Tayyip ve yalakaları, gelmekte olan ekonomik krizin sorumluluğunu sırtına yıkabilecek “günah keçisi” arayışında
Kendisini Türkiye’nin mutlak sahibi olarak gören Tayyip Erdoğan’ın düşmansız yapamadığı biliniyor. Ortalama her 2-3 ayda bir kendisine mutlaka bir baş düşman belirliyor ve ardından ağzını her açtığında ona etmedik hakaret bırakmıyor.
Bu stratejinin ikili amacı var: Bir taraftan dikkatleri tartışılması gereken sorun ve tehlikelerden uzaklaştırıyor, diğer taraftan kendi tabanını bu düşmanlara karşı bileyip kemikleştiriyor.
Padişah özentisi faşist zorba ve tetikçi devşirmelerinin hedef tahtasında son günlerde Merkez Bankası ve onun başkanı var. Bankanın “faizleri düşürmemekle ekonominin hızını kesip önünü tıkadığını” iddia ediyorlar.
Eskiden sıkıyönetim komutanları kendilerini her konunun “uzmanı” olarak görür ve akıllarına esen her konuda bildiri yayınlayarak ahkam keserlerdi. Kendini her şeyin ve herkesin üstünde gören megalomaniden kaynaklanan bu hasta tutum, bugün misliyle katlanmış olarak Tayyip Erdoğan zorbasında karşımıza çıkıyor. İşin içine sık sık cahil cesareti de giriyor tabii.
Tayyip ve yalakalarına inanacak olursanız, faizlerin yüksekliği, ekonomideki neredeyse diğer bütün sorunların sebebi. Döviz fiyatları da o yüzden düşmüyor, ihracatla ithalat arasındaki makas da o yüzden kapanmıyor, piyasalar da o yüzden durgun, Türkiye’nin rekabet gücü de bu yüzden zayıf düşüyor,.. Mübarek sanki “torba yasa”!!! Aklınıza ne gelirse, sallantıdan bağlantı kurarak ona bağlayabilirsiniz. Tayyip ve yalakaları da bunu yapıyorlar zaten.
Yalnız bu üfürmenin burjuva ekonomi politiğinde bile yeri ve karşılığı yok. Merkez Bankası’nın eski başkanlarından Durmuş Yalçın gibi bir isim dahi, bu saçmalığa karşı çıkarken, “bütün bildiklerimizi unutalım, bu arada klasik ekonomi politiğin bütün temel kitaplarını da artık geçersiz ilan edip bir meydanda yakalım…” diyerek kibarca dalgasını geçti.
O zaman Merkez Bankası’na yönelik bu saldırıların amacı ne? Tayyip şu sıra düşman sıkıntısı çekmeye başladığı için mi piyango Merkez Bankasına vurdu?..
Mesele o kadar da basit değil. İşin asli Tayyip ve yalakaları, kapıyı çalmak üzere olan ekonomik krizin sorumluluğunu sırtına yıkabilecek bir “günah keçisi” arayışına girdiler. Tohumlarını kendilerinin ektiği Haziran İsyanı ile 17 Aralık’ta yatak odalarından taşan rüşvet lağımının üstünü örtmek için sarıldıkları savunma mekanizmasını bir kez daha harekete geçirerek yeni bir komplo teorisinin taşlarını döşüyorlar.
Yaklaşan ekonomik krizin suçunu üzerine yıkacak bir sorumlu arayışına bitişik ikinci bir neden ise ekonomide özellikle inşaat sektöründe talebi canlandırma isteği. İnşaat sektörü AKP için birkaç açıdan önemli. AKP’nin en büyük finansörleri bu sektörde. Ayrıca sektör Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi için büyük voliler vurdukları verimli bir rüşvet kaynağı. Fakat asıl önemi, neoliberal yeniden yapılanma sürecinde ağırlığı artarak Türkiye ekonomisini sürükleyen lokomotif sektörlerden biri haline gelmiş olmasından kaynaklı.
Yalnız “kentsel dönüşüm” adı altında yaratılan rant yağması sayesinde anormal ölçülerde büyüyen sektörde bugün bir şişme yaşanıyor. Eli kulağındaki krizin de bu balonun patlaması ya da döviz girişinin teklemesi üzerine patlak vermesinden korkuluyor. 199O’ların sonunda Güneydoğu Asya’da, 2008’de de ABD’de bu yaşandı çünkü. Emlak piyasasındaki balonun patlamasıyla başlayan kriz kısa sürede ekonominin bütün alanlarına yayılarak genelleşti. AKP yönetimi en azından Haziran seçimleri öncesi aynı kaderi yaşamaktan korkuyor.
Ne var ki ekonominin yapısal zaaflarının yanı sıra iç ve dış politika alanında da öyle açmazlar ve ters akıntılarla kuşatılmış durumda ki, bir alanda zaman kazanıp önünü açmak için yaptığı bir hamle başka alanlarda başına yeni sorun ve sıkışmalar açıyor. Faizleri düşürmesi için Merkez Bankası’na yapılan baskı da aynı sarmalı doğurdu. Faizleri düşürerek hem kredi borcu olan kapitalist işletmelerin elini rahatlatalım hem de krediye dayalı tüketimi kamçılayarak piyasayı canlandıralım derken enflasyona gaz verilmiş oldu. Bu arada dolar fiyatı aldı başını gitti. Son iki yılda zaten yüzde 42 değer kaybetmiş olan Türk lirası karşısında tarihin en yüksek düzeyine çıktı. Sırf dolardaki bu yükseliş Türkiye’nin dış borçlarında 74 milyon dolarlık bir artış anlamına geliyor.
Türkiye 2015 yılında 225 milyar dolar dış borç ödemek zorunda. Bunun 128 milyar doları özel sektörün borcu. Tayyip içerde yaren takımını rahatlatmak amacıyla esip gürledikçe bu borcun biraz daha şişip büyümesine de çanak tutmuş oluyor.
Bu öyle bir kurt kapanı ki, sonuçta fatura dönüp dolaşıp işçi ve emekçilerin sırtına biniyor. Bizler aklımızı başımıza toplamadığımız ve gördüklerimizin arkasında gerçekte hangi dolapların döndüğünü görerek harekete geçmediğimiz sürece de bu kapan gırtlağımızı gitgide daha fazla sıkıyor.
(Alınteri’nin 15 Şubat tarihli 7. sayısından alınmıştır)