Avrupa Birliği (AB) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ortaklaşa yürütülen "Türkiye'de Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Ortadan Kaldırılması Projesi" kapsamında Sinop'un Durağan İlçesinde gerçekleştirilen saha çalışması kapitalist çürümenin Karadeniz bölgesindeki durumuna çarptı.
Durağan'da çocukların okuldan alınıp Samsun'un Bafra İlçesi'ndeki çiftliklere kiralanmasının önüne geçilemiyor.
Geçimini topraktan karşılayan halk, tütünden sonra fındık ve mısırda da tekeller karşısında yalnız kalıp hızla düşürülürken, sıra onurlarına geldi. Birkaç düzine ağaç ya da bir avuç toprağa hapsolup, duygu ve düşüncede gerici faşist parti ve örgütlere yedeklenerek gününü/elinde kalan geçimliğini korumaya çabalarken geleceğini de kaybettiğini farketmiyordu.
Tekelci kapitalizmin doymak bilmez iştahı çocuklarına saldırdığında artık çok geçti. Dünkü suskunluğuyla yalnız bıraktığı yanıbaşındaki çiftçi kardeşi yıkılırken aslında bu gidişin onu da sürükleyip götüreceğini biliyordu. Bu yüzden onu yıkımıyla başbaşa bırakıp, toprağına, yaşamına elkoyan alçaklara yüz sürmeye girişti.
O gerici-faşist partilerin yerel yöneticileriydi topraklarını yok pahasına kapatanlar.
O gerici-faşist partilere finansman sağlayanlardı topraklarına el koyup, nesillerdir sahibi olan köylü kardeşlerini yokluk ve yoksunluklar içine fırlatıp atan.
Hep susuldu... Azıcık karşı çıkanların ezilmesine seyirci kalındı ve sıra onlara, çocuklarına geldi. Peki biz ne yapacağız? Sessizliğin iğrenç ortaklığı ile sıranın bize gelmesini mi bekleyeceğiz?