Kadının tarihsel serüveni

Kadının ezilen cins konumuna düşmesi tarih kadar eskidir. Biz komünistler bunu tarihin ilk sınıfsal baskısı olarak tanımlarız

KADIN
Pazar, 8 Mart 2015 (11 yıl 1 ay önce)

Kadının ezilen cins konumuna düşmesi tarih kadar eskidir. Biz komünistler bunu tarihin ilk sınıfsal baskısı olarak tanımlarız. İlk ve en köklü olanı olarak…



 



Kapitalizm çağındaysa kadın, en eski çağlardan süzülüp gelen baskı ve egemenlik biçimlerinin tümüyle karşı karşıya olduğu gibi bunlara bir de yeni zincirler eklenmiştir. Feodal yargılar, geleneksel kalıplar, dinsel sınırlar; kapitalist barbarlığın ihtiyaçlarıyla birleşir. Kapitalizmde kadın hem cinsel bir meta hem emeği en ucuz biçimde sömürülecek ücretli köle hem sistemin temel direği olan aile kurumunun bekçisi hem erkek proleteri kapitalist için üretime hazırlayan hizmetçi hem de kapitaliste yeni ücretli köleler doğurup yetiştirecek bir kuluçka makinesidir.





Ona yüklenen bu görevler ve anlamlar en gelişmiş kapitalist ülkelerden en geri olanlarına kadar hemen hepsinde aynıdır. Sadece düzeyleri, biçimleri farklıdır.





Bundan 158 yıl önce New York’taki bir tekstil fabrikasında kadınlar, kölece çalışma koşullarına karşı greve çıktılar. Polisin saldırısıyla fabrika içine kilitlendiler. Bu arada çıkan yangında mahsur kalıp 129’u can verdi. İşçi kadınların topluca ölüme yollandığı bu katliam bir milat oldu. Kapitalist vampirin çarpıcı bir resmiydi yaşanan. Bu resim içinde emekçi kadının nasıl bir anlam taşıdığının… O günden bugüne çok şey değişti belki ama kadının kölenin de kölesi olma durumu değişmedi. Tıpkı sömürü ve eşitsizliğin değişmemesi gibi…





8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, komünistlerin dünya kadın ordusunun acılarına, ezilmişliklerine, sömürünün en vahşi biçimleriyle kamçılanmasına karşı koydukları bir şerhtir. Kadın cinsinin ve özelde de emekçi kadın ordusunun acılarına bir günle sınırlı olmaksızın dokunmaya ve aslında bunu yaratan koşullara karşı nefretle savaşmaya yapılmış bir davettir. O acılarda; sınıfların, sınırların, eşitsizliğin tüm biçimlerinin, baskının, tahakkümün ve her türlü zorbalığın olmadığı bir dünya yaratacak kudretin saklı olduğunu duyumsamaya çağrıdır. O acılardan tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir çığlığın saklı olduğunu ve o çığlığı saklı yerinden çıkarıp yeryüzüne salmanın, sarsmanın çağrısı…



 







Değişmediği gibi bizim gibi ülkelerde kadın sorunu olarak tanımladığımız acıların, baskının, sömürü ve eşitsizliğin daha da derinleştiğini görüyoruz. Artık her güne bir ya da birkaç kadın cinayeti haberiyle uyanıyoruz. Bu cinayetleri işleyenlerin adeta ödüllendirildikleri “cezalarla”, bu cezalarda yapılan iyi hal indirimleri ya da cezasızlık haberleriyle…



 



Burjuva devletin en başındakilerin sokağa çıkan, çalışan, kendi çizdikleri sınırların dışına çıkan tüm kadınları hedefe çaktıkları konuşmalarla bu cinayetler adeta teşvik ediliyor. Kürtaj olmak ya da boşanmak isteyen kadın saldırıya uğraması gereken bir düşman olarak kodlanıyor bu konuşmalarda. Tayt giyen, özgürce gülen, çalışan kadınlar; kadını cinsel bir meta olarak kodlayan ölçütlerle damgalanıp taciz/tecavüz uğramaları bunun üzerinden meşrulaştırılıyor. Kadının bugüne kadar kazandığı tüm özgürlük alanları tek tek elinden alınmak isteniyor. Hem de din, ahlak nakaratlarıyla… Tarihte eşine az rastlanır bir gerici kuşatma altında kadın. Sınırlarının kanla bir kez daha hatırlatıldığı siyasal/toplumsal bir kuşatma altında… Bunların hepsine ek olarak emek gücünü kölece biçimlerde kapitaliste sunmaya zorlanıyor. Bu da çeşitli teşvik ve rüşvetlerle yapılıyor. Kadından istenen; evinden burnunu çıkarmaksızın hem ev işlerini yapması, hem çocuk doğurması, hem erkeğin hizmetçisi olması, hem de tüm bunlarla birlikte evden yapacağı işlerle kapitaliste artı değer sunmasıdır.



 







Fakat yağma yok, uyandık bir kere. Özgecan’ın tecavüzcüsünün yüzüne geçirdiği tırnaklarındaki direnç hepimizin ruhunda fırtınalar yarattı. O fırtınayı sokaklara saldık. Acının en damıtılmışını yaşayan Kürt kadınlarının Arin Mirkanlaşan direncinde kendi gücümüzü, yaratıcılığımızı bulduk. Tarihin tüm dönemeçlerine kanlarıyla imza atan kadınlarımızın sokakları, işkencehaneleri inleten direnç haykırışları kanımıza işledi.





Tarihten damıta damıta biriktirdiklerimizle dün olduğundan daha gür haykıracak bir tarihsel dönemeçteyiz. Çağın yangınıyız biz. Bu çağı içindeki tüm kötülükleriyle birlikte o yangınla tutuşturup küllerinden hem yeniden kendimizi hem de yeni bir dünya yaratacak Anka kuşlarıyız artık...





Şimdi bu duygu ve bilinçle diyoruz ki; baskının, zulmün, eşitsizlik ve sömürünün, emperyalizmin, faşizmin, ırkçılığın, talanın olduğu bu dünya kadının en başta doğasına yabancıdır. Onun doğasındaki yaratıcı özle yeni bir dünya kurmak için bizi biz anlarız! Üçer beşer ölürken iş cinayetlerinde işçiler, üçer beşer ölüyorsa kadınlar da en başta biz YETER ARTIK diyeceğiz bu köhnemiş düzene…