13 Nisan, Soma...

Duruşmanın yapılacağı 13 Nisan, işçi sınıfı açısından onur meselesi olan bir tarihtir

İŞÇİ SINIFI
Pazar, 12 Nisan 2015 (11 yıl 4 ay önce)

Yüzlerce işçinin katledildiği Soma Katliamı’yla ilgili davaya, tam bir yıl dolmak üzereyken 13 Nisan’da Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. Hayatını kaybedenlerle birlikte bir kenti, içinde yaşayanlar için de mezara dönüştüren bu katliam için hazırlanan iddianame 231 sayfadan oluşuyor. 301’i ölü, toplam 950 mağdur ismi içeren belgede, katliamla ilişkili olaraksa sadece 45 kişi yargılanıyor. Onların bir kısmıysa vardiya amiri, ayakçısı vs.



 



Oysa Soma, Bakanlığı, patronu, müfettişleri, kaymakamı, sendikası, bilumum yetkili bürokratıyla tepeden tırnağa organize ve bir o kadar da kolektif bir cinayettir. Bizim için zaten açık olan bu gerçek, bizzat bilirkişi raporuyla, katliam anı ve önceki günlere ilişkin görüntülerle da belli boyutlarıyla deşifre oldu, ortaya çıktı.



 



Pekçok veriyi ortaya koyan o rapor, aslında katliam sinyallerinin 2 ay önceden ortaya çıktığını, sensörlerin alarm verdiğini, gerekli önlemlerin buna rağmen alınmadığını söylüyordu. Dahası, bu gerçeğin Bakanlık müfettişlerinin tuttuğu defterlere yansımadığını, o defterlerde her şeyin yolunda gittiğinin belirtildiğini ortaya koyuyordu.



 



Havalandırma şekli ve yönteminin yangın riski olan bir yeraltı ocağı için yetersiz olduğu söyleniyor, bu apaçık gerçeğe rağmen verili projelerin her yıl onaydan geçtiği belirtiliyordu.



 



Yine olası bir “kazada” kaçış yollarını düzenleyen bir proje hazırlandığını ama projenin ikinci revizyonunda bu yolların “rezerv zayiatını” engellemek için iptal edildiği vurgulanıyordu. Tüm bunların altında da Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün ve Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin imzası olduğu ifade ediliyordu. Ocağın üretim kapasitesinin akıl almaz sınırlarda zorlandığı bizzat rakamlarla açığa çıkarılıyordu (Öngörülenin 2-2,5 kattı üretim!).



 



Bu arada gaz ölçümleriyle sensörlerin gösterdikleri arasındaki açı farkı akıl almaz düzeydeydi. TÜBİTAK ölçüm yapan cihazların bir kısmının bozuk olduğunu ve bu nedenle ölçüm yapsalar da alarm veremeyeceklerini söylese de o cihazlar katliamdan 2 gün sonra yapılan bilirkişi incelemesinde bile gaz oranının normalin çok çok üstünde olduğunu gösteriyordu. Maskelerin filtre kısımlarının paslı olduğu, çalışmaz durumda oldukları bizzat işçilerin de anlatımlarıyla ortaya çıkmıştı.





İşçilerin anlattıkları ve kamera görüntüleri aynı ocakta 2 gün önce de yangın çıktığını, ortalığın gaza ve dumana kestiğini buna rağmen o kahrolası üretime kısacık da olsa bir aranın verilmediğini gösteriyor/ortaya koyuyordu.



 





 



O görüntülerdeki işçilerin haliyse en az katliamın acısı kadar yüreğimize oturmuştu. Duvara tutunarak yürüyen işçiler, dumana rağmen devam eden çalışma! Bu aşırı üretim hırsı ve gözü dönmüşlük karşısında bırakalım sınıf bilinçli insanları, herhangi bir çocuğun bile “bunlar vampir” diyebileceği o görüntüler, işçi sınıfının kolektif sınıf kininin sembolü olacak yalınlıktadır. Elbette kapitalist üretimin sınıfı ölümü pahasına disipline edip edilgenleştirdirdiği anlamına gelen bir çığlığın görüntüleridir bunlar…



 



Soma katliamının baş sorumlularından ve halen tutuklu olan Soma Holding A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın ilk ifadesinde söyledikleriyse işçi sınıfı açısından “düşmanını belle” kıvamında sarsıcı bir eğiticilik taşıyordu: Yatırımları ve uğradıkları zararlarla mağdur olmuşlardır! İşçiye verilen paslı maskelerin, “kaza” anında çıkış yapılabilecek yolların oluşturulmasının “rezervlere zarar vereceği” gerekçesiyle iptal edildiğinin, gerektiğinden neredeyse 3 kat fazla üretim yapıldığının, havalandırma sisteminin bozuk olduğunun… ve daha pekçok şeyin hesabını vermekten imtina eden bu canavar söyledikleriyle “işte burjuvazi budur”u bizzat kendisi tasvir etti!



 



Soma kolektif bir cinayettir, evet! Patronu için tek değerin para olduğu bizzat Can Gürkan tarafından özetlendi. Ya haklarında soruşturma açılması engellenen (Bakanlık tarafından) müfettişler? Ya ocakta olup bitenleri bilmemesine imkan olmayan o sendikacılar? Hani her gün gelip ocakta şirket bürokratlarıyla çay içip, sohbet sofraları kuran o sendikacılar!.. Ya rödovans sisteminin altında imzası olup da bunun olası sonuçlarını (daha fazla üretim, daha fazla kar için çılgınca bir sömürü ve kuralsızlığı tetikleyeceğini!) bile bile tüm denetimlerde vampirlere “yürü ya kulum!” diyen bilumum devlet zevatı?!



 



Saymakla bitmez… Saydığımız her şey 13 Nisan’da görülecek duruşmanın çıplak bir sınıfsal karşılaşmanın meydanına dönüşeceğini/dönüşmesi gerektiğini gösteriyor. Saydığımız her şey, iş cinayetlerinde dünya üçüncüsü, Avrupa birincisi olan Türkiye’nin kuralsız, denetimsiz, hoyrat kapitalist işleyişini ele veriyor. Saydığımız her şey, bu davanın sınıfa karşı sınıf tutumuyla sahiplenilmesi zorunluluğunu haykırıyor. Cinayetin kolektif faillerini ortaya koyduğu kadar, kolektif sınıf bilinci ve duruşuyla bu barbarlığa meydan okumaya davet ediyor!



 



13 Nisan, işçi sınıfı açısından onur meselesi olan bir tarihtir. Tarihin en büyük iş cinayetlerinden biri olan Soma ismi her duyduğumuzda tüylerimizi diken diken edip, kendimiz için sınıf olma zorunluluğunu hatırlatacak ölümsüz bir uyarıcıdır!



 



[Alınteri'nin 6 Nisan tarihli 10. sayısının DSB köşesinden alınmıştır]