Sandıktan sokağa…

Seçim faaliyetimiz emeğin kardeşliği ve birleşik mücadeleyi güçlendirmenin kaldıracı haline getirilmelidir

GÜNCEL
Pazartesi, 6 Nisan 2015 (11 yıl 6 ay önce)

Farklı kesimlerce teslim edildiği üzere bu seçim sürecinin iki temel aktörü olduğu açık. Bunlardan biri on yıllardır yürütülen vahşi neoliberal politikaların etkin uygulayıcısı AKP… Seçim barajı zırhını da kuşanarak iktidardaki gücünü, geri döndürülmesi hayli zor olacak biçimde yeniden tahkim etmeye soyunmuş. Aleni biçimde parti devleti ve “führer” sistemini cebine koyacak bir yüklenme içerisinde. Bunun gerçekleşmesi için her ipte oynamaya, her türlü pisliği yapmaya açık.



 



Diğeri HDP, tüm riskleri göze alarak yerinde bir kararla seçime parti olarak giriyor. Yüzde 10 barajını yıkarak demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin önündeki engelleri fiili olarak yarmaya kilitlenmiş. Ana gövdesini Kürt dinamiğinin oluşturduğu bu hareket, çizgisindeki kırılmalara ve ideolojik lekelere rağmen özellikle ezilen Kürt ulusunun hakları, kadının özgürleşmesi ve emekçi halklar arasında kardeşleşmenin büyütülmesi savaşımında gözle görülür adımlar atmış durumda. Zaman zaman düştüğü yanılgıların üstüne çıkarak ezilenler ve emekçiler cephesinden iktidar karşısında dik durmayı başarmış bir güç. Kobanê direnişinin görünür kıldığı üzere, sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da da ezilen halklara umut aşılayan belli bir güç ve prestije sahip.



 



Seçimler üzerinden gündeme gelen bu kapışmada, işçi sınıfı devrimcileri HDP’yi desteklerken soruna sınıf mücadelesinin ihtiyaçları ekseninden bakmakta. Barajın HDP şahsında fiili olarak yıkılması Kürt ulusu başta olmak üzere farklı etnik kimlik ve inançların haklarının genişletilmesi, emeğin kardeşliği ve mücadele birliğini güçlendirmenin yanında işçi sınıfının söz, örgütlenme ve eyleminin önünü açan bir rol oynayacak. Ayrımcı, inkarcı ve baskıcı politikaların ceremesini çekmiş, silindirin altında kalmış halkların sesinin tok çıkması, işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin toplumsallaşmasını ivmelendirmiş olacak. Dolayısıyla sosyalizm mücadelesinin zeminini güçlendirecek.



 





 



Bu nedenle HDP’ye verilen desteği bir tutum beyanının ötesine taşımak önemlidir. İşçi sınıfı ve emekçilerin sınıfsal talep ve beklentilerinin seçim beyannamesi ve propagandasında daha fazla yer tutması için bir basınç oluşturulmalı. HDP, ezilen halklar, kimlik ve inançlar yanında işçi sınıfının hak ve taleplerine sahip çıkması için zorlanmalıdır. Eleştiri ve uyarılar, bir dostluk ilişkisi içerisinde olduğumuz gözden kaçırılmadan, kaba indirgemeci yaklaşımlardan uzak duracak biçimde ifade edilmeli, bundan geri durulmamalıdır.



 



Daha önemlisi, metropollerdeki Kürt işçi dinamiğinin dikkatlerini sınıfsal olana çekecek yetkin bir bağımsız komünist faaliyet yürütmek zorunludur. Yapılan çeşitli saha araştırmalarından çıkan sonuçlar da gösteriyor ki, Kürdistan’dan Batı metropollerine çok yoğun bir emek göçü var. Bu akışın bir kısmı kirli savaş vahşetinden dolayı gerçekleşen zorunlu göçken, önemli bir kısmı da iş için gerçekleşen göçtür.



 



Özellikle İstanbul’da bulunan Kürt emek gücünün sayısal ifadesinin Amed nüfusunu ikiye katladığı biliniyor. İnşaat ve hizmet sektörü başta olmak üzere ucuz, güvencesiz işlerde Kürt emekçilerinin yoğunluğu somut bir gerçekliktir. Yerel seçimlerin ve cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının gösterdiği gibi HDP, bu dinamiğin önemli bir kısmını kucaklayamamıştır. Kucaklayamamıştır çünkü Kürt işçi ve emekçilerde, Kürdistan’dan farklı olarak kent yaşamının getirdiği sosyo-ekonomik sorunlar, ilişkilenilen emek süreçlerinin ortaya çıkardığı yeni algı biçimleri şekillenmiştir. İşçi, işsiz kentli olmaktan kaynaklı sorunlar baskın çıkmaya başlamış, HDP bu gerçekliği görmekte ve buna uygun politikalar geliştirmekte geri ve yetersiz kalmıştır.



 



İşçi sınıfı devrimcileri olarak, seçim çalışmasını bu gerçekliği gözönünde bulundurarak yürütürken, metropollerdeki işçi sınıfının farklı milliyetlerden bileşenlerini sınıfsal eksende, devrimci sosyalist bir çizgi temelinde örgütlemenin herkesten önce bizim sorumluluğumuz olduğu bilinciyle hareket etmek durumundayız. Bu konuda kendi yetersizlik ve yetmezliklerimizin yükünü başkalarının (bu somut durumda HDP’nin) sırtına yıkıp bu açığı kapatmalarını (da) onlardan beklemek gerçekte bir aczin ifadesidir. Asıl kuyrukçuluk budur.



 





 



Seçim faaliyetimiz HDP’nin barajı yıkmasına oy akıtmayı sağlamanın yanında, emeğin kardeşliği ve birleşik mücadeleyi güçlendirmenin kaldıracı haline getirilmeli. Gerçek kurtuluşun yolu olarak sosyalizm etkili bir biçimde gündemleştirilmelidir.



 



Sokaklar, işçi havzaları, direnişler, emekçilerin yaşam alanları seçim sürecinin yarattığı politizasyonla birleşik planlı ve aktif bir biçimde değerlendirilmeli. Bu vesileyle işyeri, havza, mahalle, kadın, okul toplantıları örgütlemeye önayak olunmalı. Dışımızda örgütlenen aktivitelere hazırlıklı bir biçimde katılınmalı.



 



İşçi sınıfı ve emekçilerin canına okuyan neoliberal politikaları sınırlayıp, etkisizleştirecek; “İnsanca çalışma ve yaşam koşulları sağlansın!”, “Herkese iş”, “Herkese konut”, “6 saatlik işgünü, 8 saatlik ücret”, “Bölgesel değil, herkese insanca yaşanacak asgari ücret”, “Eşit işe eşit ücret”, “Kadına yönelik şiddet ve negatif ayrımcılığa son!”, “Anadilde bilimsel, parasız eğitim”, “Parasız nitelikli sağlık”, “Yaşanabilir çevre”, “Parasız, çilesiz ulaşım”… gibi talepler “Kurtuluş devrimde, kurtuluş sosyalizmde” perspektifiyle birleşik propaganda edilmeli.



 



Seçim sandığının kendi başına bir şey ifade etmediği gerçeği akılda tutularak, bu 1 Mayıs’ta alanlar işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların birleşik mücadelesini ve sokak iradesini yansıtan bir görkemlilikle yankılanmalı. Sandık üzerinde sokak iradesinin olduğu açık bir biçimde yansıtılmalıdır.



 



[Alınteri'nin 6 Nisan tarihli 10. sayısından alınmıştır]