Rojava Devrimi İçin Avukat Dayanışması hazırladıkları raporu açıkladı
13-17 Ocak tarihleri arasında Rojava'nın Cîzîre Kantonu'nu ziyaret eden Rojava Devrimi İçin Avukat Dayanışması, gözlem ve değerlendirmelerini raporlaştırdı. Broşür şeklinde de düzenlenen rapor, bugün saat 11:00'de Taksim Hill Otel'de yapılan basın toplantısında açıklandı.
Yapılan toplantıya Dayanışma içindeki avukatların yanısıra, Efrîn Hükümet Başkanı Hevî Mustafa, Kobanê Kanton Başbakan Yardımcısı Xahid Berkel, HDP İl Eş Başkanı Ayşe Erden, Kobanê'de ölümsüzleşen Suphi Nejat Ağırnaslı'nın annesi Nuran Ağırnaslı ile Alınteri, ESP, SGD, BEKSAV, SDP ve TOHAV temsilcileri de katıldı.
Toplantı Rojava'dan gelen temsilcilerin selamlamalarıyla başladı.Efrîn'den gelen Hevî Mustafa katılımcıları "Herkesin haklarının korunduğu demokratik bir yaşamı inşa ediyoruz. Herkesi selamlıyoruz" sözleriyle selamladı.
Kobanê Kanton Başkan Yardımcısı Berkel ise, "Beş aydır Kobanê'de tarihsel bir direniş verildi. Bu bir varlık ve yokluk savaşıydı. Çeteler Kürtlerin iradesini ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Bütün dünyanın başına bela olan bu çeteler amaçlarına ulaşamadı. Zaferimizi büyüteceğimize inanıyorum" diyerek Kobanê direnişinin ruhunu salona taşıdı.
Toplantı Cîzîre Kantonu'nu ziyaret eden Rojava Devrimi İçin Avukat Dayanışması heyetinde yer alan avukatların çeşitli başlıklar altında yaptıkları sunumlarla devam etti.
'Devrimin 8. rengini gördük'
Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Özlem Gümüştaş'ın moderatörlüğünde yapılan sunumlarda ilk sözü ÖDP'li avukatlardan Sabri Kuşkonmaz aldı. Kuşkonmaz çalışmalarının siyasal anlamına, bu ziyaretin kendilerine yüklediği görevlere değindiği konuşmasında şunlara değindi:
Rojava'da devrimin 8. rengini gördük. Devrim, olanın yenilenmesi değil. Yeni bir şey kurmaktır. O yeni şey 8. renktir. Ağır bir yük ile döndük. Tanıklıktan öte bize bir görev yükledi. Kendimizi devrimin bir parçası olarak algıladık. Dünyaya bu devrimi anlatmak gibi bir görevimiz var. Rojava devriminin katkıya desteğe ihtiyacı var. Sağlık, mühendislik, kentleşme açısından ne kadar olanağımız varsa, harekete geçirmeliyiz. Bu dünyanın geleceği için gerekli.
'Rojava Öcalan'ın paradigmasıyla şekilleniyor'
İkinci söz Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez'e verildi. Suriye rejiminin Rojava politikasını ve devrimin tarihi gelişimini anlatan Bilmez konuşmasında, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın bölge halkı üzerindeki etkisine dikkat çekti. Rojava'da inşa edilen sistemin Özalan'ın paradigmaları üzerinden şekillendiğini vurgulayan Bilmez bunu, "Rojava'da inşa edilen sistem Öcalan tarafından kapitalist moderniteye karşı geliştirilen demokratik modernitedir" sözleriyle özetledi.
'Halkların demokratik birliği'
Üçüncü konuşmacı olarak söz alan Açılım Hukuk Bürosu'ndan Kemal Toraman da demokratik özerkliğin nasıl bir örgütlenme modeli üzerinden şekillendiğine ilişkin gözlemleriyle de birleşik bir sunum yaptı. Rojava Anayasası'nın anti bürokratik bir mantıkla hazırlandığını, o nedenle muhafazakar bir karakter taşımayıp toplumsal yaşam açısından gereksiz olabilecek tüm ayrıntılardan arındırılmış bir yalınlığa sahip olduğunu belirtti.
Bu felsefenin komün ve meclisler üzerinden yükselen siyasal sistemin ruhuna da sirayet ettiğini vurgulayan Toraman, bu örgütlenme ağının yatay bir yaygınlık taşıdığını, SSCB'deki bürokratik yozlaşmadan çıkarılan derslerin komün ve meclislerin dinamik bir şekilde işletilmesinde belirleyici bir rol oynadığını dile getirdi. Olası bürokrasi nüveleri üzerinde bu dinamik yapıların süreklileşmiş denetimlerinin sözkonusu olduğunu ifade eden Toraman, bu örgütlenmelerin oldukça şeffaf bir nitelikte olduklarının altını çizdi.
Küçük mülkiyete dayalı geniş arazilerin olduğu Rojava'da varolan etnik farklılıkların ve bu farklılıkların oldukça köklü önyargılar yaratmış olmasının mülkiyet ilişkilerinin düzenlemesine de damgasını vurduğunu vurduğunu belirtti. Anayasa'nın 41. maddesinde kamusal mülkiyetin esas alındığı vurgulansa da bir sonraki maddede mülkiyet hakkının tanınmasına vurgu yapıldığını, çelişki gibi görünen bu durumun aslında bu arka plana ve hassasiyete dayandığını dile getirdi.
Tarihler boyunca ezilen bir halk olan Kürtlerin diğer etnik azınlıklar karşısında olabildiğince hassas davrandıklarını gözlemlediklerini belirten Toraman, mesela BAAS rejiminin '60'larda hayata geçirdiği Arap Kemeri politikasının (Kürtlerin yerlerinden edilerek topraklarına Arapların yerleştirilmasi) bugün açısından hem mülkiyet ilişkilerinin düzenlenmesinde önemli bir handikap oluşturduğunu hem de Kürt milliyetçisi kesimlerle (Suriye KDP'si) PYD arasında belirgin politik farklılıklar yarattığını belirtti. Milliyetçi kesimlerin "Arapların yaşadıkları o topraklar aslında bizim ve onları geri alamalıyız" yaklaşımı taşıdıklarını, PYD'nin bu yaklaşımla da mücade etmek durumunda kaldığını ve "devrimin ruhunun mülkiyete kurban edilemeyeceği" felsefesini tutarlı bir şekilde savunduğunu anlattı.
PYD'nin bu hassasiyetinin siyasal ilişkilerde de bariz biçimde görüldüğünü anlatan Toraman, Rojava'da baskın bir ulus çizgisinin yerine ulusların demokratik birliğinin esas alındığını şu örnekle izah etti: Arapların yoğun olarak yaşadıkları bir bölgede yapılan meclis seçimlerinde temsilci olarak bir Arap değil de bir Kürt seçiliyor. PYD'li yetkililer jakoben olmayan bir tarzda bunun neden böyle olduğunu sorduklarında Araplar, "Biz BAAS döneminden beri kim güçlüyse onu destekledik. Şimdi Kürtler güçlü o nedenle onları desteklemek gerektiğini düşündük" yanıtı veriyorlar. PYD'liler bunun böyle olmaması gerektiğini kendi paradigmaları temelinde anlatarak, seçimin yenilenmesini istiyorlar. Yeni seçimde Arap halkından bir temsilci seçiliyor.
Rojava'da da yüzde 2'lik bir seçim barajının olduğunu belirten Toraman, bu barajın esas olarak daha dinamik bir sürecin yaşanması için konulduğunu öğrendiklerini belirtti.
'Gerçek güvenlik özgürlükle sağlanır!'
Avukat Toraman'dan sonra sözü Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Özlem Gümüştaş alarak Rojava'daki savunma sistemini anlattı. Savunma felsefesini, "Bu savunma, kendi kendini yönetme ve sorunlarını kendi kendine çözme anlayışına dayanıyor. Rojava gerçek güvenliği özgürlükle sağlıyor" sözleriyle özetleyen Gümüştaş, bir bütün olarak nasıl bir savunma sisteminin inşa edildiğini özetledi.
YPG/YPJ'nin dışardan gelecek saldırılara karşı örgütlenmiş bir halk ordusu olduğunu, ama tüm toplumun kendisini savunacak bir özsavunma anlayışıyla örgütlü hale getirildiğini vurgulayan Gümüştaş, savunmanın askeri ve siyasal/ideolojik eğitimler üzerinden yükselen bir mantığa dayandığını belirtti.
İdeolojik eğitimin savunmanın da ruhunu oluşturduğunu dile getiren Gümüştaş bunu, "Rojava'nın gelişiminin en temel momenti, akademiler ve oralarda verilen eğitimler" sözleriyle özetledi. Savunma anlayışının dayandığı ideolojik temelin sadece askeri değil, her türlü saldırıya (ideo/kültürel bütünlük oluşturacak şekilde) karşı özsavunmanın geliştirilmesi olduğunun altını çizdi.
Halkın bu bütünlük içinde kendisini savunmasında kadınların belirleyici bir rol üstlendiklerinin altını çizen Gümüştaş, MLKP savaşçılarının Cîzîrê kantonunda bulunan karargahlarını ziyaret ettiklerini şu sözlerle anlattı: "MLKP Temsilcisi Baran Serhat, Rojava devrimi ile hem içeriden hem de dışarıdan enternasyonal bir ilişki kurduklarını anlattı. Bizim devrimimiz diye konuştu. 'Dostları bizim dostlarımız, düşmanlarımız, bizim düşmanlarımız. Ve biz burada Rojava dilini konuşuyoruz' dedi."
Gümüştaş sözlerini Rojava'daki yaşamın ve inşanın her açıdan desteklenmesi gerktiğinin önemine vurgu yaparak sonlandırdı.
'Rojava bir kadın devrimdir'
İstanbul Barosu avukatlarından İlknur Alcan ise sunumunda Rojava'nın kadın yüzünü anlatarak, kadının özgürleşmesi/özneleşmesi konusundaki hassasiyete vurgu yaptı. Devrimin ve inşanın her aşamasında kadınların var olduğunu belirten Alcan, YPJ'den Mala Jîn'lere (Kadın Evleri) uzanan bir yelpazede yani hayatın her alanında kadının varlığının belirleyici bir rol oynadığını dile getirdi.
Kadınların ekonomiye katılımları için kooperatifler kurulduğunu anlatan Alcan, "Her kurumun yanında kadınlar için özgün örgütlülükler de kurulmuş" dedi.Yasalar hazırlanırken bile kadının konumunu etkileyip etkilemeyecekleri kaygısıyla kadın örgütlenmelerine danışıldığını ifade etti.
Rojava'da yapılıp edilenlere buradan bakılınca "ne var ki bunda" denilebilecekken Ortadoğu gibi dinin ve geleneklerin baskın olduğu bir coğrafya açısından bunların devrimsel adımlar olduğunun altını çizdi.
Suriye'nin laik bir rejime sahip olmasına rağmen yasalarının şeriat ruhuyla şekillendiğini vurgulayan Alcan, bunun boşanma davalarına, evlilik hukukuna, erkeğin çok eşlilik hakkına kadar pekçok konuda hissedildiğini belirtti. Devrimin tüm bunları radikal kararlarla reddettiğini ve yerine kadın denetiminin de sağlandığı yeni yasalar koyduğunu anlattı.
'Rojava'daki hukuk sistemi bir devrim yaşandığının somut ifadesidir'
Son sözü alan Ankara Barosu avukatlarından Kazım Bayraktar da, devrimin inşa etmeye çalıştığı hukuk sistemine dair bir sunum yaptı.
Hukuk felsefesi ve inşa edilmek istenen sistemin Rojava'da bir devrimin yaşandığının somut ifadesi olduğunu vurgulayan Bayraktar, hukuk sisteminin halktan kopuk bir üst otorite olarak değil bizzat halkın içinden seçilen temsilciler üzerinden şekillendiğini, bu açıdan da siyasal bir erkin denetiminden çıkıp günlük yaşamın içinden inşa edilen bir "bağımsızlık" taşıdığını çeşitli örneklerle açımladı.
Rojava'daki demokratik halk devriminde, yasama-yürütme-yargı erkleri arasındaki ilişkide şekilsel olmayan bir güçler ayrılığının söz konusu olduğunu belirten Bayraktar, onu varolan burjuva demokrasilerinden ayıran en temel özelliğin de bu güçler ayrılığının bizzat tabandan yükselen bir örgütlenme ve denetime sahip olması olduğunu belirtti.
Adalet Meclisi, Sulh Komiteleri, Halk Mahkemeleri gibi devrimin yargı alanındaki kurumlarını bu arka planıyla anlatan Bayraktar sözlerini, "Adalet mekanizması daha çok barıştırmaya dayanıyor. Bu nedenle mahkemelerden daha çok sulh komiteleri kurulmuş. Bu halk devrimi, dayanışması hakediyor. Ortadoğu'daki gerici faşist karanlık içinde aydınlık bir sistemdir" diyerek sonlandırdı.
Sunumlardan sonra toplantı, raporda da yer verilen şu çağrıların kısaca tekrarlanmasıyla sona erdi:
- Rojava ve özellikle Kobanê başta olmak üzere, bölgedeki DAİŞ saldırıları, DAİŞ ve benzeri çetelerin dinamikleri ve eylemleri konusunda uluslararası bağımsız bir araştırma kurulunun kurulması ve çalışma yapması için çağrıda bulunuyoruz. Buna bağlı olarak da bu çalışmaya, bölgedeki tüm devlet ve kurumların Rojava’da yaşanan insanlık dramları karşısında sorumluluklarının da araştırılması gerekliliğini bildiriyoruz.
- Temel insani sorunların çözülmesi için Rojava statüsünün tanınması, Rojava’ya çevre ülkelerin uyguladığı siyasi, ticari, fiili ve hukuksal tüm ambargoların kaldırılması, sınır kapılarının açılması gerekliliğini, uluslararası kamuoyunun da bu noktalara dikkatini çekme gerekliliğini bildiriyoruz.
- İlaç, eğitim malzemeleri, tıbbi yardım konularında acil insani yardımların yapılması gerekliliğini bildiriyoruz.
- Gerek Türkiye’nin gerekse diğer ülkelerin teknik donanım sahibi insanlarına, mühendis ve mimarlara ve bu meslek sahiplerinin odalarına ve kurumlarına seslenerek onları Rojava’da yeni bir hayatın, yeni bir ekonomik ve sosyal düzenin kurulmasında teknik destek ve bilgi sunmaya çağırıyoruz. Özellikle, ziraat, jeoloji, çevre, şehir planlama, petrol mühendisi gibi alanlarda çalışan mühendislere acil ihtiyaç bulunmaktadır.
- Sağlık alanında ilaç, tıbbi malzeme ve doktor ihtiyacı bulunduğundan, bir yaşama hakkı mücadelesinin başarılmasında, tüm doktor ve sağlıkçıları ve ilgili kurumları destek yapmaya çağırıyoruz.
- Özellikle çocukların dünyanın geri kalanından kötü koşullarda yaşamasının, yetişmesinin önüne geçilmesi için bu konuda katkı sağlayacak herkesi ve özellikle eğitimcileri yardım ve katkı sağlamaya çağırıyoruz.