AKP’de yansımasını bulan öyle bir paranoya ki, AKP kadrolarının hiçbiri birbirine güven(e)miyor
AKP eliyle sermayenin 2015 genel seçimlerini de kullanarak yoğunlaştığı ana gündemi kendi koydukları adla devletin “Restorasyon ve yeniden inşası”. İnşanın belirginleşen köşe taşlarına baktığımızda daha fazla güç yoğunlaşması, gücün neredeyse Erdoğan ve çevresindeki çok dar bir çekirdek kadro elinde toplanması planlanıyor.
Her güç yoğunlaşması gibi bu süreç de çatlaksız, sürtünmesiz ilerleyemezdi. Güç yoğunlaşır yoğunlaşmasına fakat yoğunluğun dışında kalanların sessiz sedasız bunu kabul edecekleri düşünülemez. Bu bir de AKP gibi birçok dinci gerici burjuva kliğin çatı partisi bir parti ise kaynama noktalarının fokurdamaya başlaması kaçınılmazdı. Faşist sistemlerde güç gitgide dar bir çekirdek elinde toplandıkça bu çekirdeğin temsilcileri ile bunun dışında kalan kesimler arasında merkezden kurtulup dışarı kaçmaya çalışma eğilimleri artar. Faşist iktidarların tarihi faşist klikler arasında erk kapışması olarak başlayıp birbirine suikast düzenleme ortadan kaldırmaya kadar uzanan örneklerle doludur.
Siyasi gücün muazzam bir ekonomik güç/araç özelliği kazandığı günümüz koşullarında çelişkiler normalden daha hızlı keskinleşip hızla çatlaklar biçimde ortaya çıkmaktadır. AKP şahsında artık gizlenemeyecek boyutlar kazanmış yolsuzluk ve hırsızlıklar bu süreci hızlandırmıştır.
Bu doğrultuda burjuva siyaset arenasında beklenen oldu. Sürpriz olmayan bir açıklamayla MİT müsteşarı Hakan Fidan 6 Şubat günü kaçak saraya giderek istifasını sundu, seçimlerde milletvekilliğine aday olacağını açıkladı. İstifa AKP içindeki dinci gerici burjuva klikler arası çelişkileri öyle bir kızıştırdı ki, ardı ardına yapılan açıklamalarda kartlar açık karılmaya başlandı.
AKP içindeki kliklerden Milli Görüşçüler Hakan Fidan istifasına ve Erdoğan’ın bu istifaya sahte muhalefetine “senaryo” diyerek isyan ettiler. Zira geçen seçimlerde Erdoğan’ın AKP başkanlığı için favorisinin Hakan Fidan olduğu, onu buraya hazırladığını sağır sultan bile duydu. İlk elden istifa jet hızıyla basına parti içindeki Milli Görüşçüler tarafından servis edildi.
Erdoğan ise istifanın ardından Kürt hareketiyle yürütülen müzakere sürecini, Suriye’de cihatçıları kullanarak savaşı körükleme politikasını ve Fethullah Gülenciler eliyle gerçekleşen kendi deyimleriyle “Paralel darbe” 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını püskürtme işinde bel bağladığı Hakan Fidan’ın milletvekili adaylığını onaylamadığını ve bunu kendisine de, Davutoğlu’na da söylediğini açıkladı.
Ancak bu istifanın ve Erdoğan’ın açıklamalarının “danışıklı dövüş” olduğu tartışması da gecikmedi. Bu “eylemi üstlenmeme” tavrının arka planında ise Erdoğan’ın Parti içi kaynamalarda artık freni tutturamayacak duruma gelmesi, siyaseten sıkışmışlığı var.
Başkanlık sistemi dayatması, AKP içinde ciddi bir başka direnç noktası. Partinin kurmayları, Başkanlık sisteminde kendilerine yer olmadığını gördükçe siyaseten karşı olmadıkları bu uygulamaya fiiliyatta muhalif tavırlarını sürdürmektedir. Erdoğan’a karşı oluşan cephenin başını, kliği adına Abdullah Gül’ün perde arkasından yönettiği ise kimse açısından sır değil. Abdullah Gül’ün AKP’de siyaset yapmak istemine, partiye üye dahi yapılmaması yanıtı verilmesi, Gül’ün Erdoğan tarafından dışarıda tutulması bu kapışmayı alenileştirdi.
Hakan Fidan’ın paraşütle AKP’ye indirilmesi ve kapalı kapılar ardında “Genel Başkanlığa hazırlanması” sadece bardağı taşıran son damla oldu. Bülent Arınç, rahatsızlığını gizleme gereği duymuyor “Sonumuz ANAP gibi, DYP gibi olacak” diye mızırdanıyor, istifaya hazırlandığı söyleniyor.
Erdoğan adeta parti içindeki istifa tehdidi savuran 50 milletvekilinin istifasını engellemek ve AKP’yi 7 Haziran seçimlerine bütünlük içerisinde taşımak derdine düşmüş durumda.
Rejimin kendini daha fazla tahkim etme arayışlarında AKP’nin kabuğunu değiştirmek de var. Hikmetinden sual olunmaz Erdoğan bu noktada da partisi içerisinde ciddi bir dirençle karşı karşıya. Özellikle Arınç’ın temsil ettiği grubun “yeni yetmeler” diyerek küçümsediği ekibin parti içindeki ağırlığı arttıkça, kendilerine “Milli Görüşçüler” adını veren partinin eski kadroları “tasfiye ediliyoruz” yaygarasını basıyor. Yiğit Bulut, Hakan Fidan, Efkan Ala, Süleyman Soylu ve Yalçın Akdoğan gibi isimlerin sivrilmesi kaynamaları artırıyor.
Erdoğan, Kaçak Saray’a çıktıktan sonra oluşturulan kabinede, Hakan Fidan’ı Dışişleri Bakanı yapmayı tasarlaması, bazı parti kurmaylarının, “MİT’ten gelip bakanlığa geçerse polis devleti görüntüsü veririz” bahanesiyle bunu çelmelediği, Milli Görüşçü olarak bilinen bazı isimlerin partinin “kabuk değiştirmesi”ne itiraz ettikleri, Hakan Fidan’ın Bakanlar Kurulu listesinden son anda çıkarıldığı yine kendilerinin sızdırdığı bilgiler arasında.
Temelinde yatan gerçek neden ise; Türkiye’de burjuvazi içerisinde, ekonomik ve siyasal rant kapışmasının kızışması, Erdoğan'ın izlediği strateji ve politika yapma tarzının ekonomik krizin gelişini hızlandırıp sonuçlarını ağırlaştıracağı endişesiyle cemaat dışındaki kesimlerde de hoşnutsuzluğun artmasıdır. Erdoğan’ın gidişinin sadece AKP’nin geleceği açısından değil, ekonominin gidişini de tehdit edici bir hal aldığı endişesi duyulmaktadır. AKP içindeki çatlakların bu denli yüzeye vurmasının asli nedenlerinden birisi budur.
Erdoğan’ın kendisi de kayan zeminin farkındadır. Özal ve Demirel’in Çankaya’ya çıktıktan sonraki durumlarına düşmekten korkmaktadır. Burjuva klikler arası güç ve iktidar savaşları keskinleştikçe düne kadar siyasal kanka olanların birbirlerinin ipliklerini nasıl pazara serdiklerinin sadece dünyada değil Türkiye tarihinde de örnekleriyle doludur. Cemaat-AKP kapışmasının ortaya serdiği yolsuzluk, hırsızlık, pislik dosyaları en taze olandır.
Öyle bir duruma geldiler, AKP’de yansımasını bulan fakat rejim adına yaşanan öyle bir paranoya ki, AKP kadrolarının hiçbiri birbirine güvenmiyor. Sınıf mücadelesinin olası seyrinin belirsizliğinden ölesiye duyulan korku, kapıda olan krizin derinleşme emareleri, yığılmış dış borçlar, dış politikada saldırgan savaş kışkırtıcısı politikaların tıkanması ve yalnızlaşma gibi etkenlerin üst üste binmesi sonucu kendini göstermeye başlayan yönetememe krizinde devlete dar bir çekirdek kadro da geniş gelmeye başladı.
Onlar tasfiyeler, atamalar ya da başka burjuva siyasetin ayak oyunlarıyla devleti tahkim projelerine devam etsinler. Yönetememe krizlerini derinleştirecek, rotalarında şimdiki gibi zigzagları çizdirtecek olansa bizim birleşik gücümüz olacak.
(Alınteri'nin 15 Şubat tarihli 7. sayısından alınmıştır)