Adını "Duvar" koysaydınız!

Yılmaz Güney'in 1983 yılında çektiği Duvar filmi senaryosu hiç değişmeden her gün yeniden yeniden sahneleniyor:

GÜNCEL
Cuma, 6 Ekim 2006 (20 yıl 3 hafta önce)

Hacettepe Üniversitesi tarafından çocukların karakollarda ve cezaevlerinde maruz kaldıkları uygulamalarla ilgili yapılan araştırmanın sonucunda "Tutuklu çocukların gözüyle adalet sistemi" başlığını taşıyan bir rapor ortaya çıktı.

6 ay süren araştırma kapsamında, Ankara'daki çocuk tutukevlerinde tutulan 14-17 yaş arasındaki 40 çocukla tek tek görüşüldü. Çocukların tamamına yakınının ailesi İç Anadolu Bölgesi'nden göçle geldikleri Ankara'nın gecekondu bölgelerinde yaşıyor. Çoğunun babası çalışmıyor, anneleri ise evlere temizlik işlerine gidiyor. "İçerdeki" bazı çocuklar tutukevi idaresinin verdiği giyecekleri "dışardaki" ailelerine gönderiyorlar. Genelikle ilköğretimden terk etmiş olan tutuklu çocuklar, küçük yaşlardan itibaren mobilya başta olmak üzere oto sanayi ya da hizmet sektörlerinde çalışmaya başlamışlar. 8’i ise sokakta yaşıyor.

Araştırma kapsamında ortaya çıkan en korkunç sonuç bilinen bir gerçek: İşkence. Uyutmama, kaba dayak, çırıl çıplak soyma, tazzikli soğuk su altında tutma, hayaları sıkma ve benzerleri çocukların tutukevlerine getirilmeden önce maruz kaldıkları işkencelerin bir kaçı. Eğer çocuklar hırsızlık ve gasp iddialarıyla alınmışlarsa ya da sabıkalıysalar işkencenin boyutu da yükseliyor.

Bilinen fakat, çocukların ağzından duymanın daha korkunç olduğu başka bir gerçek ise işkencenin, uygulanan kişinin üzerine suç yıkmak için yapılıyor oluşu. Polisin istediklerini kabul etmeyen çocuklara yönelik olarak işkencenin boyutu da yükseltilerek elektiriğe kadar varıyor.

Şubede bizim zaten iki suçumuz vardı. İki tane daha yıktılar, yapmadığımız iki suçu. İşkence zoruyla, elektrik zoruyla onlardan aldık.
Baro tarafından gönderilen avukatlar ise çocuklara, kendilerine isnat edilen suçu kabul etmemelerini, gerekirse suçu başkasının üstüne atmalarını telkin etmekle yetiniyorlar. Doktorların suç ortaklığı avukatlardan aşağı kalmıyor. Karakol süreci bittikten sonra çocukların götürüldüğü adli tıpta doktorların kontrol bile etmeden masa başında "Bir şeyin var mı?" sorusuna, polisler tarafından tehdit edilmiş olan çocuklar başlarını yok anlamında sallayarak cevap veriyorlar.

Çocuklar için işkencenin fiziksel ve zihinsel tarifatlarıyla geldikleri cezaevi süreci de karakolu aratmayan bir hal alıyor. Cezaevlerinde maruz kaldıkları baskı ve aşağılama uygulamaları dışında çocuklar işkencenin zihinlerine işlemesi ve cezaevi koğuşlarında (polis-idare işbirlikçilerinden oluşan ağalık mekanizmasının maddi-psikolojik basıncından) kendilerini güvenli hissetmedikleri için uyuyamıyorlar.

Tüm bu yaşananlara rağmen cezaevleri bazıları için çekilebilir yerler: Evsiz çocuklar!

Biz bu filmi izlemiştik

Yılmaz Güney'in 1983 yılında çektiği Duvar filmi senaryosu hiç değişmeden her gün yeniden yeniden sahneleniyor:
Kadınlar ve erkekler, adli ve siyasi tutuklular,
...ve çocuklar, çocuk koğuşu; hapishanenin köleleri.
Dördüncü koğuşun çocukları. Dördüncü koğuşun çocuklarının sefaleti. İşte koğuşun kırık camları ardında tüketilen yaşamlarıyla hırsızlar, katiller, terk edilmiş çocukları...
Ay... İncecik kavun dilimi gibi ay... umut ve özlem... Şişko’nun, Şaban’ın ve diğer çocukların elleri tanrıya doğru açılır. Derler ki yeni ayı ilk gördüğünde dua eder ve dilek tutarsan, tanrı bunları yerine getirir. Çocukların hepsi tek bir dilek tutarlar: "Allah’ım beni daha iyi bir hapishaneye yolla." "Beni de Allah’ım."

Tüm çocukların dilek ve arzuları budur: Daha iyi bir cezaevi. Buraya artık dayanamıyorlar. Şiddet, Dördüncü koğuşun angaryaları onları tüketmiş. Her şeyi kabul etmek zorundalar. Temizlik, mutfak işleri, kömür ve çöp taşıma, kısaca cezaevinin tüm angaryası onların eline bakar... Dayak, baskılar... onlar geçekten cezaevinin kölesidirler. Ancak umutları tükenmez. Başka bir cezaevine gitmeyi başarmalıdırlar..