Bir yanımızı onunla birlikte toprağa verdik; diğer yanımız artık daha çok ayağa kalkmakta!
Özgecan’ın tecavüz edildikten sonra yakılarak bir dere yatağına atılıvermesi bütün duyularımızı ve bilincimizi isyan ettirdi. Ruhumuzun bir yarısı kanar bir yarısı ağlarken tüm benliğimiz öfkeye kesmiş durumda.
Noktalarla ayrılmış iki temel harfle tanımlanan ve iyice sıradan hale getirilmiş taciz ve tecavüz haberinden bol bir şey bulunmaz bu ülkede gazete sayfalarında: N.Ç’ler, O.B’ler, F.S’ler…
Cinayetler sonra… Tornavidalarla, bıçaklarla, sopalarla; evlerde, sokaklarda, otobüs duraklarında, kuytu ormanlıklarda… Tecavüzcüleri “rızası var” diyerek aklanır, katilleri “iyi hal indirimi” uygulanarak sokaklara salınır. Kadın cinayetleri hayatımızı cehenneme çevirirken toplumun bilinç altına her gün pompalanan erkek egemen zihniyet hepimizi zehirler, insanlıktan çıkarır. Kadınlar ikinci sınıf, seks aracı, mutfak hizmetçisi, hayat kölesi olarak benimsendikçe ona her türlü eziyet reva görülür.
“6 yaşındaki çocukla evlenebilirsiniz” diye fetva verenler, “çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapıyor” alçaklığını fikir diye ileri sürenler, kadın cinayetlerinin cinsel açlıktan kaynaklandığını propaganda ederek “erkeklere cinsel ihtiyaç ödeneği verilsin” diyenler bu kadar pervasız ve korkusuz konuşuyorlarsa en başta bu sistemin savunucularına dayanıyorlar. Bütün bu cinayetlerin ve azmettirmelerin, bütün bu vahşetin asıl sorumluları da onlardır! Kadınları cendere üstüne cendereye almaya yönelenlerdir.
Kadın üzerinden, onu aileye zincirlemeye çalışan erkek egemen hayat üzerinden kurulmaya çalışılır her şey yeniden. Yürürlükte olan gerici önyargılar, baskılar ve dayatmalar koyulaştırılır. Kendisi dışında herkesin sözü vardır kadının hayatına dair. En başta burjuva devlet olmak üzere babalar, kocalar, akrabalar, hocalar, hakimler, savcılar, bilumum “uzman”lar, mahalleli, patron… akıl öğretir, yol gösterir, fetva verir. Kimliği, kişiliği, bedeni ve hayatı onun değil başkalarınındır sanki. Ne giyecek, nereye gidecek, kiminle konuşacak, ne zamana kadar okula gidecek, hangisine gidecek, neden çalışacak, neden çalışmayacak, kiminle evlenecek, kaç çocuk doğuracak, neden kürtaj olmayacak… Eğer cinayete kurban gitmemişse, doğumundan ölümüne hayatı zindana çevrilir.
Bugün karşımıza Özgecan’ın katilleri olarak çıkan bu hayvanlar, bilin ki dün Kürtlere ya da devrimcilere saldırmak üzere salınan linç güruhlarının içindeydiler. Yarın muhtemel bir iç savaşta komşularını bile kesen IŞİD müsveddeleri olarak çıkacaklar karşımıza.
“Bu kadar insanlık dışı tutum örnekleri, cinayet ve saldırılar neden patladı” diye utanmazca soranlar var. Neden patlayacak?.. Dönün şu kuruculuk, bekçilik, yalakalık ettiğiniz, adeta tapındığınız düzene bakın! “Çağ atlama” palavrası altında adım adım nasıl bir Türkiye inşa edildiğine bakın… “Kindar ve dindar nesil yetiştiriyoruz” böbürlenmeleri eşliğinde sırtı sıvazlanıp sokaklara salınan linç gruplarına bakın! Bunlara kimlerin, neden ihtiyaç duyduğunu, ahlaksızlığın bu ülkede nasıl “erdem” haline getirildiğini, üç karısını öldürmüş canileri bile rating uğruna tv’lere çıkarmakta sakınca görmeyen “kültür hamlelerinizi” sorgulayın!
Özgecan’ın o sımsıcak gözleri, üniversite öğrencisi bir kadının hep tetikte ürkekliğini fotoğrafta olsun saklayan iyimser ifade kazındı belleğimize. Katilinin suratında bıraktığı direnişinin izleri pes etmeyen bir iradenin, yaşama ve geleceğe ölümüne bağlılığının ifadesidir.
Bir yanımızı onunla birlikte toprağa verdik; diğer yanımız artık daha çok ayağa kalkmakta!
(Alınteri'nin 15 Şubat 2014 tarihli 7. sayısından alınmıştır)