'Panik butonu' ve gerçekler!

Mahkeme, "saygın davranışlarından" dolayı tecavüzcünün cezasını indirdi, boşanmak isteyen kadın ve yakınları saldırıya uğradı

KADIN
Salı, 17 Şubat 2015 (11 yıl 2 ay önce)

Özgecan'ın vahşice katledilmesi sinmiş-kabullenmiş-hareketsiz kalmış yanımızı ayağa kaldırdı. Toplum olarak yıllardır kadın cinayetleri karşısında duyduğumuz acıyı, öfkeyi şu ya da bu söylemle, gerici yönlendirmelerle kınına sokmaya uğraşanlarda şimdi bunun paniği var. Bu panikle onu yeniden kınına sokmaya çalışıyorlar. Bir taraftan Özgecan'ın katlini kendi kirli siyasi amaçlarına alet etmeye çalışıyorlar, bir taraftan o çok tanıdığımız pişkinlikleri ve riyakarlıklarıyla acımızı paylaştıklarını kanıtlama çabasıyla çırpınıp duruyorlar.



 



Fakat tüm o riyakarlıkları üzerindeki perdeyi bizzat kendileri kaldırıp atıyorlar. Erdoğan ağzını yine kadının aslında erkekle eşit olmadığıyla sözleriyle açıyor, feministleri ve aslında sokağa dökülen tüm kadınları, "dinimizle, medeniyetimizle ilgili olmamakla" itham ediyor. Aynı mantık, aynı zihniyet...



 



Dahası mahkemeleri ve kolluk güçleri Özgecan'ın vahşice katledilmesini hazırlayan tutumlarını aynı pervasızlıkla devam ettiriyorlar.



 



Bugün basına düşen iki haber bunun somut ifadesidir. Birinde tıpkı Özgecan gibi bindiği aracın şoförü tarafından tacize uğrayan Japon turistin tacizcisinin mahkemedeki "saygın tutumu" nedeniyle zaten sembolik olan cezasının daha bir aşağıya çekildiğini öğreniyoruz. Diğerindeyse boşanmak istediği için şiddete uğrayan ve hakkında koruma kararı çıkarılan kadın ve yakınlarının boşanmak istediği eşinin yakınları tarafından saldırıya uğradıklarını ve bu sırada korumanın ortalıkta gözükmediğini...



 



Üstüne bir de Özgecan'dan sonra "hesabını soracağız" naraları atan hükümetin tüm o efelenmelerinin dağ fare doğurdu misali "panik butonu" 'doğurmanın' ötesine geçmediğini...



 



Saldırganın mahkemedeki "saygın tutumu" nelere kadir?



2011 yılında Diyarbakır-Muş karayolu üzerinde aracına aldığı Japon turist 21 yaşındaki A.I.’ye cinsel saldırıdan tutuksuz yargılanan 19 yaşındaki İ.K.'nın cezasında, duruşmalardaki "saygın tutumu nedeniyle" indirim yapıldı. İ.K 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum oldu, bu cezası da ertelendi.



 



2011 yılının Ramazan ayında Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran A.I. Diyarbakır'dan Bitlis'e gitmek için bindiği minibüsün sürücüsünün cinsel saldırısına uğradığını belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. Şikayeti değerlendiren savcılık açtığı davanın dosyasını Muş Savcılığı’na gönderdi. Muş savcısı da yetkisizlik kararı verip, dosyayı Diyarbakır’ın Lice Savcılığı’na gönderdi. 



 



A.I.'nın ifadesi ve eşkal tarifi üzerine cinsel saldırıda bulunan I.K isimli şahıs gözaltına alındı. İ.K. suçlamaları reddederek, "Mağdurun bahsettiği kişi benim. Olay günü mağduru alıp yola çıktım. Yolda bir konu hakkında tartıştık. Bunun üzerine Diyarbakır’da indirdim. Sonra da kendisini hiç görmedim" dedi. 

 



Şüpheli İ.K., ifadesinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Olay sırasında A.I.'nın üzerindeki tişörtteki lekelerde şüpheliye ait bir iz tesbit edilmedi. Ancak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gelen cep telefonu sinyallerinden İ.K.’nın Muş’a gittiği tespit edildi. Savcılık sanık hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istedi. 



 



2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan son duruşmada tutuksuz sanık İ.K. katılmazken, avukatı hazır bulundu. Savcı cinsel saldırıdan 7 yıla kadar hapis cezası isterken, sanık avukatı Hanifi Dündar, müvekkilinin beraatini talep etti. 



 



Duruşmaya kısa bir ara veren mahkeme, sanık İ.K.’nın ’cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Sanığın duruşmadaki 'saygın tutumu'nu dikkate alan mahkeme, indirim yapıp İ.K.’yı 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate varıldığından sanık hakkında verilen cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.



 



Koruma verildiği halde yoktu!



Tacizci ve tecavüzcüler mahkemeler tarafından bu şekilde kollanırken, boşanmak istediği için saldırıya uğrayan kadınlara verilen korumalar da ortalıkta görünmemeye devam ediyor.



 



Bugün Kartal Anadolu Adalet Sarayı'nda yapılan boşanma davasından sonra olup bitenler, bu zihniyet değişmedikçe ne koruma vermenin ne de araçlara nasıl kullanılacağı bile meçhul olan (hadi kullanıldı, koruma verildiği yerde bulunmayan kolluğun o butondan aldığı sinyalle olay yerine gidip gitmeyeceğinin ne güvencesi var, her şey olup bittikten sonra gitmesinin ne anlamı?) "panik butonları" koymanın çare olmadığını da net bir şekilde ortaya koyuyor.



 



Boşanmak isteyen kadının yakınlarının önü Kartal Adliyesi'nde görülen davadan ayrıldıktan sonra duruşmaya katılmayan erkek tarafınca kesildi. D-100 Karayolu üzerinde sopalar, satırlar ve bıçakların kullanıldığı bir kavga başladı, çok sayıda insan yaralandı.



 



Bu arada, boşanma davası açan kadının annesi, kızının korunmasıyla ilgili karar olduğunu ancak yanlarına polis verilmediğini söyleyerek, “Adliye çıkışında önümüzü kesip saldırdılar. Bu da mı öldürülsün?” dedi. 



 



Bu gelişmeler, her an saldırıya maruz kalacak milyonlarca kadının bu zihniyetle hesaplaşılmadıkça ve aslında bu zihniyeti vareden toplumsal düzen değişmedikçe süreceğinin açık ifadesidir.