Mühendisler hava cıva…

Devletten gelen müfettişleri de görüyoruz, hava cıva… Ha patrondan ha devletten almış maaşını hiç farkı yok...

İŞÇİ SINIFI
Cuma, 3 Nisan 2015 (11 yıl 4 ay önce)

Tuzla Tersane’de çalışırken bir arkadaşının iş cinayetinde hayatını kaybetmesi üzerine işveren aleyhinde tanıklık ettiği için işten atılan Veysel Sargut ile iş cinayetleri ve Tuzla Tersane’lerindeki çalışma hayatı üzerine yaptığımız sohbetten kesitler sunuyoruz.



Alınteri: İş cinayetlerinin önlenmesi için neler yapılmalı?

Veysel Targut: İş cinayetlerinde ve kazalarında, ibretlik ve caydırıcılığı artıran cezalar olmalı. Bunları atacaksın içeri taksirle ölüme sebebiyet vermekten, kasıtlı adam öldürmekten... İş cinayetlerinin önlenmesi için yöneticilik ehliyetleri iptal edilmesi gerekiyor.





Devletten gelen müfettişleri de görüyoruz, hava cıva… Ha patrondan ha devletten almış maaşını hiç farkı yok. İşini gerçek anlamda yapabilmesi için birincisi örgütlü olmaları, ikincisi de yasaların bu insanlar üzerinde yaptırım uygulaması gerekir.



 



Alınteri: Bugüne kadar kaç işçi hayatını kaybetmiş, bu sırada ceza alan olmuş mu?

Veysel Sargut: Gemak Holding’te on iki kişi hayatını kaybetmiş, yargılanan, tutuklanan hiç kimse yok. Genel müdür şöyle söylüyordu: Bugüne kadar hep beraber hareket ediyorduk”. Doğru söylüyor, hiç kimseye bir şey olmadı, hep örtbas ettiler, (verilen cezalar da komik kaldığı için) on iki işçi katletmişsin, sakatlanmalar falan hariç bunları saymıyorum bile. Hesap soran yok, kaç kişi sakat kalmış, kaç kişi ölmüş; bu iş cinayeti mi değil mi, araştıran eden yok.



 



Sadıkoğlu döneminde, işçi  normal çalışmasını yaparken pasif bir alanda düşüp ölüyor. İşçi ortada kalıyor. Taşeronun biri, “benim işçim değil” diyor, öbürü de “benim işçim değil” diyor. Evet doğru söylüyorlar, hiçbirinin işçisi değil çünkü sigortasını yatırmıyor, elini kolunu sallayarak tersaneye giriyor. İşçinin çalıştığı taşerona “senin işçindi, çalışırken gördük” desen de “yok” der, “en son çıkışını vermiştim” der. Çıkış vermek de kolay, ‘yarın gelmiyorsun’ dersin olur biter. Şimdi kartlı dönem başladı, biraz azaldı.



 



Alınteri: Kartlı sistem ne gibi değişiklikler getirdi?

Veysel Sargut: Sigorta yapma zorunluluğu getirdi, iş cinayetlerinde kaçamak yapacak durumda değiller. Şöyle anlatayım: Yıl 1995 yine Gemak Gemi’den havuza geçişte uyduruk bir geçiş yapmışlar. Denizde dalga var, işçi geçerken o uyduruk geçiş ters dönüyor ve işçi aşağıya, havuzla geminin arasına düşüyor. Üstelik gece vardiyasında gerçekleşiyor bu. Arkadaşları arıyor, soruyor, akıllarına ‘geçiş ters dönmüş oradan düşmüş olmasın’ diye geliyor ve dalgıçlar geliyor. Deniz bulanık, arıyorlar… İki gün sonra düşen işçinin cesedini değil başka bir ceset buldular. Sekiz ay önce düşmüş, çürümüş, kim olduğu da belli değil.



 



Alınteri: Peki sekiz ay boyunca hiç kimse işçiyi arayıp sormamış mı?

Veysel Sargut: Eşi nerden bilsin işe gittiğini, eskiden cep telefonu falan yoktu… Giderdik İçmeler İstasyonu’na, burada işçilerin bulunduğu kahvehaneler var, işveren gelir pazarlık usulü işçi götürür. “Bana işçi lazım; ben iş elbisesi, ben tulum falan veririm, metre veririm, ayakkabı veririm” der. Usta işçi götürürse malzemenin sıfırını alır, yardımcı falan ise daha önce başkasının giymiş olduğu tulumları verir.



 





 



İşe gidersin çalışmaya başlarsın, evdekiler senin işe gidip gitmediğini bilemez çünkü telefon yok nereden bilsinler. Gidiyorsun gemilerin dış borularını değiştirirken Allaha emanetsin yani; köşebentin üzerinde korkuluğu yok, düştüysen de fark etmiyor ki o gün gelmişsin… İşçiyi orada görmeyen taşeron, işçi işi beğenmediği için çekip gitti diye düşünebiliyor, diğer işçiler de gelip gelmediğinin farkına bile varmıyorlar.



 



Tuzla Tersane’lerinde çalışan işçiler üzerinde patronların ve idarenin aşırı bir baskısı olduğunu da şöyle anlatıyor Veysel Sargut:





Veysel Sargut: İşletme müdürü gür sesli, biraz iri görünümlüdür, iyi konuşmasını da bilir. İşçileri tek tek çağırır, konuşur baskılayıcı bir etkisi vardır; işçiler yanında konuşmaya, bir şeye itiraz etmeye çekinirler. Haklı da olsa bunu işletme müdürü karşısında söyleyemez, işletme müdürüyle karşı karşıya gelen işçi haklılığından da hakkından da vazgeçiyor.





İşletme müdürü zaman zaman yolda giderken falan gelir “seni çok seviyoruz, bir şeye ihtiyacın olursa bana gel” diyerek sırtını sıvazlar. İşçi ise bunu hiç kimseye söylemez, genel olarak işçilere tek tek bu uygulama yapılır. Bazen arkadaşlık durumuna göre iki işçiye birden yapar bu uygulamayı, üstelik kendisine bunları söylediğini hiç kimseyle paylaşmamasını da tembihlemekten geri kalmaz. İşçi de gerçekten böyle olduğunu zanneder maalesef. Bu şekilde yoğun bir psikolojik bağ oluşturuyorlar.



 



Alınteri: Yemek saatleriniz nasıl, nerede yemek yiyorsunuz?

Veysel Sargut: Tersanelerde çay saati falan da yok. Yemek saati 12:00-13:00 arasındadır. Taşeron, personeli yarım saat arada kayboluyor diye yemeğini çalıştığı yerde yiyor. Geminin içerisinde çalışıyorsun dışarıda 30 dereceyse içeride 60 derece oluyor sıcaklık, artık proteinlerin erimeye başlıyor. O pozisyondasın.



 



Su getiriyorlar, bardağın başına yolda mutlaka bir şey gelir; ya düşer ya başka bir şey olur. Gelmemesi mümkün değil! Suyu getiren onu iskeleye getiriyor; ne oluyor bardak düştüğü için bardak olmadan içmek zorundasın ve sana gelene kadar kaç işçi içiyor o suyu aynı sürahiden ya da pet şişeden… neredeyse 100 işçi içiyor. Normalde iğrenirsin o suyu içmeye, çünkü hijyenik ve steril değildir ama tersanede çalışırken bu durumu görmüyorsun mecburen. Yemek yemek de bir o kadar zahmetli, geminin içinde çalışırken, yemek yemek için geminin üstüne dik çıkacaksın, düz duvara tırmandığınızı düşünün yani, iskeleyi geçeceksin yemekhaneye gideceksin genellikle o yolu göze alamadığın için yemek yemeye bile gitmezsin, çünkü bir de o kadar zahmetli yolun geri gelmesi var.



 



Alınteri: Çalıştığınız başka işlerden de atıldınız mı?

Veysel Sargut: Şimdiye kadar çalıştığım hiçbir yerden kovulmamıştım, ilk defa Tuzla Gemi’den kovuldum. Şimdiye kadar çalıştığım yerlerde hep başarılı olduğum için takdir alan bir işçiliğim oldu, Tuzla Gemi’de dört yıldır çalışıyordum, bir ay içerisinde işten atıldım. Rahmetli arkadaşımın olayından önce de olumsuzluklar vardı. Bu nedenle en ağır işlere kasıtlı olarak beni gönderiyorlardı. Biraz dilim uzundur da, ben ağır işlerde çalışamam daha önce kaza geçirdim, elim sürekli ağrıyor, geçmiyor.



 



Alınteri: İş görememezlik raporun var mı?

Veysel Sargut: Evet var. İşyeri hekimleri, şu şu işleri yaptıramazsınız, diyor. Sol elini kullanacağı işlerde çalışamaz, diyor. Nerede ağır işler ve sol elle yapılacak işler varsa oraya gönderdiler. Kısa zamanda iyileşmesi gereken elim 15 aydır hala ağrıyor. Doktor diyor ki, sen 80 yaşında bir adam mısın da 15 günde iyileşecek el hala neden iyileşmedi. Ben de çalıştırıyorlar, ne yapacağım dedim, Tuzla gemi otoban yollarındaki yerin kaplamasını yapıyor, gemilerin denize ineceği yolunu yapıyor, gemilerin her bir bölümünü ayrı firma yapar. Korkuluklarını bir firma, ayaklarını bir firma yapar…



 



Alınteri: Sohbet için teşekkürler.