Bir halk adamı: Hasan Bat

Yaşantısı gibi sessiz, sakince aramızdan ayrılan Hasan’ı unutmayacağız!

GÜNCEL
Pazartesi, 30 Mart 2015 (11 yıl 6 ay önce)

İdris Yiğit



 



Hasan Bat, Erzincan’ın Refahiye ilçesinin Riçiken Köyü’nde doğdu. İlk gençlik yıllarında İstanbul’a geldi. Çok kısa bir süre mobilyacıda çalıştı. Sonraysa çevresinin yoğunlukla çalıştığı paça işine girdi. Profesyonel olarak devrimci mücadelede yer alana kadar da bu işte çalıştı.



 



Uzun yorucu çalışma saatleri, emekçilerin güç, günübirlik yaşantısı Hasan’ı derinden etkiledi. Çalıştıkça kent yaşamında haksızlığın, sömürünün ulaştığı boyutları gördü. İstanbul, köyünden gelip gidenlerin anlattıklarından farklı duygular uyandırdı Hasan’da. Nüfusu gün geçtikçe yoğunlaşan bu koca kentte çoğu gün güneşi bile görmüyordu.



 



Köyünde sabahları doğuşunu, akşamlarıysa batışını izlediği güneşin nereden doğup nereden battığını kimileyin karıştırıyordu. Çünkü gün doğmadan evden yola düşüyor, gün batımından sonraysa işten çıkıyordu. Kentteki insanların çoğu da kendisi gibi yaşıyordu. Fakat farklı yaşayanlar da vardı: Patronlar…  İşçilerle patronların yaşantıları arasındaki büyük uçurumu gördü. Yaşadığı gecekondu semti olan Güzeltepe ile Şişli, Nişantaşı gibi semtlerin arasındaki çelişkilere tanık oldu. Her iki bölgede yaşayanların tüm yönüyle farlı kumaştan insanlar olduğunu ayrımsadı. Kenti anlamaya çalıştı.



 



Hasan’a göre kentte ‘insanlık’ yoktu. Sermaye biriktirme odaklı kurulmuştu bu devasa yerleşim alanları. Kentler, bir taraftan sermaye biriktiren kan emici patronlar diğer taraftansa emek gücünden başka bir şeyi olmayan işçi ordusu temeli üzerinde yükseliyordu. Sermaye birikimi genişledikçe ihtiyaçları artıyordu. Kırsal nüfusu çekip emek gücüne dönüştürüyor. Buna koşut olarak yeşil alanları yutarak doğayı beton yığınıyla tehdit ediyordu. Yalnızca insanlığı yok etmiyordu; doğa ve doğanın bir parçası olan canlılara da karşıt bir yönelim içinde gelişiyordu kentler. Bu duygular Hasan’ı öğrenmeye, anlamaya itti. Öğrenme ve anlamayla birlikte sınıfsal duyguları gelişti, öfkesi arttı.



 



Zamanla duygu dünyasında biriken öfkesi akacak kanal aradı.



 



Devrimci hareketin 12 Eylül askeri faşist darbesinin karanlığını yırtma mücadelesinin yükselişe geçtiği ’87-‘88 yıllarıydı. Politik dergiler çıkıyor, semtlerde dernekler açılıyordu. Devrimci düşünce ve mücadele Hasan’ın hiç duymadığı konular değildi. ’80 askeri faşist darbesi öncesinde mücadele içerisinde olan yakınları vardı. Karanlığa ve korku imparatorluğuna karşı savaş açıldığı bu günlerde, onları daha fazla anlamak için kafa yoruyordu.



 



Kısa süre içerisinde kendini derneklerde buldu. Yeni insanlar tanıdı: Çitlerin olmadığı, sömürüsüz bir dünya için mücadele eden insanlar… Oldukça heyecanlıydı. İş ile ev arasında geçen sıradan hayatına yeni anlamlar giriyordu. Kolay ilişki kurma özelliğiyle kısa sürede birçok devrimci çevreyle tanıştı. Bu çevrelerle konuşup tartışarak arayışını sürdürdü.  Bu dönemde Hasan’ı etkileyen en önemli şey Che Guevara’yla tanışmasıydı. Che’nin ülkesini terkedip Küba devrimine katılması, devrimden sonraysa Bolivyalı devrimcilerin yardımına gitmesi Hasan’ı derinden etkilemişti. Çevresindeki arkadaşlarına Che’yi heyecanla anlatıyordu…



 



Hasan’ın devrimci arayışı, TİKB çalışmalarının kımıldadığı ‘88 yıllarında anlamını buldu. Aradığı direniş ve mücadele ruhunu TİKB temsil ediyordu. “Adressiz Sorgular” kitabıysa bunu perçinledi. Artık mücadele etmek ve profesyonel devrimci olmak yaşamının temel amacıdır.



 



Hasan, TİKB’de devrimci arayışının yanıtını, TİKB ise Hasan’da Eylül karanlığından çıkışın öncü, fedakâr devrimciliğini, yeni dönemin örgütçü temsilcilerinden birini buldu. Hasan aynı zamanda, ’88’de başlayan TİKB’nin örgütsel çalışmasında Avrupa yakasındaki ilk ilişkilerinden birisidir.



 



İnsanlarla kolayca iletişim kurardı. Birisiyle tanıştı mı arkası gelirdi. İletişimi mutlaka sürdürürdü. Güven verici, emekçi ve halkçı yönü onu sevdirirdi. Gittiği her yerde mutlaka ilişki çıkarırdı.



 



Bir süre sonra TİKB’nin Avrupa yakasındaki örgütsel çalışmasında sıçrama yapıp öne çıktı Hasan. Onun düzen içi planları, hedefleri bitmişti. Tek hedefi, tek planı vardı: Sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için mücadele etmek…  



 



Pankart asma, yazılama, afiş gibi eylemler de Hasan’ın kendine olan güvenini geliştirdi. Böylesi pratik eylemler sonrası övünçle söylediği sözü şu olurdu: “Ben Osman Yaşar Yoldaşcan olacağım!”



 



Kolay iletişim kurma özelliği Hasan’ın örgütçü yönünü geliştirdi. Örgütün yeni alanlara doğru genişlemesinde büyük emeği, örgütlediği insanlar arasında Murat Dil de vardır. İşçi kökenli Hasan’ın yapıya katkısı büyüktür. Sessiz, sakin ve mütevazı özelliğinden dolayı yapıda ‘tanınan’ bir isim olmadı Hasan. Ama yeni bir dönemde gerek pratik mücadelede gösterdiği cesaret gerekse de örgütçü özelliklerinden dolayı, bu dönemde, Hasan’dan öğrenmemiz gereken çok şey var. Hasan, bu yapının sessiz kahramanlarındandı. Hasan bir halk adamıydı. Cenaze törenine kitlesel katılım bunun en iyi göstergesiydi.



 



Hasan’ın kendine özgü düşünceleri vardı. O tabi olmak yerine düşünüp sonuçlar çıkarır ona göre yürürdü. Bu olumlu özelliği kimi kesitlerde ön açıcı geliştirici olurken kimi kesitlerdeyse dönemin özellikleriyle birleşince tıkanmasına yol açtı. Ön açıcı bir çıkış geliştiremeyince ‘gel git’ler yaşadı. ‘91yılı ile ’92 yılı arası böyle bir dönemdi. Sürecin gelişme yönünü yeterince bilince çıkaramadı. Pratik devrimciliğe ara verdi.



 



Fakat hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadı. Düzen içi bir hayat da sürdür(e)medi. Hasan, en küçük devrimci kımıldanmaya sessiz kalmayacak bir devrimci duyarlılıktaydı. Nitekim ’92 yılında çalışmalarımızın yükselmesinin yaydığı heyecana sessiz kalamadı; örgütlü mücadeleye yeniden döndü.



 



Yasal afiş çalışmasında yakalandı ve tutuklandı. Devlet onun yaptıklarının değerini biliyordu. Bunun için yasal bir eylemde yakalanmasına karşın kinini kustu: Örgüt üyeliği cezası verildi. 9,5 hapis kaldı. Hapiste kaldığı sürece devrimci yaşam ve duruştan taviz vermedi Hasan.



 



Çıktıktan sonra da alçakgönüllü bir yaşam sürdürdü. İşçi olarak çalışmaya başladı. Birkaç yıldır da kırtasiye dükkânı çalıştırıyordu. Ama bütünüyle düzenin içinde kaybolmadı Hasan. Okuyup araştırmayı sürdürüyordu. Bir arkadaşıyla bir senaryo üzerinde çalışıyordu. HDP’nin kurulmasıyla birlikteyse çalışmalarına katıldı.



 



Altı ay önce Hasan’a akciğer kanseri tanısı konuldu. Hastalık sağlık sisteminin sorunlarıyla da birleşince hızla ilerledi ve Hasan’ı kaybettik.



 



Eğer emekçiyseniz ve rastlantısal olarak erken teşhis olmazsa böylesi bir hastalık genellikle ölümle sonuçlanır. Çünkü günümüzde sağlık alanı önemli ve en büyük pazar alanlarından biridir. Zaten hastaya da artık bir müşteri gözüyle bakılıyor. Böyle olunca para kazanmak tedavi etmek ve iyileştirmenin önüne geçiyor. Tam da bundan dolayı günümüzde kanser kapitalizmin diğer adıdır.



 



Yaşantısı gibi sessiz, sakince aramızdan ayrılan Hasan’ı unutmayacağız.



 



Devrimciler öldü yaşasın devrim!



 



Hasan Bat ölümsüzdür!