Grev oylamasına işçilerin çoğunluğunun EVET dediği Olmuksan'da Bakan müdahalesi gecikmedi
Geçtiğimiz günlerde tam da metal grevinin yasaklanmasının hemen ertesinde sınıf açısından son derece olağanüstü bir gelişme yaşanmıştı. Olmuksan’ın Adana, Çorlu, Çorum, İnegöl, İzmir, Gebze ve Edirne’de bulunan fabrikalarında gidilecek grev, son anda yapılan anlaşmayla gerçekleşmemişti. Araya bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik girmiş ve sendikayla patron arasında kurduğu dengeyle bağıtlanamayan sözleşmenin imzalanmasını sağlamıştı.
Olmuksan’da örgütlü Selüloz-İş’le patron arasında süren görüşmelerde; eşit iş yapan işçiler arasındaki ücret farklılıklarının giderilmesi ve düşük ücretlerin belli bir seviyeye çekilmesinden sonra ücret gruplarına göre zam yapılması talepleri reddedilmişti. Bunun üzerine 10 Şubat’ta greve gitme kararı alınınca patron tıpkı metal sektöründe olduğu gibi grev oylaması dayatmış, bunun arkasının da yasakla geleceği anlaşılmıştı. Patronun dayattığı grev oylamasında sadece sendikalı işçiler değil, beyaz yakalılar da büyük oranda EVET demişlerdi (630 sendika üyesi bulunmasına karşın oylamaya katılan 964 kişinin 717’si evet oyu kullanmıştı).
Anlaşılan o ki seçimlerin hemen arifesinde yeni bir grev yasaklama kararı almak istemeyen hükümet bakanı aracılığıyla duruma müdahale etmiş ve ortalama bir formülle anlaşmayı sağlamıştı. Ne de olsa sektör metal gibi kritik bir sektör değildi, ölçek olarak da binlerce işçiyi kapsamıyordu… Fakat hükümetin son dakikalarda yaptığı bu müdahalenin aslında basit bir seçim hesabı ya da işçi sınıfında biriken öfkeyi soğutmakla sınırlı olmadığı çok geçmeden anlaşıldı.
Faruk Çelik’in oldukça teatral bir tarzda ziyaret ettiği Olmuksan’da yaptığı açıklamalar bu müdahalenin hangi niyet ve hedeflere odaklanılarak yapıldığını açıkça gösterdi. Olmuksan’ın, işçi sınıfına biçilen yeni gömleğin provası olduğunu… Çelik’in “grev”, “sendika”, “kıdem tazminatı” gibi başlıklar altında toplanacak konuşma ve açıklamaları işçisi sınıfına biçilen bu gömleğin ölçülerini verecek bir içerikteydi.
Özünde “işçinin üretime bakmasını”, grevmiş, eylemmiş bunların tarihte kaldığını, her şeyin tıpkı Olmuksan’da olduğu onlar adına “çözülebileceğini” vaaz eden Çelik, hayal ettiği düzeni de Olmuksan’da yaşananlarla örnekledi.
Çelik konuşmasında burjuvazinin ezeli hayalini şu sözlerle ifade etti:
Nasıl hak arama kutsal ise aynı şekilde bunun diyalog çerçevesinde barışa dönüşmesi de çok önem arz ediyor. Yoksa eski anlayışlarda olduğu gibi sendikacılık ‘ne verirseniz verin ben hak aramaya devam ederim, işletmenin kapalı veya açık olması da ülke ekonomisinin iyi veya kötü olması da beni ilgilendirmez, ben dediğim dediktir’ şeklinde sendikacılık anlayışı artık tarihin çok gerilerinde kaldı.
Masa başında oturmak, masa başında sorunlarımızı konuşmak ve talep edilen meseleleri makul düzeyde ne işverenin dediği ne de işçinin dediği ama gerek ülke ekonomisi gerek işletmenin geleceği açısından ve işçilerimizin kazanımları açısından ortak bir nokta da buluşturmak. Biz geçtiğimiz hafta sonu böyle güzel bir tabloyu işçi kardeşlerimiz ve işveren temsilcileri ile birlikte halletmenin mutluluğunu yaşadık. ‘Bu gün burada grev var, burası kapalıdır, üretim gerçekleşmiyor’ anlayışından ‘burada çalışıyoruz üretiyoruz hakkımızı da alıyoruz’ anlayışına birlikte imza atmış olduk.
Grev hakkını, kıdem tazminatını gaspederek işçi sınıfını tamamen örgütsüzlüğe sürüklemeyi içeren bu yaklaşımın sendikal örgütlülük için çizdiği kalıp da belli: Korporasyon tipi sendikalar (bir çeşit Hak-İş)!
Çelik ne gevelerse gevelesin grevlerin, direnişlerin ve mücadeleci sendikacılığın tarihte kalmadığını ve ölesiye korktuklarını bizzat aldıkları yasaklama kararıyla ifşa ediyorlar. Olmuksan gibi mizansenler (ki Olmuksan patronuna bu mizansen için ne kadar teşvik verdiklerini de Allah bilir!) de bu gerçeğin üstünü perdelemeye yetmez.
Çelik Olmuksan “zaferi” üzerinden yaptığı konuşmada sadece grev hakkına ve mücadeleci sendikacılığa saldırmadı. Son dönemlerde fırsatını bulduğu her yerde yeniden dillendirdiği kıdem tazminatının özel fona devrini de laf arasına sokuşturdu. Kıdem için de aynı riyakarlıkla, “İşçi 15 sene bekleyip kıdem tazminatını alacağım diye ne olur ne olmaz endişesini yaşamaması gerekiyor. İşçinin kendi hesabına her ay nasıl sigorta primi yatıyorsa o şekilde kıdem tazminatı primi de yatmalıdır. İşletmenin hesabını işçi niye yapsın. İşler iyi gidecek mi gitmeyecek mi, niye bununla işçi kafasını meşgul etsin. İşçi üretimine baksın” incileri döktürdü.
Olmuksan üzerinden yaptığı bu şovda Çelik, burjuvazi ve devletinin hayalinin işçinin başını kaldırmadan “üretimine bakması” olduğunun altını kalınca çizmiş oldu. Yani köle olmasının. Fakat bugün bu hayale daha uzaklar, bunu bizzat o çok korktukları grevlerden, direnişlerden biliyorlar!
(Alınteri'nin 15 Şubat tarihli sayısından alınmıştır)