20:00 Bir dahaki duruşma 15 Haziran'a ertelendi, tahliye talepleri reddedildi, yeni bilirkişi tayinine karar verildi
20:00
Normalde 18:30'da açıklanması gereken ara karar gecikmeli olarak açıklandı. Karara göre:
1-Madenci yakınları ve yaralı madencilerin katılım talebi kabul edildi,
2-Barolar Birliği ve SHD gibi kurumların katılım talepleri zarar görmedikleri gerekçesiyle reddedildi,
3-İfadesi alınmayan sanıkların ifadelerinin talimatla alınmasına,
4-Madenci yakınlarının ifadeleri için pekçok yere yazı yazılmasına,
5-Yeni bir bilirkişi raporu alınması için üniversitelere yazı yazılmasına,
6-Maden Mühendisleri Odası'nın raporunun alınmasına,
7-İki hukukçunun da bilirkişi raporu çalışmalarına katılmalarına,
8-İleride yapılması ihtimali bulunan keşif için uygun koşulların hazırlanmasına,
9-Bir kısım işçinin mahkemede hazır edilerek tanık sıfatı ile dinlenmesine,
10-Bazı tutuksuz sanıkların tutuklanması talebinin reddine,
11-Menfaat çatışması konusunun celse arasında değerlendirilmesine,
12-Talep edilen dosya ve belgelerin celp edilmesine,
13-Diren Soma sitesinin incelenmesi ile ilgili talebin reddine
14-Tutuksuz sanıkların duruşmalara gelmesine,
15-Topçu defteri ve diğer deliller için Soma Holding'in aranması ve el konulması,
16-Kamu personeli soruşturmalarının sorulmasına,
17-Şirketle ilgili önceki iş kazası dosyaları derlenecek,
18-Tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına,
19-Duruşmanın 15 Haziran saat 09:00'a bırakılmasına karar verildi.
Aileler ve avukatlar duruşmanın sona ermesinden sonra dışarda basın açıklaması yaparak sonucu değerlendirdiler.
19:20
3 gün önce metan zehirlenmesinden hastaneye kaldırılan işçinin daha sonra ocağa indirildiği ve hayatını kaybettiği, bu durumun işçilerin göz göre göre ölüme yollandıklarının delili olduğu belirtildi. Tam da bu nedenle sanıkların kasten adam öldürmekten yargılanmaları gerektiği vurgulandı.
Av. Kürşat Karabey, Barolar Birliği adına davaya katılma talebinde bulundu.
Müşteki avukatlarından Av. Ahmet Altun, suçun 13 Mayıs'ta değil o tarihten çok önce işlendiğini, Enerji Bakanı, Çalışma Bakanı, TKİ Müdürü ve diğer kurum yetkililerinin de yargılanması gerektiğini söyledi. Kamu görevlilerinin kanun değişikliğiyle delilleri karartma ihtimallerinin olduğunu belirten Altun, bu nedenle görevlerinin durdurulmasını talep etti.
Somalı avukat Mehmet Aydın ise katliamdan önce Soma'nın bilinmediğini, hatta tebligatlarda Soma/Kütahya olarak yazıldığını maalesef katliamdan sonra tüm dünyanın Soma'yı öğrendiğini dile getirdi. Kendisinin de kuzenini kaybettiğini, ailelere cenazeleri gösteremediklerini, hayatını kaybeden madenciler arasında yeni evlilerin olduğunu söyleyen Aydın, sendikacıların da dinlenmesini istedi.
Sendikacıların tanıklığının önemli olduğunu söyleyen Aydın, katliam gelirken işçilerin onlarla konuşmuş olabileceğini belirtti. "Hadi hadi projesine göre istenen 3,5 milyon tonun üstünde kömür çıkarılması gerçekten mümkün müdür? Araştırılsın" diyen Aydın, havanın tersine verilmesi talimatının kim tarafından verildiğinin araştırılmasını istedi. Üretim zorlaması yapan dayıbaşları ve çavuşların da yargılanması gerektiğini söyleyen Aydın, "Süleyman Sarı’nın tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Kendisi Soma A.Ş’de önemli bir noktadadır. 4 ay önce neden ayrıldığını anlatmalıdır" dedi.
Olayın bir anda meydana geldiği söylemlerinin en başta bilime aykırı olduğunu ifade etti.
Av. Ali Aslan da katliamın en büyük sorumlusunun devlet olduğunu belirterek rödovans sisteminin mantığını teşhir etti.
Manisa Baro Başkanı ve hemen hemen tüm sanıkların suçladığı Mehmet Efe’nin eşinin avukatı da katılma talebinde bulundu. Bu sırada madenci yakınlarından biri “Uyan Mehmet Efe uyan” diye bağırdı.
Sosyal Haklar Derneği’nden Özgür Karaduman da dernek adına katılma talebinde bulundu.
Av. Yüksek Akıncı da, işçi ölümlerindeki yükselişe ve bunun artık kamuoyunun da dikkatinden kaçmadığına vurgu yaptı.
Somalı avukat Sercan Okur ise, Soma'da doğmuş, büyümüş biri olarak Soma A.Ş'yi çok iyi tanıdığını, bu şirketin Soma'nın siyasetine, toplumsal yaşamına müdahale etiğini, sendikacılığa nüfuz ettiğini, işçi eşlerinin hangi partiye oy vermeleri gerektiğini bile belirlediğini, yaşanan "kazanın" bir kopyasının da 2008’de yaşandığını ama tahliye kolay olduğundan kimsenin burnunun kanamadığından bahsetti. Park Teknik'in 2008'deki "kazadan" sonra ocağı devrettiğini söyleyen Okur, o "kazaya" ilişkin araştırma yapılmasını talep etti.
Av. Hakan Kahraman da olayın en sağlıklı tanıklarının işçiler olduklarını ama onların da korkutulduklarını, bu nedenle de işçileri koruyacak, iş güvencesi sağlayacak bir yasal düzenleme yapılarak tanıklıklarına başvurulmasını istedi.
Av. İsmet Erkul da oğlunu yitirmiş ve kendisi de aynı madende çalışmış bir babanın dilekçesini sundu. Dilekçede şunlar belirtiliyor:
Hak edenlerin hak ettiği kadar ceza almaları, hak etmeyenlerin de almaması için 23 yıl madende çalışmış biri olarak beyanda bulunuyorum. Sen 1,5 milyon ton kömür çıkarmayı hesap edip sonra 3,5 milyon tona çıkarırsan aynı işi aynı güvenlik tedbirleriyle yapamazsın. Kömürün yerine kül basamazsın.
6-7 aydır madende aşırı sıcak olduğunu oğlum bana söyledi. Bu yangın önlenebilirdi. Ama yangını söndürecek malzeme ve işçi olmadığı için önüne geçilememiştir.
1979 yılında beş arkadaşım havalandırma 5 dakika çalıştırılmadığı için hayatını kaybetmişti. Bize önce tahkimat, sonra kömür felsefesi öğretildi. Ama şimdi durum tam tersine döndü.
Siyasi sorumlular yargılanmadığı sürece vicdanım rahat etmeyecektir!
Müşteki avukatlarının beyanları sonlandıktan sonra savcı mütalaasını sundu. Mütalaada top atış defterinin delil sayılamayacağına hükmeden savcı, delil karatma talebiyle ilgili olarak da ret talebinde bulundu. Ayrıca keşif yapılmasını talep eden savcı, sadece yasal mirasçıların keşfe katılması, başka kurumların katılım taleplerinin reddedilmesini istedi.
Savcının mütalaasıyla ilgili değerlendirmeler alındı. Sanıklar mütalaaya ilişkin söz söylemezken, madenci aileleri isyan etti, tepkilerini dile getirdi.
Sanık avukatlarıysa müşteki avukatlarının kendilerine saldıran bir dil kullandıklarını iddia ederek, madenci yakınları dışındakilerin katılma taleplerinin reddedilmesini istediler.
Sanıklarla ilgili tahliye talebinde bulunan avukatlar pişkince "hangi delil var?" deyince aileler yine "isyan" etti.
Sanık avukatları müvekkillerinin kurtarma çalışmalarına katıldıkları için günlerce çocuklarının yüzlerini göremediklerini söyleyince aileler ayaklandı. Sanık avukatları ailelerle ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını söyleyince müşteki avukatları da tepki gösterdi. Salonda gerilim tırmandı ve ara karar için duruşmaya ara verildi.
14:40
Aile avukatlarının beyanları devam ediyor. Mahkemeye, bir işçinin katliamdan 3 gün önce karbonmonoksit zehirlenmesiyle hastaneye kaldırıldığının raporu sunuldu.
14:35
İlk duruşmanın sekizinci oturumu verilen aradan sonra yeniden başlamak üzere...
13:30
Av. Aran, Fuat Ünal'ın tutuklanması talebini, ifadesinde 'doldurulmuş defterleri sadece imzaladığını' söylemesine dayandırdı. Bu beyanın aslında sorumluluğunu yerine getirmediğinin itirafı olduğunu belirtti.
Yine tutuklanmasını istediği Ergün Yılmaz için de, "Ergün Yılmaz 50 ppm üstünde iş bıraktıklarını söylüyor ama güya katliam gününü hatırlamıyor" dedi.
Av. Aran'dan sonra söz alan Av. Ceren Uysal, sanıkların duruşma boyunca en küçük bir pişmanlık belirtisi bile göstermedikleri, herbirinin şirketi aklayarak kendilerini de aklamaya çalıştıklarını vurguladı. Sanıklardan hiçbirinin kendi iş tanımını yapmadığını, bunun bilinçli bir tutum olduğunu belirten Uysal, bu tutumlarıyla işin içinden sıyrılmaya çalıştıklarını söyledi. Kimsenin tutukluluk ile ölüm arasında kıyas yapamayacağını, yaparsa tepki göreceğini de bilmesi gerektiğini söyleyen Uysal, kimsenin 'ocakta risk yoktu' deme cüreti de gösteremeyeceğini vurguladı. "Ölme ihtimaline rağmen bu insanlar madene iniyorsa, burada bir yoksulluk vardır" diyen Uysal, sanıklardan Serhat Dinç ve Serdar Günay'ın tutuklanmasını talep etti. İki tutuksuz sanığın tehlike halinde işçileri tahliye yetkileri olduğunu söylediklerini bu söylemleriyle aslında suçlarını da itiraf etmiş olduklarını dile getirdi.
Av. Evren İşler, sanık müdafileri bakımından menfaat çatışması olduğu gerçeğine vurgu yaparak hem şirketin hem de iki sanığın avukatının çatışma durumunda kimi savunacağını sordu. Bir sanık avukatının daha önce müdafi ailelerden birinden vekalet almaya çalıştığını belirterek, bu çelişkili tavrını teşhir etti. Sanık avukatlarından Aytaç Yüksel'in dosyada hem amir hem de mühendisler dahil on sekiz sanığın vekili görüldüğünü, soruşturma evresinde kısmen de olsa birbirleri hakkında ifade veren sanıkların mahkemede ağız birliği etmiş olmalarının bu durumla ilişkili olduğuna işaret etti. Av. İşler bu durumun Yargıtay kararlarına da aykırı olduğunu belirten İşler, "Yargıtay kararları uyarınca aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların aynı avukatla temsil edilmesi mümkün değildir" dedi.
Av. Can Atalay ise konuşmasında "Şu an bu salonda ölüme bakıyoruz. 301 ölüm değil sadece, yaşayan insanların ne halde olduğunu görüyoruz" diyerek, sanıklar ve avukatlarının tüm suçu ölen mühendis Mehmet Efe'ye yıkma çabalarına da "İnsan ölüme mesafelenebilir. Ölen bir mühendisin her şeyin sorumlusu olduğunu söyleyebilir ama buradakilere saygısı olması gerektiğini düşünüyoruz" diyerek duruşma boyunca sergilenen rezaletlere işaret etti.
Sanık avukatlarının Orhan Veli şiiri okumasına Nazım Hikmet ile Emile Zola'nın Germinal'iyle yanıt verdi. "Taner Yıldız'ı unutmuyoruz. Alp Gürkan'ı bir an olsun aklımızdan çıkarmıyoruz" diyen Atalay, "Görüyoruz, Danıştay kararına rağmen soruşturma izni verilmediğini görüyoruz, Bakan Taner Yıldız'ı ve Alp Gürkan'ı unutmuyoruz" diyerek davanın gerçek sanıkları kapsamadığını ifade etti.
"Bir sanık topçu defteri vardır diyor ve başka sanıkların ve şirketin olduğunu bildiğimiz sanık avukatları evet bizde diyorlar" diyerek delilin karartılmaya çalıştığına işaret etti.
Sanıkların soruşturma evresinde uzun uzun yangını anlattıklarını, bu tutumlarını mahkemede değiştirdiklerini belirten Atalay, "Peki ne oldu" diye sordu. Atalay, yargılamanın hızlı yürümesi ve delil karartma ihtimali olan tutuksuz sanıkların tutuklanması, "kayıp" topçu defterine el konulmasını talebinde bulunda.
Atalay, "Bu katliam gelirken neler yaşandığını, tarihteki neye benzediğini söyleyemeyecek miyiz? TKİ’yi, dayıbaşlığını, sendikayı konuşmayacak mıyız? MİGEM müdürlerini, bakanları konuşmayacak mıyız? Elbette konuşacağız." dedi.
TTB Vekili Özgür Erbaş:
"TTB Halk Sağlığı İşçi Sağlığı ile ilgili uzman koluna sahip. 14 Mayıs itibariyle cesetleri tek tek saymak dahil olmak üzere çalıştı."
DİSK vekili Av. Aziz Aytaç:
DİSK ve Naciye Kaya ve diğer şehit yakınlarının vekiliyim. Benim müvekillerim arasında menfaat çatışması yok. DİSK her zaman işçi ve işçi yakınlarının menfaatlerini gözetir. Soma Meydanı’nda Hükümet Konağı’nın tam karşısında, ondan da büyük sendika binasını gördük. Bu işte bir iş vardı. Daha sonra fark ettik ki, milyonlarca liralık rant vardı bu katliamın içinde.
Bu katliama sebep olanlar yalnızca buradaki sanıklar değildir. Burada olmayan müstakbel sanıkların da yakasında olacak iki elimiz. Maden-İş Sendikası patronlarla işbirliği yapmıştır. Buradaki vahşi çalışma koşullarından, dayıbaşılık sisteminden, hadi hadicilerden hesap sormak boynumuzun borcudur. Katılma talebimiz vardır.
KESK vekili Av. Sevinç Hocaoğulları:
Davanın tarafları sadece bu salonda değildir, salondakilerin bu kadar az olmasının sebebi de bellidir. Burada adil yargılanmanın sağlanması için tek güvence aileler ve 13 Mayıs’tan sonra sokağa çıkan milyonlardır. KESK bu süreçte taraf olduğunu göstermiştir. İnsanca yaşam mücadelesi veren sendikam, katliamın sebebi taşeronlaştırmanın durdurulması da müvekkil sendika gibi sendikaların sürece dahil olmasıyla mümkündür.
Bakanlık, iş cinayetlerine ilişkin kayıt tutmadığı için 3 ayda en az 351 işçi öldü diyebiliyoruz. Bakanlık kayıtları kasıtlı olarak tutmamaktadır. Katılma talebimiz vardır.
Av. Alp Tekin Ocak:
Can Gürkan ile Ramazan Doğru arasında bir imza inkarı meselesi vardı. Duruşmada biz onu çözdük dediler. Can Gürkan İstanbul’da imza sahteciliğinden yargılanmaktadır. O dosyadaki bilirkişi raporu, imzanın Ramazan Doğruya ait olmadığını göstermektedir.
Soma bir kaza değil, cinayettir diyoruz. İcrai değil, ihmali hareketler vardır. Bu ihlaller görülebilir durumdadır.
Av. Berrin Demir:
Davutpaşa patlamasında bir araya gelmiş avukatlar grubuyuz. Biz görüşmeleri yaparken 2009 Şubat’tan beri ölen işçilerin fotoğraflarını önümüze koyar, öyle konuşurduk. ‘Bir gün bizim de yakınlarımız ölebilir’ derdik. Şimdi bizim de yakınlarımızın fotoğrafları masaya düştü. Burada 9 gündür dinlediğimiz safsatalara şaşırmadık. Bugüne kadar takip ettiğimiz iş cinayeti davalarının aynısıydı.
Duruşmaya 14.30’a kadar ara verildi. Ara kararının verilmesinin ardından çok sayıda madenci yakını sanıklara “Katiller” diye bağırdı.

Avukatlar ve aileler aradan sonra Adliye önünde bir basın açıklaması yaptı. Av. Can Atalay burada henüz sanık olmayan sorumluların yargılanması için ellerinden geleni yapacaklarını, Alp Gürkan ve Taner Yıldız'ın adlarını unutturmayacaklarını söyleyerek, ailelerin sergilediği metanet için teşekkür etti.
Av. Selçuk Kozağaçlı da bir ara karar öncesinde olduklarını belirterek şöyle konuştu: “Ellerindeki sermayenin, paranın ve iktidarın gücü ile delilleri karartacakları bırakması mahkemenin ilk hatası olur. Dört isimle ilgili tutuklama talep etme talebimizin nedeni delil karartma riskidir”.
Kozağaçlı, avukat meslektaşlarına, meslek odalarına ve sendikalara ise sitem etti. Daha fazla destek gerektiğinin altını çizen Kozağaçlı, “Yeraltının sesi yerüstünden duyulacak” dedi.
26 yaşındaki oğlunun kaybeden madenci babası İsmail Çolak da 9 gündür aynı yalanları dinlediklerini, gerçek suçlunun siyasi iktidar olduğunu, bakanların gelip hesap vermesini istediklerini vurguladı.
Eşini kaybeden Nursel Kocabaş da bu davanın peşinde olmayı sürdüreceklerini kaydetti, yeni 301’ler kaybetmemek için herkesi dayanışmaya çağırdı.
***
Yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı'nın Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmasının sekizinci ve son oturumu bugün görülüyor. Sanık yoklamasından sonra başlayan oturum, gerekli evrakların okunmasından sonra müşteki avukatlarının beyanlarıyla devam edecek. Hakim çapraz sorgunun bir sonraki duruşmada yapılacağını belirtti.
Duruşmanın 22 Nisan'da görülen sekizinci oturumda sanık avukatlarının beyanları tamamlanmıştı. Bazı sanık avukatları, asıl faillerin değil onlardan emir alan ve onların denetiminde yürüyen işlerden sorumlu olan personelin yargılandığını belirterek asıl faillerin yargılanması talebinde bulundular. Özelleştirmeleri gerçekleştiren ilgili bakanlıkların sonrasında da süreçlerin takibiyle görevli olduklarını, müfettişleri eliyle buraları kontrol etmeleri gerektiğini belirterek Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Enerji bakanlıklarının bu davanın birer parçası olduklarını söylediler. Ocağın risk oluşturduğunun 2009'dan beri bilindiğini söyleyen avukatlar, buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını dile getirdiler.
İlk olarak söz alan Manisa Barosu eski başkanı Av. Zeynel Balkız, kamu görevlilerinin yargılanmasıyla ilgili olarak yürütülecek soruşturma hakkında talepte bulundu, sanık avukatlarının Manisa Barosu'nun soruşturma aşamasında avukat görevlendirmesi yapmadığı iddialarını yanıtladı.
Daha sonra TBB İnsan Hakları Komisyonu adına Av. Serhan Özbek söz aldı. Av.Serhan Özbek mahkemeye 190 sayfalık bir rapor sundu.
Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, "Biz sadece müştekilerin değil, aynı zamanda yeraltında çalışanların da avukatlarıyız" diyerek başladı. Sanıkların sorgu sırasındaki hal ve davranışlarına değerlendiren Kozağaçlı, sanıkların ve avukatların stratejilerinin fena olmadığını ama bu stratejinin gerçekler karşısında tutmayacağını vurguladı.
"Burada yalan söyleme hakkına sahip olanlar yalnızca sanıklardır, onların yalanlarını açığa çıkarmak da bizim boynumuzun borcudur" diyen Kozağaçlı, yangın olduğunu reddeden sanıkların sorumluluktan kurtulmak için böyle söylediklerini dile getirdi. Sanık avukatlarının önceki oturumda "topçu defteri elimizde" imasında bulunmuş olmalarının sanıkların kuvvetli suç şüphesini arttırdığını belirten Kozağaçlı, Av. Kozağaçlı, 2400 TL maaş alan küçük mühendislere: "Başınızı bıçağa uzatıp, patronunuzu kurtarmaya çalışmanızı da tarih yazar" diyerek duruşma boyunca sergilenen tutumları teşhir etti.
Önceki oturumda katliamın bir sabotaj nedeniyle gerçekleşmiş olabileceğini iddia eden sanık vekilinin geçmişte terör savcısı olduğunu hatırlatan Kozağaçlı'nın sözlerini işaret edilen savcı kesinci salonda gerilim yaşandı. Kozağaçlı sanıklara ve avukatlarına, "Bu nasıl işbölümüdür, 'iş' birinize, 'bölüm' birinize" diye tepki gösterdi.
Aileler sanık avukatının Kozağaçlı'ya müdahalesine tepki gösterdi, katliamda oğlunu kaybeden bir ana fenalık geçirdi.
Bu gerilim yaşanınca duruşmaya 10 dakika ara verildi (10:35)
Aradan sonra müşteki avukatlarından Hatice Aslan Atabay söz aldı. Sanıkların hemen hepsinin sorguları sırasında tüm sorumluluğu hayatını kaybeden başmühendis Mehmet Efe'nin üzerine yıkma tutumlarına karşı Atabay, "6331 sayılı yasaya göre sorumluluk işverenindir, sermaye sahibinindir. Kanun Mehmet Efe'nin de hayatının sorumluluğunu da işverene vermiştir." diyerek başladı sözlerine. "İşçiler canı pahasına çalıştırılmışlardır" diyen Atabay, sanıkların tahliye taleplerine için de "Çıkıp yeni katliamlar mı işleyecekler?" diyerek, başta Can Gürkan ve Ramazan Doğru olmak üzere sanıkların tutukluluk hallerinin devam etmesini talep etti.
Müşteki avukatlarından Sercan Aran söz aldı. Av. Aran tutuksuz sanıklardan Ergün Yılmaz ve Fuat Ünal Aydın için tutuklama talep etti.