“Hiç bir insan illegal değildir”

GÜNCEL
Cumartesi, 7 Ekim 2006 (20 yıl 3 hafta önce)

Avrupa Sosyal Forumu'nun 7 Ekim 2006 tarihli sonuç bildirgesinde “Avrupa’da tüm göçmenlerin koşulsuz olarak yasallaştırılması ve tüm göçmenlere eşit haklar verilmesi; dışlanmanın sona ermesi, sınırdışı edilmelerin sonlanması, Avrupa’da tüm mülteci kamplarının kapatılması için Avrupa ve Afrika çapında uluslararası eylem günü çağrısı” yapıldı. Bu çağrı, Almanya'nın Köln kentinde yaklaşık 500 kişinin katılımıyla 7 Ekim 2006 Cumartesi saat 15:00'te Rudolfplatz'ta yanıtlandı. Yaşamevi'nin “Yurtdışı edilmelere derhal son verilsin”, “Herkese oturum hakkı” dövizleriyle katıldığı eylemde, özellikle Afrika, Asya ülkelerinden kurum ve örgütlerin çokluğu dikkat çekiciydi. Almanya'dan ise Pro Asyl, Kein Mensch ist Illegal, Karawane Wuppertal, Anti-fa gruplarının aktif katılımıyla, ”Hiç bir insan illegal değildir, herkese oturum hakkı”, “Yardım değil çalışma hakkı verilsin”, “ Oturum hakkı insan hakkıdır”, “Irkçı yabancılar politikasına karşı, Avrupa kalesine hayır!” pankart ve dövizleri taşındı. Rudolfplatz'tan başlayan yürüyüş Dom Kilisesi'nin önündeki alanda çeşitli göçmen kurumların temsilcilerinin konuşmalarıyla bitirildi.

Ayrıca Afrikalı müzik grupları da kendi dillerinden şarkılarla "Gözlerimizin rengi farklı olsa da gözyaşlarımızın rengi aynı" sözünü doğrularcasına her ulustan insanı aynı duygularda buluşturdu.

Emperyalist kapitalist devletlerin harabeye çevirdiği coğrafyalardan, en yaşamsal insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan geleceksizlik, umutsuzluk, yoksunluk ve yoksuluk kıskacına terk edilen bölge ve ülke insanlarını yeni bir yaşam umudunu yine bu ülkelerin, kendi ülkerinden kopup gelen mültecilerin zenginliklerini sömürerek ulaştığı refah düzeyinde kendileri için bir yaşam şansı aramaları bir bumerang gibi kapitalist devletleri vuran bir silaha dönmektedir. Evet onurlu bir gelecek ve insanca yaşam hakkı.

Umutları çalınan insanların yaşamına karşı hiç bir sınır tanımayan saldırganlıklarıyla kapitalistler, kriz anlarında, özellikle Avrupa işçi sınıfı özgülünde, ayrım gözetmeksizin halklara karşı uyguladıkları kriz politikaları ile işçi sınıfı ve emekçilerin ağır bedellerle elde ettikleri hakları tek tek ellerinden alınıyor. Bunun sonucunda oluşan memnuyetsizlik ve karşı çıkış nüvelerini elimine etmek için, her zaman başvurdukları bir yöntem olan halklar arasında suni kamplaşma ve düşmanlıklarla bertaraf etmeye çalışıyorlar. Sorunun temeli sanki, kapitalizmin kar daha fazla kar hırsı değil de korkunç şartlarda yaşam savaşı veren, yerlerinden yurtlarından edilmiş, ulusal hiç bir zengilikten payını alamamış, üstüne üstlük işbirlikçi ve baskıcı rejimlerinde, politik kovuşturmalara uğramış, yoksun ve yoksul bıraktırılmış, düşkünleştirilmiş ve bunu değiştirme adına, katledilen halkların kanı üzerinde zenginlik yaratan ülkelere göç etmiş bu insanlar bu sorunun kendisiymiş gibi iç siyasetin bir aracı haline getirilip, bu uğurda hedef gösterilmektedir.

İster politik olsun ister ekonomik ister ise de sosyal içerikli nedenlerden olsun, mültecilik yüzyıllar boyunca insanlığın karşı karşıya olduğu bir sorundur. Yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan insan, büyük umutlarla koyulduğu bu yolda onu, nelerin beklediğini bilmeksizin başlar umut yolculuğuna.

Ama ne olursa olsun yurdundan ayrılmak zorunda kalan insan mülteciliğin ağır koşullarında kendini var etme savaşını vermek durumunda kalıyor. Kimliğini, kültürünü ve benliğini korumak ve kendini ifade edebilmek için göze aldığı yaşama savaşı. Ama nasıl? Bu savaşım eğer kapitalizmin içinde sönümlenip gidecek bir umut ve beklentiden öteye geçmezse, yaşanılan acılara karşılık, mültecilerin, insan kaçakçılarından tutun da geçilen veya gidilen ülkelerin ağırlaştırılmış ve insanlıktan uzak sınır koruma politikalarının kurbanlarına buz gibi soğuk bir sayı olarak eklemlenmek dışında başkaca şansları olmayacaktır.