8 Mart kadınlara uygulanan baskının, yılları, asırları eskitip günümüze ulaşmış bir kanıtıdır
Kadınlar, geçmişte de erkek egemen toplumda bir ‘obje’ olarak nitelendirilmişlerdir. Bu sadece sosyal hayatta değil, okullarda bile göze çarpmaktadır. İlköğretim de dâhil olmak üzere çoğu kitapta kadınlar ev işi yaparken, erkekler ise aile reisi olarak gösterilmiştir.
Oysa bunun aksine, bir aileyi bir arada tutan kadının ta kendisidir. Duyguları, psikolojileri gözardı edilerek ruhsal ve bedensel şiddet uygulanmış, cinsel istismarlara uğramışlardır. Vahşice katledilmiş, arkasında ise gözü yaşlı bir aile bırakmışlardır. Ve en acısı ise, bunların hiçbirine “bu son!” diyemememizdir.
Ama kadınlar bu olanlara yavaş yavaş dur demeye başladılar. Bu da devletin, çizdiği erkek egemen topluma indirilmiş en büyük darbeydi. Devlet kadınlardan korkar! Kadınlar öğrendikçe çocuklar, çocuklar öğrendikçe yeni nesil öğrenir çünkü. Gelecek nesil, kadının iki avucunun içindedir. Gelecek nesil, kadının düşüncesindedir. Gelecek nesil, kadınındır.
Şimdiye kadar kadınlar hep erkek sözü dinleyen, erkek ne derse onu yapan bireyler olarak biçimlenmiştir. Bu da doğal olarak düşünce şekillerini etkilemiştir. Kadınlar bir insan değil de adeta bir köle gibi görülmektedir. Erkeğe itaat eden, bir dediğini iki etmeyen ‘köleler’... Bunun aksine, kadın hayattır. Şeyh Bedrettin’in dediği gibi, “Kadın dünyanın ta kendisidir!”
Bunun dışında, kadınlar çoğunlukla aklı fikri alışverişte olan kişiler olarak tanıtılmışlardır. Ama siyasette de sosyal hayatta da kadının yeri çok başkadır. Aklın cinsiyeti yoktur. ‘O, kadın, anlamaz o işlerden...’ diye bir cümle kurmak ise karşısındaki kadının değil, kendi zekâ seviyesini gözler önüne serer.
Kadınların dünyada değiştirecekleri, daha iyi hale getirecekleri çok şey vardır, ancak yönetimdeki kişilerin ruhlarına adeta bir perde gibi çektikleri önyargıları yüzünden kadınlar hep sığıntı olarak görülmüşlerdir.
Canı yanan her kadının sorumlusu devlettir. Devlet, bunu yapanlarla gizli bir işbirliği içindedir. Çünkü tüm bu olanlara izin veren, göz yuman kişiler onlardır. Tecavüzle suçlanan birinin tutuksuz yargılanması, bir nevi başka bir kadının ölüm fermanın göre göre imzalamaktır.
8 Mart ise kadınlara uygulanan baskının, yılları, asırları eskitip günümüze ulaşmış bir kanıtıdır. 8 Mart’ın kutlanması, kadınlara hediye almak gibi girişimlerde bulunulması ise, kadının bir obje gibi görüldüğünün kanıtıdır. Kadınlara yapacağınız iyilikler, pelüş bir oyuncakta, günlerdir beklemekte olan bir gülde ve ya kuru kuruya söylenmiş olan “Kadınlar günün kutlu olsun” cümlesinde değildir. 8 Mart kadınlar günü değil, Dünya Emekçi Kadınlar günüdür. Ve o gün kutlanmaz, anılır.

8 Mart’ı burjuvazinin bir oyunu haline getirmiş kişilere soruyorum şimdi: Katledilmenin, ölümün nesi kutlanır? 8 Mart kadınlara hediye alınacak bir gün değildir. Ki zaten kadınlara olan sevgi ve saygıyı, maddi değer biçilmiş yapay somutluklarla ifade edemezsiniz. Eğer 8 Mart’ta bir şeyler yapmak istiyorsanız, çiçekçilerden, hediye dükkânlarından çıkın ve asıl yapmanız gerekeni yapın: Kadına Şiddete ‘DUR!’ deyin.
Yarın 8 Mart / Selam olsun 8 Mart’ı yaratan emekçi kadınlara!..
Alınteri okuru Ezgi Deniz Karabudak