Bir daha asla!..

Ermeni Soykırımı'nın 100. yılı nedeniyle Ankara'da yapılacak etkinliklerden ilki katledilen aydınların isimlerinin okunması oldu

GÜNCEL
Cumartesi, 25 Nisan 2015 (11 yıl 6 ay önce)

100. yılına giren Ermeni Soykırımı, bugün Ankara'da da yapılan etkinliklerle anıldı. Katledilen Ermeni aydınlarının isminin okunduğu etkinlik, Mehmet Özer'in okuduğu şiirle başladı.



 



Şiirin arkasından önce İHD Genel Başkanı başladı katledilen Ermenilerin isimlerini okumaya... Daha sonra cezaevinde olan Pontus Rumları'ndan birisinin yazdığı mektup okundu. Mektuptan sonra sırasıyla Selma Güngör, Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay, HDP Eş Genel Başkanı, bir Çerkez, Barış Meclisi Üyesi İmam Canpolat, başörtülü bir kadın, Aysel Bahtiyar, İHD Emekçisi Avni Kalkan, Fatin Kanat ve Murat Işık katledilen Ermenilerin isimlerini okudular.



 



İsimlerin okunmasının ardından basın açıklamasına geçildi.



 





 



Hem Türkçe hem de Ermenice okunan basın açıklaması Osmanlı'da atılan her demokratikleşme adımında Ermenilerin attığı harcın bulunduğu vurgusuyla başladı. Fakat atılan her adımın arkasının bu topraklarda yaşayan halkların yaşadıkları zulümlerle gelmiştir denildi.



 



Osmanlı’da Ermeni soykırımının köklerinin 1780'lerdeki Hemşen Ermenilerinin kırımına kadar gittiği belirtilen açıklamada, daha sonra Hamidiye Alayları eliyle Sasun’da gerçekleşen ve 300 bin Ermeni'nin katliyle sonuçlanan kırıma değinildi. O dönemden başlayarak Ermenilerin katlinin vacip olduğu anlayışının fetvalara konu olduğu belirtildi.



 





Ermeni halkının soykırıma karşı özellikle Kilikya bölgesinde ciddi bir direniş sergilediğinin belirtildiği açıklamada, büyük soykırımdan önce Adana/Kilikya'da on binlerce Ermeni'nin katledildiği, bu katliamların 1915'deki büyük soykırım girişiminin ön habercileri olduğu vurgulandı.




“Soykırım” dendiğinde Ermenilerin el konulmuş “zenginlikleri” anlaşılıyor. Şüphesiz Anadolu ve Mezopotamya’nın “otokton” halklarından olan Ermeniler; tarımdan sanayiye, tıptan eczacılığa-dişçiliğe, mimariden mühendisliğe, duvar ustalığından yol mühendisliğine, demircilikten kuyumculuğa, semercilikten eskiciliğe… hayatın her alanında üretken faaliyette bulunduğundan bir çok zenginliğin üreticisi ve yaratıcılarıydılar. Ancak Ermeniler sadece maddi zenginliklerin üreticisi ve sahibi değillerdi. Aynı zamanda toplumsal muhalefetin, demokrasi ve devrim mücadelesinin de deyim yerindeyse “öncü gücü” durumundaydılar. “Komünist Manifesto” 1887’de İstanbul’da Ermenice’ye çevrildiğinde henüz Almanca aslından Londra’da İngilizce’ye çevrilmemiştir. Bu topraklarda ilk sosyalist partiyi Ermeniler kurmuştur. Darağacına giderken “yaşasın sosyalizm” diye haykırıp ayağının altındaki tabureyi tekmeleyen ilk komünistler 14 Haziran 1915’te Beyazıt Meydanında idam edilen “Paramaz” (Madteos Sarkisyan) ve 19 yoldaşıyla birlikte Ermeni devrimcilerdir.




denilen açıklamada, Alman Generallerinin verdiği “akıl”la ırk temelli bir “ulus devlet” kurmak isteyen “ittihatçılar”ın soykırımla sadece Ermenilerin maddi zenginliklerine el koymakla kalmadıkları, aynı zamanda bu topraklardaki devrimci sosyalist potansiyeli de “kazıdıkları” vurgulandı.




Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin verilerine göre Osmanlı İmparatorluğu’nda yaklaşık 2 milyon Ermeni yaşıyordu. Kent, kasaba, mahalle, köy olarak batıdan doğuya, kuzeyden güneye, Küçük Asya’nın her yerinde tam 2.925 Ermeni yerleşimi bulunuyordu. Buralarda yaşayan Ermeni cemaatlerinin 1.996 okulu, 173.000 erkek ve kız öğrencisi, 2.538 kilise ve manastırı vardı. 1915’te Ankara’nın nüfusunun 1/3’ü (çoğu Ermeni olmak üzere) Gayri-Müslim’di. Çankaya, Kavaklıdere, Papazın Bağı, Yenişehir, Seyranbağları, Çinçin Bağları, Keçiören, Yenikent, Zir Vadisi, İsmetpaşa, Sakalar, Hisar önü önemli Ermeni yerleşim yerleriydi




denilen açıklamada, Ulus’ta “Roma Hamamı” denen harabelerin Ermenilerin boğazlanarak kesildiği “kasaphane”lerden olduğu söylendi.



 



Ermeni halkının onlarca okulunun, ibadethanesinin bulunduğu, fakat bunların soykırım ve sonrasının, hatta Cumhuriyet dönemindeki politikaların sonucu olarak yok edildikleri dile getirildi. Devletin çok geniş alanlara yayılmış Ermeni nüfusunu yok etmekle kalmayıp, ona dair tüm izleri de sildiği belirtilen açıklamada, 1915’te başlayan süreçte Anadolu’nun diğer Hıristiyan halkları, Süryaniler, Nasturiler, Ezidiler Rumlar'ın da soykırıma uğratıldığı ifade edildi.



 






Soykırım yalnızca tüyler ürperten katliamlardan, nehirlerden cesetlerin akmasından, vadilerin parçalanmış insan bedenleriyle dolmasından Ankara’da kasaphaneye dönüşmüş Roma Hamamında, Ayaş’ta, Stanos’ta, Karagedik Köyü'nde, Beynam Ormanlarında boğazlanmaktan ibaret değil. Soykırım ölümün tercih edildiği, ölümün kurtuluş olduğu, insanın insanlıktan çıkarıldığı korkunç bir sürgünden, yollarda saldırıya uğrama, açlık, hastalık ve tecavüzden, kadınların bedenlerine el koymaktan, kuşaktan kuşağa aktarılan derin bir yaradan, tarif edilemez, telafi edilemez, bağışlanamaz bir zulümden ibaret de değil. Soykırım aynı zamanda soygun, talan, yağma, muazzam bir hırsızlıktır:





Bugün Çankaya Köşkü’nün bulunduğu yer 1915’te “Kasapyan Ailesi”nin “Bağ Evi” idi. Kasapyan Ailesinin bir başka “Bağ Evi” de bugün Keçiören’de “Koç Müzesi” olarak kullanılmaktadır. Özetle; Devlet’in başı ile sermayenin başı el konulmuş Ermeni Mülkü üzerine oturmaktadır.



Hırsızlık soykırım kurbanlarının, değeri hesaplanamayacak boyutlardaki taşınmaz mallarıyla, işlikler, bağlar, bahçeler, tarlalar, konaklar, evler, hastaneler, manastır ve kilise arazileriyle de sınırlı değil. Bu en bilinen boyutuna ek olarak hırsızlık, üzerinde az konuşulan, az bilinen bir şeyi, düpedüz katledilen Ermenilerin bankalardaki hesaplarına, değerli eşya kasalarına el konulmasını da içeriyordu. Soygunun bu boyutunun tutarı 1915 yılının parasıyla 22 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Ayrıca 20. yüzyılın başından itibaren Amerikan ve Fransız hayat sigortası şirketleri on binlerce Hıristiyan’a hayat sigortası yapmışlar, bunların değerinin de o zamanın parasıyla 20 milyon ABD dolarını aştığı tahmin ediliyor. İttihatçılar, bu hayat sigortası tazminatlarına da, resmi yazılarında “sahipleri öldü, mirasçıları da kalmadı, Osmanlı hazinesine devredilmelidir” diyerek göz koydular.



Ermeni Soykırımı 100 yıldır inkâr ediliyor. İnkârın, insanlığa karşı işlenmiş bu akla hayale sığmaz suçun gizlenmesinde bu büyük hırsızlığın da payı var. Devlet ve Türk sermayesinin temelinde soykırımın büyük İnkâr; sadece “ben yapmadım” demek değil. İnkâr, “yaptık çünkü hak etmişlerdi” demek. Televizyonlarda devlet erbabının, inkârcı tarihçilerin, “saygın aydın ve yazarlar”ın, yüzleri kızarmadan soykırımı meşrulaştırmaları, yapılanı aklamaları demek. Türkiye toplumunun ağırlıklı kesiminin bu söylenenlere inandığını, hatta bunu duymak istediğini bilmenin güvenine sahip olmak demek. İnkâr, kurbanların anısına ve onların torunlarına hakaret etmek demek. İnkâr, soykırım kurbanlarını suçlu çıkarmak, buna devam etmek, onların çocuklarını ve torunlarını düşmanlaştırmak demek. İnkâr soykırımı, insanlık suçunu sürdürmek demek. İnsan hakları adına en kötüsü de, tüm bunlara seyirci kalan bir toplum yaratmak demek, onun desteğini almak demek.”




denilen açıklamada, Hrant Dink'in bu gerçeklerin peşine düşmesi nedeniyle katledildiği belirtildi. Sevan Nişanyan örneğinde olduğu gibi bu yağmacılığın halen devam ettiği anlatıldı.



 





Soykırımın 100. yıldönümünde Anadolu ve Mezopotamya’da savaşsız, sömürüsüz, eşit ve özgür bir yaşam mücadelesi veren emekçi halkların ve onların örgütlü yapılarının, hatta “insanım diyen” herkesin omuzlarında tarihsel bir sorumluluk olduğu vurgulanarak, tarihle yüzlemek ve halkların acılarını paylaşmak, halkların kardeşliğinden, eşit, özgür, gönüllü birliğinden yana bir adım atmak için sokalarda olunduğu belirtildi.



 





Bu topraklardaki halkların acılarıyla, yaşadıklarıyla yüzleşmeden gerçek bir demokrasinin de özgürlüğün de gelişemeyeceğinin inancına vurgu yapıldı. Bu yüzleşe gerçekleşmedikçe soykırımın yaşamımızda hep bir tehdit olarak kalacağının söylendiği açıklamada, şu talepler dile getirildi:



 



- Ermeni soykırımının inkârına son verilsin.




 



- Soykırım kurbanlarının ve mirasçılarının vatandaşlık hakları iade edilsin, tarihsel topraklarına geri dönmeleri için girişimler yapılsın, gasp edilmiş, el konulmuş bütün maddi zenginlikleri iade ya da tazmin edilsin.



- Soykırım suçu işleyen faillerin isimleri okul, bulvar, cadde, meydan, sokak vb. bütün kamusal alanlardan



- Kurbanların yaşadığı mekânlara plaket, sokak ve caddelere işaret konsun, belirlenen katliam noktalara



- Kamusal mekânlara soykırım kurbanlarının adı verilsin.



- Okullardan, eğitim programlarından, kitle iletişim araçlarından ve çeşitli devlet kurumları aracılığıyla yapılan bütün dezenformasyon çalışmaları iptal edilsin,



- Soykırımın inkârı “nefret suçu” olarak kabul edilerek cezalandırılsın,



- Soykırımda katledilen öğretmenler, sendika önderleri, sağlık personeli, gazeteciler, öğretmenler, parlamenterler, siyasi önderler için bir köşe düzenlenerek ölümsüzleştirilmelerini ve kurban halkların acısının anlaşılmasını sağlayan bir jest yapılsın.



- Katledilen halklar için; “BİR DAHA ASLA…” anıtı açılarak soykırım kurbanlarının acılarına ortak olunsun.”



 




ADAD, AKA-DER, ALINTERİ, ANKARA DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK GİRİŞİMİ, DHF, DEVRİMCİ 78’LİLER FEDERASYONU, DUR-DE, EMEP, ESP, HDK, HDP, İHD, PARTİZAN, ÖSP, SYKP, TİHV, YSGP'nin imzacısı olduğu basın açıklamaından sonra bir sanatçının elektro gitarla çalıp seslendirdiği Ermeni ezgiler dinlendi.



 



Anma, duduk sesiyle sonlandırıldı.