O zincirleri önce biz kırmalıyız!

Eğer biz öldürülüyorsak; tacize, tecavüze uğruyor, şiddet görüyorsak biraz da bu korkularımızı yenemediğimiz içindir

KADIN
Salı, 17 Şubat 2015 (11 yıl 2 ay önce)

Özgecan için sokaklar durulmuyor. Aslında bu sadece Özgecan’ın vahşice katledilmesine duyulan bir tepki değil. Yıllardır kadına hücreler çizen, o hücrelere sığmayanları sayısız sıfatla tanımlayıp hedefe çakan, son yıllarda da bu yaklaşımını ayyuka çıkaran egemen zihniyete, bu zihniyetin yarattığı toplumsal çürümeye duyulan bir öfkenin zincirlerinden boşalmasının ilk belirtisidir. Sistemin kendisiyle birlikte büyüttüğü toplumsal çürümeye…



 



Kadın düşmanlığını körükleyen, kadını gittikçe erkeğe, eve, çocuğa zincirlenmiş bir köle olmaya zorlayan açık bir çaba var. Öbür taraftan onun ucuzun da ucuzu emeğini kölece çalışma koşullarında en vahşi biçimlerde sömürme isteği… Sistemin kadın katillerini her daim koruması, ona çizilen bu çember kırılmasın diyedir. Mahkemeleri, yasaları ve bilumum kolluk gücüyle yapıp ettikleri aslında bunun içindir.



 



Kadını et pazarında pazarlamaya kalkanlar, hamile kadının sokağa çıkamayacağını, çıkanın fahişe olduğunu ima edenler, lise çağındaki kızların evlenmelerini teşvik edenler, ta ana okullarında evliliğin nasıl kutsal, kocaya itaatin nasıl cennetlik olduğunu vaaz edenler hatta annelerin diz kapaklarından bilmem neresinin erkek evladı kışkırtacağından dem vuracak kadar çürüyenler, 6 yaşındaki kız çocuklarının evlenebileceğini söyleyecek kadar sapıklaşanlar yarattı bu sonuçları. TV programları, canlı vaazlar, sapıkça sayıklamalarla…Onların bu vaazlarına göz yumanlar, devlet kürsülerinden benzer buyruklar salanlar...



 



Gerici, ırkçı, faşist söylemlerle toplumun beynini örümcek ağlarıyla dolduranlar, Kürdistan’da Kürtleri katlederken de, “Onlar Kürt. Vatanı bölmeye çalışıyorlar” naralarıyla milliyetçi, faşist, dinci gerici fikirlerini topluma empoze edip düşmanlaştırmaya çalışıyorlardı. Toplumu çürütecek tüm gericiliklere öncülük edenler, Özgecan'ın ve binlerce kadının katilleridir.



 



Eğer sokağa çıkacaksak bütün bunları bilerek, düşmanımızın kim olduğunu görerek çıkmalıyız. Erkeğe düşman olarak hesap sorulmaz. Kadın anadır, bacıdır, abladır, teyzedir, anneannedir… Biz kadınlar olarak bu geri zihniyetle çocuklarımızı yetiştiriyor, büyütüyorsak; bize ne dayatıldığını göremiyorsak öncelikle suç bizdedir. Bir kadın eğer kızı taciz edildiğini kendisine söylediği zaman ona, “kim bilir sen ne kancıklık yaptın” diyebiliyorsa, asıl suçlu kadındır, annedir öncelikle…



 



Hayatın yarısını oluşturuyorsak eğer, kendi yerimizi önce kendimiz fark etmeli, yerimize sahip çıkmalı, “eksik etek” damgasını, “saçı uzun aklı kısa” yaklaşımını kendi benliğimizden biz söküp atmalıyız. Çocuklarımızı yetiştirirken en başta “oğlum aç amcan erkekliğini görsün” ya da “kızım ayıp ne yapıyorsun” dememeliyiz. O toplumsal rollerin devamcısı olmayı reddetmeliyiz. Bu sistem ve yürütücüleri ahlak adına bu kadar ahlaksızca şeyler pompalarken, bizler de toplum olarak uyum sağlayıp bu hale gelmeye çanak tutuyoruz. Bunun farkında olmalıyız?



 



Bir kadın anlaşamayıp eşinden ayrılmaya kalktığı zaman  "el alem ne der", "nasıl geçineceksin" diye önce biz kendi kendimize erkeğin üstünlüğünü kabul edip ona köleliği benimsiyoruz. 



 



Bir kere bundan vazgeçelim. Bize bu korkuların "annene, gelenek, adet, töre, günah, ayıp" gibi ortaçağ zihniyetiyle dayatılmasına izin vermeyelim. 



 



Biz kadınız, biz anneyiz, biz emekçiyiz, biz işçiyiz, biz çocuk doğuranız, biz o çocukları yetiştireniz, biz bu toplumun yarısını oluşturuyoruz. 



 



Hayatın can damarıyız. Eğer biz öldürülüyorsak, eğer tacize, tecavüze uğruyor şiddet görüyorsak biraz da bu korkularımızı yenemediğimiz içindir. Kadın olarak, hayatta özgür olmayı tam da isteyemediğimiz, istediğimizi almak için mücadele etmediğimiz içindir.



 



Evet, Özgecan için sokakları dolduruyoruz, sloganlar atıyoruz, yürüyüşler yapıyoruz;binlerce insan, her ilde…



 



Her an haykırıyoruz, "Erkek vuruyor, devlet koruyor!". Doğru, ama şimdiye kadar daha önce yaşanmadı mı bu ve benzeri tacizler, tecavüzler, şiddet ve katliamlar? Yaşandı hem de çok yaşandı. Biz birlikte hareket etmek, mücadele etmek anlayışına sahip olmadığımız sürece; verdiğimiz mücadele, sadece erkek şiddetine karşı olmakla sınırlı kalırsa bu daha çok ölümler, tacizler, tecavüzler yaşayacağız demektir.



 



O katil eğer soğukkanlı bir şekilde Özgecan’a yaptıklarını anlatabiliyorsa demek ki korkmuyor. Biliyor ki yasalarca korunacak, hak ettiği cezayı almayacak. Muhtemelen sağlık problemleri nedeniyle cezai ehliyeti yoktur bile denilebilir; bu sistemle, bu yasalarla, bu mahkemelerle… İşte sorun tam da burada bizi katlettiren, katledilmemize olanak sağlayan katil devlettir, burjuvazidir. Bizim düşmanımıza vereceğimiz savaş da buna göre olmalıdır. Burjuvaziye karşı işçi sınıfının savaşının içinde örgütlü mücadele etmeliyiz.



 



Çünkü kadınların kurtuluşu da insanlığın kurtuluşuna bağlıdır.



 



İnsanlığın kurtuluşu da işçi sınıfının nasırlı elleriyle gelecektir.



 



(Alınteri okuru)