Aşağılanmaya ve kölece yaşama sıkıştırılmış, işkence dahil şiddetin her türü reva görülenler sokağa çıkmalıdır!
Kadın üzerinde muazzam bir mühendislik çalışması yürütülüyor. Söz konusu aile olunca, toplumun kadın yarısı, üstelik hayatı her cepheden her gün yeniden üreten kadın yarısı olunca işin içine vazgeçilmez burjuva aile kurumu giriyor. Dertleri, kadına “asli görevi olan” karılığı ve anneliği hatırlatma, doğurganlığını artırma, ev-mutfak köleliğinin zincirlerini sağlamlaştırma, ancak bunların elverdiği sınırlar içinde çalışma hayatına katılma… karşı çıktığında, boyun sunmadığında ise mutlak eziyet, şiddet ve cinayet! Bunlar bu yalınlıkta söylenmiyor ama, kenar süsü niteliğinde sözde vaatler ve “iyileştirmeler” müjdesiyle ortaya dökülüyor.
Cafcaflı başlıklarla sunulan içi başka dışı başka programdan geçilmiyor. Bunlardan biri de büyük tantanalarla servis edilen “Ailenin ve Dinamik Nüfusun Korunması Programı”! Peh peh peh! Giydirilen başlığa bakınca bir şey sanabilirsiniz. Ama kazın ayağı öyle değil! ‘Aileyi korumak’tan onların anladıkları, biat eden köle kadının tepesine binip onu başını kaldırmaya korkar hale getirmektir. ‘Dinamik nüfus’ denilense tekelci burjuvazi için ucuz işgücü olması için ortaya çıkarılması istenen muazzam kaynaktır.
Kadını bir üreme makinası olarak evin en ücra yerlerine hapsedecekler, ‘çok çocuk doğurun, sermaye için kelle sağlayın ve aile birliğini muhafaza edin’ diyecekler. Evdeki ömür tüketici işlerden başınızı kaldırabilirseniz, yokluk-yoksulluk sırtınıza abanmışken toplumsal hayata karışmak, farklı yüzler görmek, insan olduğunuzu duyumsamak, yani çalışmak isterseniz ancak yarı zamanlı, düşük ücretli güvencesiz işlerde çalışabilirsiniz. Bakmayın anlı şanlı paketin kreş yardımları, doğum izinleri, yarım gün ücret ve kısmi SGK ödemesi palavralarına. Kreş zorunluluğu olmasına rağmen türlü dalaveralarla bundan kurtulan patronların oyun sahası, hamile olduklarını öğrenince kadınların işten atıldıkları topraklar burası. Doğum izni ve yardımıymış!.. Hangi patron bütün bu külfetleri yüklenerek kadın işçi çalıştırmaya hevesli olur, açık ki kadın işçi yerine erkek işçi istihdam edecekler.
Her türlü aşağılanmaya ve kölece bir yaşama sıkıştırılmış, işkence dahil şiddetin her türü reva görülen kadın sokağa çıkmalıdır!
Burjuva devletin ideolojik-dinsel-geleneksel silahlarla kuşattığı kocaları, sevgilileri, babaları tarafından yaşam hakları ellerinden alınan, hayatın her alanında gerici toplumsal değer yargılarıyla boğuşan, karakollardan, savcılıklardan ‘aile birliği’ için savılan, mahkemelerde hakimlerin insafına terkedilen kadınlar sokağa çıkmalıdır!
Vahşice katledilmeye kadar uzanan şiddetin fiili hallerine duyduğumuz öfkeyle değil sadece; her gün hemen her konuda, üstelik yüz yıllardır sürekli aşağılanan, insan yerine konmayan, özlemleri, beklentileri dört duvar arasına gömülmek istenen kadınlar sokağa çıkmalıdır.
Geleneğin, dinin ve sistemin erkek egemen dayatmalarına boyun sunmayarak sesini yükseltenlerin, “hayır” diyenlerin, ölüm dahil her bedeli göze alanların ne kadar kalabalık olduğunu görmek için sokağa çıkmalıdır!
Toplumsal hayatın dışına atılmak istenenler, “usta aşçı”, “fedakar anne”, “sabır abidesi” yaftalarını elinin tersiyle iterek güçlerinin farkına varmak için de sokağa çıkmalıdır.
Hayatı her gün, her dakika yaratıcı emekleriyle yeniden üretenler sokağa adım attılar mı, bir daha kolay kolay o boğucu ve köreltici hayata geri dönmezler.
İşte o yüzden öfkemiz sokağa çıkmalıdır!
(Alınteri'nin 15 Şubat tarihli sayısı için hazırlanmıştır)