Tarihsel kazanımlarını kaybetmenin eşiğine dayanmış işçi sınıfı, biriktirdiği esaslı öfkeye rağmen örgütsüzdür
Maden ve metal sektörlerinde olup bitenler işçi sınıfının dayandığı eşiğin anlaşılması açısından çarpıcı veriler sunuyor. Soma ve Ermenek katliamları sonrasında iş cinayetleri konusunda azımsanmayacak bir toplumsal duyarlılık oluştu. Burjuvazinin siyasal temsilcileri tarihsel deneyimlerinin de gücüyle bu duyarlılığı sönümlendirecek sayısız vaatle karşımıza çıktılar. Sonrasında net bir şekilde görüldü ki, işçi sınıfının örgütlü olmadığı, kendisi için sınıf haline gelmediği koşullarda burjuvazi ve temsilcileri aklımıza gelebilecek tüm krizli durumları şu ya da bu şekilde yönetebiliyorlar. O kadar ki, bu durumdan bile sayısız post çıkarabiliyorlar!
Bunu yaparkenki en büyük dayanakları da, yılların vahşi sömürü politikalarıyla iliklerine kadar sömürdükleri ve gelinen noktada tüm tarihsel kazanımlarını kaybetmenin eşiğine dayanmış olan işçi sınıfının, biriktirdiği esaslı öfkeye rağmen örgütsüz oluşudur. Yıllar içinde kapitalist üretim yasalarıyla sağlanmış olan tahakkümün yarattığı ruh halinin öyle kolay kolay aşılamayacak olmasına duydukları güvendir. Öyle ya Soma’da katliama dakikalar kala bile, o gaz bulutu ve duman kesmiş ocakta çalışmaya itiraz etme cesareti gösteremeyen bir sınıf var karşılarında. Burjuvazi bu gerçeği treni kaçırmama aceleciliğiyle tepe tepe kullanıyor. Aynı şey farklı biçimlerde metal sektöründe yaşananlar açısından da söz konusudur.
Soma’da, değil katliamın yaralarını sarmak; işçileri, hem de binlercesiyle ve tazminatlarını gasp ederek işsiz bıraktılar. Maden patronları/satılık sendikacılar/bürokratlar/hükümet elbirliğiyle aslında sınıfa ölümü göstererek sıtmaya razı edecek kapsamlı bir tezgahla karşı karşıyayız. Onu, dayandığı duvarı da yıkıp enkaz içinde kalmaya zorluyorlar.
Soma Katliamı’nın baş faili, hem yapılan kısmi düzenlemelerin yaratacağı ek maliyetlerden kurtulmak hem de bütçeden “teşvikler”, “destekler” koparmak ve tüm bunları kamuoyunun da rıza göstereceği şekilde sağlayabilmek için, işçi kıyımının düğmesine bastı. Gerekçe hazır: “Konulan bütün kısıtlamalar kaldırılsın, yoksa bu yükü kaldıramam, tazminatları da ödeyemem!”. İşin aslı, kısıtlama falan da kalmadı. Vahşi sömürü uygulamalarıyla adını dünyanın en karlı şirketleri arasına yazan Soma Holding’in kapatılan ocaklarının hepsi tek tek açıldı. Ama sınıfının kolektif çıkarlarıyla hareket eden bu vampir, oluşan toplumsal duyarlılığın peşini/peşlerini kolay kolay bırakmayacağını da bilerek en başta onu sönümlendirecek bir manevraya girişti. Hükümetinin sınıfı için yapacağı kıyakları sindirecek bir iklim yaratmanın öncülüğüne soyundu.
Zaten bu tutum onunla da sınırlı kalmadı. Diğer maden şirketleri de çeşitli bahanelerle -ille de yapılacak kısmi düzenlemelerin kendileri için yaratacağı külfetleri kaldıramayacakları gerekçesiyle- madenleri kapatmaya, binlerce işçiyi işsiz bırakmaya giriştiler. Maden sektöründe uygulamaya sokulan bu şantaj karşısındaysa dişe dokunur bir tutum geliştirilemedi. Bırakalım tutum geliştirilmesini sendikal ihanet patronlarla elbirliği yaparak işçi sınıfının çaresiz kalmışlığını sömürecek dalavereler çevirmeye, onları patronların amaçlarına alet etmeye kalkıştılar.
Geçtiğimiz ay Soma işçisinin Ankara’ya taşınması ve Meclis’te yapılan görüşmelere patronlar üzerindeki denetimlerin kaldırılması talebinin damga vurması bunun tipik ifadesiydi. Bu tezgahı farkeden işçilerin o sendikacılara hakettikleri yanıtı verdiklerini gazetemizin önceki sayılarına taşımıştık. Fakat Soma’da böylesine net sınıf tavrı maalesef ki tekil kaldı, büyüyemedi. Oysa sınıf örgütlü olmuş olsaydı bu dayatma karşısında, kapatılan o madenleri işgal eder, üretimi ele geçirerek bu saldırıyı püskürtürdü. Bedeli ne olursa olsun…
Katliamdan hemen sonra bölgede örgütlenmeye girişen DİSK Maden-Sen de işçi sınıfının yaşadığı çıkmazı aşacak bir dinamik yaratamadı/bu haliyle yaratamazdı da. Yaratamadığı gibi girişilen çalışma da çeşitli siyasi güçlerin grupsal hesaplarıyla adeta bölündü.
Bölünmeseydi de, DİSK’in bacakları Soma’daki sınıf enkazını kaldırıp, yeni bir soluk yaratacak uzunluk ve güçte değil! Keza onun çapı, metal sektöründeki grev yasaklama kararı karşısında aldığı edilgen ve teslimiyetçi tutum kadardır.
Soma Katliamı’ndan sonra tazminatsız şekilde işten atılan işçilerin başlattıkları oturma eylemindeki kelimenin gerçek anlamıyla “sahipsizlikse” sınıfın nasıl bir sendikal çıkmaz ve aslında hangi kritik eşikte olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bu “sahipsizlik, kimsesizlik” halinin çıplak olarak ortaya koyduğu gerçekse, işçi sınıfının kolektif olarak kendisi için sınıf haline gelmesi dışında bir seçeneğinin olmadığıdır. Grevleri yasaklanan 15 bin metal işçisinin tüm öfkesine rağmen sendikanın çizdiği sınırları aşamaması, çaresizlikle/öfkenin iç içe geçtiği eşiği bir isyanla sıçrayamaması da keza öyledir.
Bugün Türk Metal Genel Başkanı Pevrul Kavlak’ın bile -hangi siyasi ve sendikal hesaplarla olursa olsun- dile getirdiği bir gerçektir, sendikaların fiilen bittiği! Fakat işçi sınıfının varolan sendikalara özellikle psikolojik bağımlılığı devam ediyor. Yıllardır onların barikatını aşamadığı gibi, neoliberal tahakküm yöntemleriyle daha bir edilgenleşmiş olmasıyla bu hal katmerlenmiştir. Bu durumu bugün için özetleyecek en isabetli tanım ÇARESİZLİK kıskacıdır.
Bu kıskaç aynı zamanda yeninin de ortaya çıkacağı ikili bir karakter taşımaktadır. Keza işçi sınıfı bu durumu kolektif bir bilinç haline getirmemiş olsa da gerçeğin verili durumda çıplak hale gelmesi kaçamayacağı bir şekilde önüne çıkması, onun farkına varmasını da getirmektedir. Bu farkına varma halini bilince dönüştürecek olansa sınıfın ideolojisini ona taşıyacak, reflekslerine yeniden kavuşturacak olan bir öncülüktür. Bu öncülükle sınıf buluşmadığı oranda önümüzdeki dönemler oldukça karanlık görünüyor. Sınıfın en örgütsüz bölüklerinde bile gözle görülür bir kıpırdamanın yaşandığı bu günlerde ona güç alacağı, özgüven kazanacağı örnekler yaratmak, bu çıkmazı o örnekler üzerinden parçalamak dün olduğundan daha kolaydır.
[Alınteri’nin 18 Mart 2015 tarihli 9. sayısının DSB köşesinden alınmıştır]