Sadık Akdağ isimli inşaat işçisi işsizlik nedeniyle bunalıma girdi, intihar etti
İş cinayetlerini, "bu işin fıtratında var" diyerek meşrulaştıran, işçiyi kendi ölümünden sorumlu tutacak kadar fütursuzca konuşup hareket eden neoliberal vampirliğin yarattığı ekonomik-sosyal yıkım, sayısız toplumsal patlama ve krizle yüzümüze yüzümüze çarpmaya devam ediyor.
Alttan alta süren ekonomik kriz bir taraftan Türk tekelci burjuvazisinin sınırlarını daha bir netleştirirken bir taraftan da bu sınırları aşmak için nasıl bir saldırganlık (ekonomik-siyasi-kültürel) kuşanacağını ele veriyor. Binlerce işçi sessiz sedasız işsiz kalırken, iş bulabilenler vahşi bir sömürü cenderesi içinde öğütülürken giderek kronikleşen işsizlik sorunu artık intiharlarla yüzümüze çarpmaya başlıyor.
İşçi için işsizlikle ölüm özdeştir. İşsizlik demek bunalım demek, yaşam enerjisinin emilmesi demektir. Psikolojik sorunlar, aşağılanma, çaresizlik, yokluk, açlık, kabus demek... Bakkaldan, ev sahibinden giderek çocuğundan, arkadaşlarından kaçmak demek... İşsizlik demek, dünyanın işçinin başına yıkılması demektir.
Tıpkı bugün onu ölümle özdeşleştirip intihar eden 30 yaşındaki inşaat işçisi Sadık Akdağ'ın tercih ettiği gibi...
Kocaeli'nin Darıca ilçesinde yaşayan Akdağ, yeni evlenmişti ve 6 aylık bir çocuğu vardı. İşsizlik kronikleşip nefes alamaz hale geldiğinde, bir kapana sıkıştığını hissettiğinde canına kıymayı tercih etti.
Onun bu tercihi, başta 6 aylık bebeği olmak üzere tüm işçi ve emekçilere kalmış bir vasiyet değil de nedir?