“Gezmek ha...”

“Hey sen oradaki”, kameralar seni izliyor, polis sürekli peşinde, yasalar senin için çıkıyor. Her an alıp götürebilirler... Götürüp kaybedebilirler... Artık “ben bir şeye bulaşmıyorum ki” demek de para etmiyor...

GÜNCEL
Perşembe, 22 Eylül 2005 (20 yıl 8 ay önce)

Genelkurmay ve polis Avrupa Birliği uyum yasaları ile birlikte “elimiz kolumuz bağlanıyor” diye bağırıp duruyor. Ceza İnfaz Kanunu ve Ceza Muhhakemeleri Usul Kanunu'ndan sonra yeni Terörle Mücadele Yasa tasarısı da yolda. Artık herkes suçlu. Onlar “11 Eylül Sendromu”, “teröristlere karşı” diye bilinç bulanıklığı yaratmaya çalışsa da, var olan sendrom, “sosyal patlama korkusu sendromu'ndan” başka bir şey değildir, karşılarına aldıkları ise terörisler değil, tüm bir işçi sınıfı ve emekçilerdir. “Önleyici savaştan” sonra şimdi de revaçta“sistem karşıtlığını, örgütlü hak arama ve özgürlük isteğini önleyici erken işkence ve baskı” saldırısı var. Onlar “elimiz kolumuz bağlanıyor” diye bağırıp dursunlar, onların ellerinin kollarının ne işler yaptığını herkes gayet iyi bilir. Bilmiyen varsa da sırtında çantayla İstiklal Caddesi'ne çıksın da öğrensin. İşte “ellerinin kollarının ne işler” yaptığının en son örneği, İsmail Perktaş ve Dursun Yıldırım'ın 7 Eylül tarihinde başlarına gelenler:

[foto]dursun_ismail1.jpg[/foto]

İsmail ve Dursun, İstiklal Caddesi'nde 7 Eylül günü saat 18:30 civarında binlerce insan gibi gezerken, sırtlarındaki çanta gerekçe gösterilerek 3-4 çevik kuvvet polisi tarafından bir köşeye çekilirler. Çantalarından bir şey çıkmasa da İsmail'in memleketi Tunceli olduğu için karakola götürülürler. Karakolda kaldıkları yaklaşık 5 saat boyunca sürekli küfür ve hakaret edilir İsmail ile Dursun'a. Dayak yerler, iç çamaşırlarına kadar soyulup onursuzca aranırlar, “cop sokmakla” tehdit edilirler vs. Saat 23:00 civarlarında karakoldan ayrı ayrı bırakıldıktan sonra ise polislerce takip edilip ara sokaklarda vahşice dövülürler. Zar zor bindikleri taksilerle evlerine gider İsmail ile Dursun. Fakat olayın şokunu 1 hafta boyunca atamazlar.

Değil suç duyurusunda bulunmak hastaneye bile gidemediler; 1 hafta boyunca evden çıkamadılar. 2 gün önce İnsan Hakları Derneği'ne başvuruda bulundular. TİHV'de oldukları muayene ile işkence belgelendi. Bugün İHD'de yaptıkları basın açıklaması ile başlarından geçeni kamuoyuna duyurdular. 26 Eylül'de ise suç duyurusunda bulunacaklar.

[foto]polis2.jpg[/foto]

Tamamen keyfiyet üzerine ve savcılık dahil hiçbir şekilde kayıt altına alınmayan insanlık dışı olayın ayrıntıları ise şöyle:

18:30 civarı çekirdek yiyerek İstiklal Caddesi'nde yürüyen iki arkadaşı arkadan yaklaşan silahlı 3-4 robocop durdurup, üst araması yapmak için bir köşeye çeker. Şüphelilerin çantalarından birkaç parça elbiseden başka bir şey çıkmasa da çevik şüphelileri telefonla bir dakikada alınabilen GBT için Beyoğlu Polis Karakol'una götürür. Çevikler karakola girer girmez “iki tane PKK'li getirdik” diye seslenirler amirlerine. İki arkadaşı önce iç çamaşırlarına kadar soyup ararlar. İsmail'in cüzdanından daha önce okuduğu kitaplardan aldığı notlar çıkar. Ve o notlar artık daha sonra gelecek TMŞ polisleri de dahil hiçbir polisin elinden düşmeyecektir. Aramadan sonra küfür ve hakaretler eşliğinde iki arkadaşın ayrı ayrı ifadelerini alırlar. Otururken Dursun'un kafasına copla vururlar. “Ne dolaşıyorsunuz? Bu çantalar ne? Niye elbiselerle dolaşıyorsunuz?” diye küfürler eşliğinde sorup dururlar. İfade faslından sonra İsmail ve Dursun, beraber başka bir odaya götürülür. Odadaki 3-4 çevik polisi arkalarını dönüp ellerini duvara dayamalarını emreder, emir yerine gelmeyince de ilk dayak faslı başlar.

[foto]cevikresim.jpg[/foto]

Daha sonra Terörle Mücadele Şubesi'nden polisler gelir. Gözaltı kayıt altına alınmamıştır, hatta TMŞ bile cep telefonları ile haberdar edilirler. TMŞ polisleri yine ayrı ayrı sorguya çeker İsmail ile Dursun'u. “Ne zaman nerde tanıştınız?” diye sorarlar. TMŞ polisleri gittikten sonra İsmail ile Dursun 1 saat daha karakol polislerinin küfür ve tehditlerine maruz kalır. Polisler “cop sokmayı” dahi tehdit unsuru olarak kullanır. Saat 23:00 sularında teker teker bırakılırlar. İlk önce İsmail bırakılır. İsmail arkadaşına "Seni dışarıda bekliyorum" diyerek karakoldan çıkar.

Çevik kuvvet polisleri karakolun dışında arkadaşını bekleyen İsmail'i tekme tokat döver. Daha sonr İsmail 10 metre öteye gittiğinde resmi elbiseli 4 çevik polisi başlarında telsizli bir polisle İsmail'i alıp bir ara sokağa götürerek vahşice döverler. Bu vahşi dayaktan sonra İsmail kendini ancak bir taksiye atabilir.

[foto]dursun_ismail2.jpg[/foto]

Dursun karakoldan çıktığında arkadaşını dışarıda göremeyince ilk aklına gelen arkadaşının polislerce götürülüp infaz edildiğidir. Nöbet tutan polislere sorar arkadaşının nerede olduğunu. Polisler “Muayene olmaya gitti” diye başlarından savmaya çalışırlar Dursun'u. Ama o “Beni bekleyecekti” deyince bu sefer “s.ktir git lan orospu çocuğu” diye küfür ederler. Dursun yürümeye başlayınca peşine 3-4 polis takılır, ara yola doğru polislerin sayısı çoğalır. Polisler Dursun'un yanında, zaman zaman onu aralarına alarak yürürler. Sürekli küfür ve tacizde bulunurlar. Dursun'un aklına gelebilen tek şey kalabalık yollara girmektir. O saatte Beyoğlu'nda kalabalık olan sadece genelevlerin sokağıdır. Polisler geneleve doğru “yok mu bunu becerecek erkek” diye bağırır. Genelevdekiler bile kapıyı kapatıp içeri girerler. Sonra tekme tokat girişirler Dursun'a. Yere yıkılmayan Dursun'u zorla yere yatırıp tekmelerler. Bu vahşi saldırıdan sonra ayağa kalkan Dursun'a polisler koşmasını emreder. Fakat Dursun polislerin koşarken ateş edeceğini, sonra da “kaçıyordu vurduk” diyeceğini düşünüp koşmaz. Koşmadan giden Dursun'un peşinden polisler son bir defa daha yetişip tekmeleyip giderler.

Egemenler toplumda krizin biriktirdiği öfke dinamiklerini sadece kardeş halkları birbirine karşı kışkırtıp, boşaltamazlar. Kriz dinamikleri geliştikçe devletin faşist yüzü de daha bir kendini gösterecek. “Hey sen oradaki”, kameralar seni izliyor, polis sürekli peşinde, yasalar senin için çıkıyor. Her an alıp götürebilirler... Götürüp kaybedebilirler... Artık “ben bir şeye bulaşmıyorum ki” demek de para etmiyor...