“Benim cenazemi, benim acımı bana yaşatmadılar” çığlığı kulakları sağır edecek, yürekleri sıçratacak kadar etkili
Çağlayan Adalet Sarayı'ındaki Berkin Elvan dosyasının savcısını rehin alma eyleminde katledilen Şafak Yayla'nın mezarı başına getirilenler, toplumsal dokudaki bozulmanın ve ırkçılığın devletten vatandaşa uzanan boyutlarını ele veren bir örnek olarak öne çıkıyor.
Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Karabörk köyünde yaşayan Yayla ailesi, çocuklarının naaşını mezarlığa götüremedikleri için evlerinin bahçesine gömmek zorunda kaldılar. Yetmedi “onu çıkarıp dereye atacağız” tehditleri geldi. Haberlere bakılacak olursa aile tehditlerden dolayı mezarı betonlamak durumunda kaldı.
Görülmese de, duyulmasa da anne Aysel Yayla'nın; “Benim cenazemi, benim acımı bana yaşatmadılar” çığlığı kulakları sağır edecek, yürekleri sıçratacak kadar etkili... İnsanlığın tarihi kadar eskidir ölüye, cenaze törenine, mezara saygı. Antik çağlardan bu yana çeşitli inanç ve geleneklere göre oluşmuş ritüeller yön verir bu saygıya.

Ancak isanlıktan nasiplenmemişler kendi inanç, anlayış ve düşüncelerinin dışındakilerin yaşamında olduğu gibi ölümünde de sürdürürler vahşi davranışlarını. Kirli savaşta öldürülen gerillaların kafalarını kesip eline alarak poz vermenin dejenarasyonu yaşamış bir toplumsal belleğe sahibiz. Katledilen devrimcilerin cenaze törenlerine, anmalarına izin vermeyen, vahşice saldıran bir devlet terörü sarmalında şekillenilmiş.
Şafak Yayla'nın İstanbul Gazi Mahallesi'ndeki mezarlığa defnedilmesine İstanbul Valiliği “güvenlik” gerekçesiyle izin vermemişti. Devletin bu yakışıksız yasakçı tutumunu Giresun'da bir grup devralarak, cenazenin köy mezarlığına defnedilmesine izin vermediği gibi, evinin bahçesindeki mezarı da rahat bırakmıyor.
Dolayısıyla insan 'böyle devlete böyle millet' demekten kendini alamıyor.