Tiksintiyle görmezden gelip kaçtığımız sokak çocukları, onlar kendilerinden kaçamıyorlar
Hergün, günün hangi saatinde, nerede, ne yapıyor olursak olalım korkuyla harmanlanmış bir tiksinme duygusuyla görmezden geliriz onları.
Kah yiyecek bir şeyler arayarak, kah giyecek, oynayacak, satacak bir şeyler bulma umuduyla çöplerimizi karıştırırken çıkarlar karşımıza.
Sıklıkla kuytu sokaklarımızı ya da arka bahçemizi mesken tutmuş, bali/tiner koklarken buluruz onları.
Bizi fark ettiklerinde irkilseler de her an tetikte olmak zorunluluğuyla gardlarını alıp buğulu gözlerini, ötesini umursamayan bir saldırganlıkla kısarak doğrulurlarken sıvışmak düşer payımıza.
Kaçarız, bakmamak, görmemek kurtarmamıştır bizi. Eşten, dosttan, polisten destek alıp yine görünmez olmaya zorlarız onları. Kaçan bir dahakine kadar kurtulur, kendinden kaçamayan sokak çocuğu ise bakın neler anlatır:
Polis seninle konuşalım dedi. Üstünü çıkart dediler. Televizyonun sesini açıp hortumla dövüyorlar, emniyet sarayında konuşmazsan kafana silahla vururum dedi. Beyaz gömleği gözüme bağladılar. Isladılar bir iki dakika geçti testislerimi sıkıyor, kafama tas gibi bir şey indi, kafamın tepesi yandı benim gözümün önünde arkadaşımı dövdüler. Bu olaylardan sonra polislere gıcık oluyorduk, dövüp küfür ettikleri için onları öldürmek istiyordum.Yaşamdan kopartılıp atılmış çocuklar, tutunmaya çabaladıkça, varlıklarını kabul ettirmek ve varolma şansı istedikçe örselenip, kişilikleriyle birlikte umutları da paralanmış çocuklarımız onlar.
SON KUŞAK
(...)
O postalların ezdiği kentlerde
Gölgesini otlatıyor işsizlik
yetişkinin gözlerinde çocukların sıska bedenlerinde.
O postalların ezdiği kentlerde
imzalar atıyor sendikacılar
çocukluğun sıfır sözleşmesine.
O postalların ezdiği kentlerde
sigorta hastanelerinin bekleme salonunda
hasta yavrusunu okşuyor anne
okşar gibi bir mezarı.
O postalların ezdiği kentlerde
kaybediliyor çocuklar otuzunda kırkında.
Evet
kişi her yaşta çocuktur.
Annesinin babasının yüreğinin dizinde.
O postalların ezdiği kentlerde
böylesi rezil acınası kentlerde
çocuk getirmeli mi dünyaya.
Evet
tarihin gırtlandığından.
Bizler
yeni yeni tutsak da
şarterlerin alanların elini
yürümeyi öğrenmeye çabalayan bir çocuk gibi.
Çocuklarımız daha iyi dövüşecek bizlerden
ve devam edecekler bıraktığımız yerden.
Onların çocuklarıysa
acıların kuyruğuna tenekeler bağlayıp
kovalayacak
ülke ülke
sokak sokak.
Bülent Celal