"Yasa biziz" diyorlar!

Adore direnişçisi Mehmet Armağan, sendikal çalışma yaptıkları için işten atıldıklarını söyledi

İŞÇİ SINIFI
Salı, 24 Mart 2015 (11 yıl 5 ay önce)

Adore direnişçisi Mehmet Armağan ile 33. günde direniş üzerine yaptığımız söyleyişi yayınlıyoruz



 



Alınteri: Kendini tanıtır mısın?



Mehmet Armağan, 32 yaşındayım, 2012’de Adore’de depo sorumlusu olarak işe başladım.



 



Alınteri: Çalışma koşullarınızdan bahseder misiniz?



Mehmet Armağan: İlk işe başladığımda 1.100 lira brütle başladım. O zaman brüt maaş dediklerinde elime geçecek olan ücret sanıyordum; ben hiç brüt maşla çalışmamıştım ne olduğunu burada öğrendim. Aldığımız ücret 6-7 ay sonra 100 lira eksilmiş oluyor, çünkü vergilerin hepsi bizden kesiliyor.



 



Sabah 08:15’de işbaşı yapıyoruz, sabah ve öğleden sonra 10:15 ile 13:15 çay paydosu,12:30 ile 13:30 yemek molalarımız vardı. Mesai bitimi normalde akşam 17:30 ama bu saatte çıktığımız çok nadir görülür, çünkü elimizdeki iş bitmemiştir onu tamamlamak gereklidir.



 



Ayrıca yedinci aydan üçüncü-dördüncü aya kadar zorunlu mesailerimiz vardır. Mesailer akşam saat 21:15’e kadar sürer. Geçen yıl mesela mesai bitimi 21:15 idi fakat bizim mesai çıkışımız 22:15’den aşağıya hiç düşmedi.  Hep bu şekilde çalıştık. Daha sonra bu olaylar patlak verdikten sonra 21:15’e aldılar mesai bitimini. Yazın çalıştırmazlar hiçbir Cumartesi iş olmaz, hatta çoğu zaman Cuma günü bile iş olmaz; bu nedenle 60-70 saat bizi borçlandırırlar. Kış sezonu geldiğinde, mesailer başladığında mutlaka bir ayımız bu borçları ödemekle geçer.



 



Alınteri: “Cuma günü bile çağırmazlar” dediniz, sizi çağırdıkları zaman mı işe gidiyorsunuz anlamadım bunu…



Mehmet Armağan: Şöyle; Perşembe günü mesai bittiğinde “yarın gelmeyin diyor” mesela. İş yok diye çalıştırmadığı gibi iş olduğunda da zorunlu tutuyor mesaiyi ve “gelmeyin” dediği gün ve saatler bize borç olarak dönüyor.



 





 



Borçlandırdığında normal çalışmamızın ücretini veriyor mesaileri borç olarak kesiyor. Bunun adına da ‘denkleştirme’ diyorlar. Biz bunun iş kanunlarına aykırı olduğunu söylediğimizde, “burada yasa biziz” diyorlar. Biz daha sonra denkleştirmeyi araştırdık, o da şöyleymiş: Deprem olursa, iş durursa bu gibi durumlarda denkleştirme oluyormuş yasalar böyle söylüyor. Bunun dışında denkleştirme diye bir şey söz konusu olamazmış, biz bunu söyleyip mesaiye kalmadığımız zaman servisleri getirmiyorlar şehir merkezine kadar 3.5 kilometre yürümek zorunda kalıyorduk.



 



Alınteri: Sendikayla ne zaman tanıştınız.



Mehmet Armağan: Sendikayla Adore Oyuncak Deposu’nda çalışırken Ertan arkadaşımız sayesinde tanıştık. Ertan arkadaşımız üye olmamızı söyledi, ben e-devlet şifresiyle üye olunduğunu bilmiyordum. E-devlet ile üye olabileceğimizi ve sendikayı anlatınca biz de haklarımız savunmak için Limter-İş Sendikası’na üye olduk. Başkanımız yanımızda olduğu sürece biz de onun yanında olmaya devam edeceğiz. Ayrıca Kamber Başkanı ben çok daha öncesinde de tanırım, kendisiyle usta-yardımcı olarak çalışmışlığımız da var 2005'te.  Burada da birlikte sonuna kadar götüreceğiz direnişi…



 



Alınteri: İş arkadaşlarınızla diyaloglarınız nasıldı?



Mehmet Armağan: İlk zamanlarda ortam çok güzeldi. Arkadaşlarla da çok iyiydik. Hatta kışın çok iyi çalıştığımızı patronlar da söylüyordu, takdir ediyorlardı bizi. Hatta bizim sayemizde 52 milyar ciro yaptıklarını açıkça söylediler. Ama biz dekleştirmelere ve mesai kesintileri için itirazlarımızı ilettiğimizde, “Cumartesi çalıştırmak istemiyorsanız bizi borçlandırmayın, hafta içinde onun yerine çalışalım, Cumartesi gelmeyelim. Siz de elektrik giderinden kurtulur, servis çağırmak zorunda kalmazsınız. Bu şekilde her iki taraf da memmun olur” dediğimizde “siz bilemezsiniz bunu, ancak biz biliriz” diye karşı çıkıyorlar patronlar ve müdürler.



 



Alınteri: Benim öğrenmek istediği şey şu; işçiler birbirleriyle konuştuğunu, aynı grup işçilerin sürekli aynı masada yemek yediğini, sohbet ettiğini fark ettikleri zaman üzerinizde baskı oluşturuyorlar mı? Çünkü birçok fabrikada bu yapılıyor; sizde ne yapıyorlardı böyle bir durumda?



 





 



Mehmet Armağan: Son zamanlarda -yani sendikaya üye olduktan sonra-, Umut arkadaşımız yeni gelen işçilerle konuşmaya çalışıyordu: Sigortanız var mı, bunları araştırın, hakkınızı yedirmeyin, sendikalı olmak ister misiniz…” gibi sohbetler açıyordu. Bunu gördüklerinde, “siz konuşamazsınız, sendikal çalışma yapamazsınız” diye itiraz ediliyordu. Bu itirazlar yoğun bir baskı biçimini almıştı son zamanlarda. Biz baskılara ses çıkarmadık ama onlar bizi dolaylı yollardan böyle işten attılar.



 



Alınteri: Evli misiniz, çocuğunuz var mı?



Mehmet Armağan: Dokuz senelik evliyim. Tam bebek beklemeye başladık işyerinde bu sorunlar başladı. İşten atıldık, direnişe geçtik; şimdi 3 ay sonra bir çocuğumuz olacak, borcumuzu ödeyemiyoruz, işsiz olduğumuz için paramız da yok. Şimdi arada bir eşimi doktora muayeneye götürmek zorundayım ama bunu da yapamıyorum çünkü şu an sosyal güvencem de yok. Bebeğimizin doğacağına bile ağız tadıyla sevinemedik, mutlu olamadık açıkçası.



 



Alınteri: Direnişe sonuna kadar devam edecek misiniz?



Mehmet Armağan: Beş yıl önce krediyle ev almıştım borçları ödeyemediğim için belki de evimi elimden alacaklar. Belki hamile olan eşimi doktora götüremeyeceğim ama ben geleceğimiz için mücadele ediyorum ve haklarımızı alana kadar burada olmaya devam edeceğim. Belki direnişe hiç katılmamış olanlar beni anlayamayacaklar, ama şunu söylemek istiyorum herkes hakkı için mücadele etmeli ve hakkını sonuna kadar aramalı!