Ülker direnişi gıda devine ciddi geri adımlar attırarak 140'ıncı gününde sona erdi
Ülker işçilerinin kar-kış-soğuk-yokluk demeden tam 140 gün boyunca sürdürdükleri direniş, Ülker patronunun attığı önemli geri adımlarla dün sona erdi.
Direnişin asli talebi olan sendika değiştirme hakkıyla birlikte işe iade talebi kabul edilmemiş olsa da Ülker direnişi bu sonucun ötesinde anlamlar taşıyarak tarihte hak ettiği yeri çoktan aldı.
Direnişle her şeyden önce bir gıda devi olan Ülker'deki kölece çalışma koşulları görünür hale geldi. Öz Gıda-İş gibi bir sendikal anlayışın (patronun gölgesi olmak!) sınıf nezdinde tüm kredilerini tüketmiş olduğu bir kez daha açığa çıktı. İşçi sağlığı ve güvenliği gibi yakıcı bir sorunun taşıdığı kolektif anlam hissedildi. Sendikal özgürlüklerin sınırları bir kez daha açığa çıkarken, aynı zamanda işçi sınıfının sabrı, azmi, tüm baskı ve tehditlere, sıkıştırmalara rağmen inandığı bir davaya sahiplenme düzeyi bir kez daha görüldü.
140 gün önce sekiz işçi üyesi oldukları Öz Gıda-İş Sendikası sorunlarına sahip çıkmadığı ve patronla aynı zeminde hareket ettiği için ayrılarak DİSK'e bağlı Gıda-İş'e geçtikleri için işten atıldılar. Kıyım başlar başlamaz DİSK Gıda-İş'le birlikte fabrika önünde direniş çadırı kuran işçileri özgün kılan özelliklerden biri de dünya görüşleriydi. Hemen hepsi sınıfın muhafazakar kesimlerinden gelen bu işler bir de DİSK'e bağlı bir sendikayı tercih ettikleri için baskı ve tacizlerle karşılaştılar. Direnişlerinin fabrikadaki işçilerle buluşmasının engellenmesi için patron ve Öz Gıda -ş bu gerçeği en kirli biçimlerle tepe tepe kullandı.
Fakat onlar esas olarak patron-sendika tezgahından çıkan çok daha kirli bir ithamla toplum nezdinde yıpratılmaya çalışıldılar. İşten atılmalarının esas nedeni sendika değiştirmeleri olduğu halde, kamuoyuna yapılan açıklamalarda İş Kanunu'nun 25/2. maddesinden atıldıkları söylendi. Yani; "Amire itaatsizlik, verilen görevi yapmama, ahlaksızlık" gibi gerekçelerle... Resmi olarak da işlemler bu maddeden yapıldığı için işsizlik sigortası, kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklardan yararlanmaları yasal olarak engellendi.
Onlar, ancak burjuvazinin ahlakıyla yapılabilecek böylesine bir ahlaksızlık karşısında da yılmadılar. Buldukları her alanda dünya devleri sıralamasına giren Ülker'i teşhir ettiler, fabrikadaki kölece çalışma koşullarını somut örneklerle açığa çıkardılar. Bu tutumlarıyla sınıfın inandığı ve bilince çıkardığı bir davada nasıl bir özgüven kazandığını dosta da düşmana da hissettirdiler.
140 gün boyunca işsizlik fonundan da yararlanmaları engellendiği için maddi olarak ciddi sıkıntılar yaşadıkları ve aslında asli talepleri olan işe iade talebinin yasal olarak kazanılsa bile fiilen uygulanmayacağını bildikleri halde bu dünya devinin nasıl bir işçi cehennemi olduğunu gözler önüne sermek ve sınıflarının bütününe güç vermek için bir okula dönüşmüş olan çadırlarındaki direniş ateşini hiç söndürmediler.
Tüm bunlarla birlikte patrona attırdıkları geri adımlarla mücadeleyi sürdürme kararlılıklarını bir kez daha haykırarak direniş çadırlarını dün kaldırdılar. O çadırı bir yenilgi ruhuyla değil işçi sınıfına has bir gururla kaldıran işçiler, bunu konuşma ve tavırlarıyla bir kez daha duyumsattılar.
Direnişlerini dün yaptıkları basın açıklamasıyla sona erdiren Ülker işçileri, taşıdıkları “Birleştik direndik, kazandık!”, “Dünya devi 8 işçiye diz çöktü ‘protokol’ imzaladı!”, “Bak Ülker bey kim büyükmüş!” dövizleriyle de attıkları slogan ve yaptıkları açıklamalarla da bu ruhun altını çizdiler.
DİSK Gıda-İş ve direnişçi işçiler adına yapılacak basın açıklamasından önce söz alan iki işçi de konuşmalarıyla bunu pekiştirdiler. İşçilerden Murat Topal, direnişleri boyunca çok şey öğrendiklerini ve kazandıklarını vurgulayarak, “Bu çadır bize bir nevi üniversite oldu. İnsanlığı ve en önemlisi dayanışmayı öğrendik. Hiçbir zaman parayı alıp gitmeyi hedeflemedik amacımız işe geri iadeydi. Bu gün biz direnişimizi kazanımla sonuçlandırdık ve bundan sonrada bulunduğumuz her alanda haksızlığa, zulme ve hak yemelere karşı sessiz kalmayacağız. Yani bizim Ülker’le bizim işimiz bitmedi daha esas bundan sonra başlıyor mücadelemiz” dedi.

Bilal Cansu ise, “Biz korkmadık Ülker gibi bir dünya devini alt ettik”, 140 günlük direnişlerinin ve kazanımlarının direnişe katılmayan diğer işçilere örnek olmasını ve onların da emeklerine sahip çıkmalarını temenni ettiğini vurguladı. Cansu son olarak, “Fabrika yönetimi bize sürekli, ‘bu solcularla ne işiniz var, bunlar komünist’ diyerek karalamaya çalıştılar. Buradan fabrikada olan işçilere sesleniyorum Sendika bize haklarımızı verdi peki ya Ülker sömürü ve hak gaspından başka ne veriyor?” diyerek bütün işçileri sendikalı olmaya davet etti.
Konuşmaların ardından DİSK Gıda-İş Sendikası ve üyesi Ülker işçileri adına bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada şunlara değinildi:
“1-Amire itaatsizlik, verilen görevi yapmama, ahlaksızlık gibi gerekçelerin bulunduğu 25/2. Maddesini değiştirerek, işveren tüm haklarını kullanarak işçileri işten çıkarttığını ve 04. maddeden attığını kabul etti.
* Kıdem ve ihbar tazminatımızın ödenmesini kabul etti.
* İşçileri sendikal nedenle işten attığını kabul eden Ülker 16 maaş sendikal tazminat ödemeyi kabul etti.
* Direnişte olduğumuz 4 ayın sigorta primlerini yatırmayı ve mağduriyetin giderilmesi de kabul edildi.
Direnişimizi bu kazanımlarla sonuçlandırarak çadırımızı kaldırıyoruz. İçeride kısmen bir rahatlama sağlanmadı ağır ve kötü çalışma koşulları devam ediyor. İşte bu nedenle sekiz arkadaşla yaktığımız bu direniş ateşini bütün Ülker Holding fabrikalarına yayacağız. Çadırımızı kaldırsak da biz buradayız/olmaya devam edeceğiz.
Açıklamanın ardından işçiler sloganlar eşliğinde çadırı sökerek eylemlerine son verdiler. İşilerin açtıkları davanın sonraki duruşması 4 Mayıs'ta görülecek...