara ve sataşmalara bakılırsa hiçbir ortak yönleri yokmuş gibi anlaşılabilir.



 



Ancak işin aslı öyle değildir. Bahsedilen burjuva partilerin hepsi; siyasal anlamda farklı programlara sahip olsalar da, kitleler karşısına farklı söylemlerle gelseler de öz olarak aynı sınıfın üyeleri ve aynı sınıfın çıkarları için siyaset yapmaktadırlar. Hepsini var eden şey burjuva ideolojisi ve iktidarda olan burjuva partisinin yerine, kendi burjuva partisini geçirebilme arayışıdır. Bahsedilen bütün partilerin hizmet ettiği sınıf burjuva sınıfıdır ve hepsinin kendi tabanında iktidar olunca işin kaymağını yiyecek iş adamları, finansmanlar, para babaları, holding sahipleri vardır. Birbirlerine zıt görünmeleri, birbirleri ile sürtüşmeleri kapitalizmin rekabetçi anlayışından, daha fazla kazanma arzusundan, kar hırsından gelmektedir. Çünkü siyasal iktidarı ele alan bir burjuva partisi, kendi kanadında yer alan sermayedarlarını yani yandaşlarını daha fazla zengin edebilme, pazarını genişletebilme imkanına kavuşacaktır.



 



Burjuvazi tek parça bir halde değildir, burjuva sınıfın içerisinden birden fazla sermaye katmanı vardır. Burjuvazinin tek parça olduğu dönemler işçi sınıfının yükselişe geçtiği dönemlerdir. Bu dönemlerde bütün siyasal farklılıklar bir kenara konulur, serbest piyasanın rekabetçiliğine ara verilir ve hepsinin beslendiği, kendini var ettiği burjuva sistemin korunması gerektiği anlaşılarak tek vücut haline gelinir. CHP'nin AKP karşısında kükremesi, özgürlük savaşçısı kesilmesi; işçi sınıfının kara kaşını, kara gözünü sevdiği için veyahut iktidara gelip sömürü sistemini ortadan kaldırma, özel mülkiyete son verme, emek sermaye çelişkisine savaş açmak gibi bir niyeti olduğu için değildir; tam tersi bünyesinde barındırdığı batıcı sözde laik-aydın burjuvaları, iş adamlarını daha zengin edebilmek, onlara daha fazla rant, sömürü ve pazar alanı yaratabilmek içindir.



 



CHP'nin bu mantıkta olması, siyasetini bu amaçlarla yapması onun özüyle ilgilidir. Bir burjuva partisi olan CHP'nin; işçi sınıfının ve onun devriminin yararına bir şey yapmasını beklemek eşyanın doğasına aykırı olur. CHP'nin ne kadar işçi düşmanı olduğunu belediyelerinde taşeron çalıştırdığı ve haklarını gasp ettiği işçilere bakarak görebiliriz. Bunun dışında CHP'nin emperyalizmle ilişkilerine bakmakta da fayda var. CHP bir burjuva partisi olduğu için haliyle kapitalizmin üst aşaması ve en vahşi biçimi olan emperyalizmle de hiçbir sorunu yoktur. NATO olsun, BM olsun, AB olsun, Rusya-Çin'in Şangay Beşlisi olsun, hepsi ile uyumlu bir bünyeye sahiptir. Tabanını konsolide etmek için kullandığı 'Tam Bağımsız Türkiye' gibi sloganlar, ülke tarihinin kuruluşunda yatan işgalcilere karşı direniş güzellemeleri birer edebiyattır. Tıpkı AKP'nin din, Allah güzellemeleriyle tabanını dincileştirerek, ümmetleştirerek iktidarını koruma hali gibi CHP'nin de tabanına yaydığı sözde halkçılık, bağımsızlıkçılık gibi güzellemeleri vardır. Çoklukla kullanılan 'Atatürkçü olma' 'Atatürk'ün partisi olma' çarpık laiklik-aydınlanma edebiyatına hiç girmiyorum.



 



Meseleyi CHP'den açmışken devam edelim, yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçim döneminde dinci-sermaye kanadından isimleri aday göstermesi, Suriye meselesinde AKP ile çoğu konuda ortaklaşması, AKP'nin işgalci olma hevesini gizleyen vatan-millet-sakarya edebiyatına alkış tutması, AKP ile cemaatin arası açılınca cemaate yatması, eskiden kanlı bıçaklı olduğu Mustafa Sarıgül'ü partiye davet etmesi, Baykal'ın seks kaseti skandalı sonucu Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin başına gelmesi, Erdoğan'ın siyaset yasağının Baykal'ın öncülüğünde CHP tarafından kaldırtılması gibi gelişmelere bakarak bile burjuva siyasetin ne kadar ikiyüzlü, ne kadar kirli ve ne kadar rekabetçi olduğu anlaşılabilir. Gelelim CHP'nin tabanında, içinde sosyalist, solcu var deyip kuyrukçuluğunu yapan solcularımıza... Kendini sosyalist-komünist olarak sınıfa tanıtan, ağzını açtığında Marksizmi-Leninizmi yutmuş birçok oluşum; siyasetini 14 yıllık AKP iktidarının karşıtlığına veyahut AKP'nin gitmesi üzerine kurmaktadır.



 



AKP'nin 14 yıllık iktidarında yaptıkları, burjuva diktatörlüğüne verdiği biçim, emperyalizmle olan ilişkileri elbette küçümsenemez. AKP, bugüne kadarki diğer burjuva iktidarlarından daha neo-liberal daha fazla emperyalizme göbekten bağlı bir iktidardır. Ancak ıskalanan gerçek şudur ki, Türkiye kapitalizminin emperyalizme göbekten bağlılığı, kapitalist sistemin bu derece vahşiliği, halk düşmanlığı AKP ile başlamamıştır. AKP, önceki burjuva partilerinden ve 12 Eylül askeri darbesinden devraldığı mirası ileriye taşımıştır. Sistemin özü aynıdır değişen ise şiddeti ve uygulanma biçimidir. Kapitalist sistemde hiçbir burjuva iktidar mutlak değildir, iktidar değişimi krizler döneminde eğer işçi sınıfı güçlüyse onun öncülüğüyle; eğer sistem kendini yenileme, onarma ihtiyacı duyuyorsa yerli ve yabancı burjuvaların isteğiyle olur. Zamanında Kenan Evrenler, Özal'lar, Demokrat Partiler, Adnan Menderes'ler de tıpkı AKP gibi güçlüydü, oy oranları tıpkı AKP gibi yüzde 50'lerdeydi. İktidarlarını mutlak görüyorlardı. Ancak sistemin iç krizleri, emperyalizmin ihtiyaçlarına cevap verebilme potansiyelleri, işçi sınıfının yükselişi; bu mutlak sanılan tabloyu hep gelip geçici bir hale getirdi.



 



Şimdi AKP iktidarda ve iktidarı aldığında Türkiye büyük bir krizin içindeydi hem siyasal anlamda hem ekonomik anlamda. Emperyalizmin ve onun yerli işbirlikçisi şimdilerde paralel yapı olarak izah edilen Gülen Cemaati'nin, Anadolu sermayesinin yağlayıp pullamasıyla; işçi sınıfına umut, çıkış kapısı, kurtuluş ve yenilik olarak sunulmuştu. Gelinen süreçte AKP iktidarı artık raf ömrünü doldurmuştur. Dış politikada sıfır sorun, yeni-Osmanlıcılık, ılımlı İslamcılık demiş batmış; iç politikada reform, ileri demokrasi, muhafazakar demokratlık demiş yine batmış; darbecilerle hesaplaşıyorum demiş kendi polis devletini yaratmış; yolsuzlukla mücadele demiş ayakkabı kutularını icat etmiş; kısaca ne söylediyse; söylediği bütün her şey tersyüz olmuştur.



 



Yolsuzluk meselesi cemaatle arasını açmış, Suriye meselesi emperyalizmle ipleri gerginleştirmiş ve Gezi direnişi ile de AKP'nin iflas ettiğinin işareti olmuştur. AKP son dakikalara oynamaktadır. Ekonomideki cari açıktan işsizlik oranlarına, işçi ölümlerine, Kürt hareketiyle yaşanan açmazlara, ülkedeki yoğun özgürsüzleştirme operasyonlarına ve projelerine, emperyalizmin gittikçe istenmeyen iktidarı haline gelmeye başlayan AKP'nin artık suyu ısınmıştır. Bu bir gerçekliktir ve sistem hem ekonomik anlamda hem de siyasal anlamda tıkanmıştır, yeni bir arayış içine girmiştir. Bu arayışa CHP'nin burjuva muhalefetive veya devlet içinde yıllarca kanser bir hücre olarak büyümüş cemaat cevap verememektedir. Bunun farkında olan emperyalizm olabildiğince AKP'ye temkinli yaklaşmakta, alternatif yaratana kadar ilişkileri uzaktan kumanda tutmaktadır.



 



Düzeniçi alternatifinin olmadığının farkında olan AKP'de bu fırsatı kullanıp olabildiğince kendini mutlak kılmaya, emperyalizmi vazgeçilmez ilan etmeye çalışmaktadır. Ancak emperyalizmin politikalarına bakıldığında amaçları doğrultusunda düne kadar işbirliği halinde olduğu diktatörlükleri teker tekere yıkmakta yerine sözde savaştığı cihatçı İslamcıları iktidara taşımaktadır. emperyalizm için vazgeçilmez diye bir şey yoktur, vazgeçemeyecekleri tek şey yeni pazarlar, yeni işgal alanları yaratma ve kar hırsıdır. Küreselleşen dünya diye tarif ettikleri şey, emperyalizme göbekten bağlı bölgeler yaratma projesidir. Tek başına AKP karşıtlığı üzerinden oluşturulan siyaset; AKP'nin içinde bulunduğu siyasal-ekonomik krizden, sistemi yönetememe sorunundan hareketle sistemi yönetebilmek için emperyalizmden bir şans isteyen CHP gibi burjuva partilerini; siyasal alanda doğal müttefik, ittifak kurulabilecek dost bir oluşum haline getirmektedir.



 



Bu tür tek başına AKP karşıtlığı burjuva muhalefetinin de işine gelmekte ve burjuva muhalefetini rahatsız etmemektedir. Çünkü topyekun bir burjuva sistem karşıtlığı olarak AKP karşıtlığı ortada gözükmemektedir. Tek başına AKP'ye indirgenen burjuva sınıfı ve burjuva sistem ya da mücadele anlayışı, yer yer seçim dönemlerinde (örneğin Nevşehir Avanos'ta, Hatay Samandağ'da CHP-ÖDP ittifakları), kimi gündem başlıkları altında (örneğin cumhuriyetçilik, laiklik, aydınlanma vs.) gizliden veyahut gizliliğe bile gerek duymadan açıktan ittifaklar, küçük hesaplar doğurmaktadır.



 



Kendini sosyalist/komünist olarak isimlendiren, sınıf siyasetinden bahseden siyasetler için bu gibi ittifaklar, yan yana gelişler rezalettir, skandaldır. Hangi gerekçeyle perdelenmeye çalışılırsa çalışılsın çok açık ki bu tutarsız siyasetin altında ideolojik tercihler ve teorik yoksunluk yatmaktadır. AKP'nin Türkiye kapitalizminde durduğu yer, emperyalizmle ilişkileri ayrı bir tartışmadır; bu tartışma elbette yapılmalı ve AKP'nin farklılıkları ortaya konulmalıdır. Ancak bu tartışmanın yapılacağı zeminin ne kadar önemli olduğu, AKP karşıtlığı üzerinden CHP kuyrukçuluğu yapan siyasetlerin varlığı ile daha iyi anlaşılmaktadır.



 



Komünistler burjuvaziden yalnız AKP'yi emperyalizmden yalnız ABD'yi anlamaz. Bütünlüklü bir bakış açısı ve tutarlı siyaset sınıf siyasetidir. Komünistlerin AKP karşıtlığı sistem karşıtlığından gelmektedir. Komünistler AKP'ye iş olsun diye karşı çıkmazlar, bizim karşıtlığımız sınıf düşmanlığımızdan, sınıf kinimizden, iktidar iddiamızdan gelmektedir. AKP karşıtlığımız sınıf siyasetinin zemininde vücut bulmakta, diğer burjuva partilerini ıskalamamaktadır.



 



Bahsedilen oluşumların CHP'ye yakınlığı; CHP'nin burjuva devriminin ürünü bir parti olmasından, CHP'nin tabanında ve içinde yer alan solcuları, laikleri, cumhuriyetçileri, aydınları ve aydınlanmacıları sosyalistleştirme gibi bir mantıktan gelmektedir. Ancak çok açık görülmektedir ki kuyrukçu çizgi, “Kürt hareketine sınıf bakışı kazandıracağım, sosyalistleştireceğim” diyen oluşumların kendi çizgisini kaybedecek noktaya gelmesi kadar ilkesizleşmektedir. İçeriği sınıfsal bir duruş ile doldurulmayan kuru bir AKP karşıtlığı üzerine kurulan her türden siyaset, düzen siyaseti olup kitlelerin aklını bulandırmaktan, yeni burjuva iktidarlar yaratmaktan ve insanların enerjisini boşa harcamaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.



 



Tek başına AKP karşıtlığına indirgenmiş bir siyaset bizim işimiz değildir. Sosyalistler düzen karşıtı bir AKP karşıtlığı örmek zorundadır. Sınıfsal devrimi savunan sosyalistlerin görevi, burjuva partilerine bel bağlamış kendini o partilere ait hisseden sınıf üyelerini, işçi sınıfının partisinde toplamaktır. CHP'nin kitlesini kazanacağım diye düzenin bir partisi olan “CHP'yi eleştirmeyeyim, AKP karşıtlığı ile kitleselleşmek bana yeter”ci bir anlayış oluşturmak değildir. Gezi direnişiyle birlikte daha popüler hale gelen, bir düzen partisi olan CHP'nin iyi muhalefet edemiyor oluşundan yakınmak, CHP'nin iyi muhalefet etmesine bel bağlamak ve böyle bir beklentiye girmek sınıfsal bir siyaset olmadığı gibi komünist kimlik açısından utanç vericidir.



 



Ancak görülüyor ki her zaman olduğu gibi küçük burjuva devrimcilerinin ortak özelliği güce yaslanmalarıdır. CHP'nin üzerinden atlayarak nereye kadar AKP karşıtlığı ile gidecekleri ve sınıfların uzlaşmazlığının duvarlarına ne zaman çarpacakları merak konusudur. Emek-sermaye çelişkisinin duvarlarına CHP iktidara gelmeden de kimi yerellerde çarpıyorlar aslında. Örneğin CHP’nin Beşiktaş Belediyesi Beltaş işçilerinin haklarını gas edip dövdürebiliyor, CHP’ye ait bütün belediyelerde taşeron çalışma ile yine çarpıyorlar, Gezi direnişinde İzmir Belediyesi’nin TOMA’lara taşıdığı sularla yine çarptılar.



 



Düzeni aşamayan, sınıf zemininde şekillenmeyen AKP karşıtlığı düzen içidir ve küçük burjuva sosyalizmi anlayışıdır. Komünistlere düşen görev, farklı burjuva partilerine bel bağlamış, aidiyetini orada hisseden dağınık sınıfın yüzünü işçi sınıfının partisine çevirmek, sınıfı edilgen olmaktan çıkarıp devrimci bir özne haline getirmektir. Bunun yolu ise CHP kapılarında ekmek kuyruğu beklemekle değil fabrika önlerinde, emekçi mahallelerde süreklileşmiş bir çalışma yaparak olacağı açıktır.



 



Son söz olarak, bir kez daha komünistlere düşen görev, örgütsüz yığınları örgütlemek, yüzünü sosyalist devrime döndürmektir.



 



(K. Yaşar)