Şunu gördük ki grev kararı alan BMİS'in bir B planı yokmuş, esas aldığı şey de yasal barikatlarmış
Öncelikle şunu belirtmeliyim, bu işin temeli mücadele etmek, fakat ne ve kiminle mücadele edeceğini bilmekten geçiyor.
Bizler kapitalist düzeni savunan bir sendikada değiliz diye kendimizi avutuyoruz. Maalesef gördük ki temelde sendikalar aynıymış. Sarısı da yeşili de fark yokmuş, bunu yaşadık. Sarı sendikaya sürekli eleştiri getiren Birleşik Metal İş Sendikası maalesef sorunlara çözüm bulamıyor. Sadece tribünlere oynamakla yetiniyor, hepsi bundan ibaret.
Kendi başarısızlığını kapatmak adına Türk Metal'e ağır eleştiriler getiren, sarı-satılık sendika diyen BMİS'in kendisinin ne olduğunu son metal grevinde gördük. Bu süreçte işçinin değil, sendikanın dediği oldu. Gelinen nokta hala belirsizlik!..
O kadar mücadele et, sonunda tıpkı sarı sendikanın olduğu yerden bir adım ileriye gideme... Bu, işçiler için kocaman bir hayal kırıklığı olmuştur. Sendika ise kendini yasal zemini göstererek savunuyor. Yasada grev hakkı olmadan bile grev yapanları çabuk unutmuşa benziyorlar ya da hatırlamak istemiyorlar.

"Bizler sendika yönetimi olarak grev dediniz grev kararı aldık, dediğinizi yaptık. Fakat ne yapalım Bakanlar Kurulu durdurdu.Yasal olarak dava açtık bunu da Danıştay reddetti, ne yapalım?" söylemi tamamen acizlik ve çaresizlik söylemidir. Kendini "mücadeleci sendika" olarak tanımlayan bir sendikaya asla yakışmayan bir söylem... Sendika yöneticilere maalesef yapmayız dediği her şeyi yapmış yaparız dediklerini de yap(a)mamıştır. İşçiler artık laf değil icraat bekliyorlar, verilen sözlerin tutulmasını istiyorlar.
Şunu gördük ki grev kararı alan BMİS'in bir B planı yokmuş. Daha 6 ay öncesinde yasaklanan grev varken, bunun olabilme ihtimali varken B planı olmadan yola çıkmışlardır. Bunun neticesinde grev yasağı gelince her fabrikadan farklı sesler gelmeye başlamış, 'sendika bütünlüğü' bir anlık da olsa yitirilmiştir. İşçilerin söylemleri yeterli olmamış gemileri yaktık geri dönüş yok diyen işçilere içeri girin çağrısı ve emri gelmiştir. Bundan sonra işçiler işverenlerin kucağına atıldığını hissetmişler, yalnız kalmışlardır.
Bazı yerlerde farklı sebepler göstererek işten çıkarmalar yapılmaya, patronlar grevin cezası olarak kendilerince bazı işçileri kapıya koymaya başlamışlardır. Bunlardan sonuncusu olarak Çimsetaş'ta da 'farklı sebepler' gösterilerek bir işçi tazminatsız şekilde işten atılmıştır.
"Peki ne yapılmalıydı?" diye sormak gerekiyor elbette, çözüm ne olabilirdi? Eğer sendika işçinin dediğini uygulamaya koymuyor ya da bir yere kadar yapıp, "yasal değil" dediği yerde çözüm ne olmalı? Bu durumda öncelikle örgütlü, bir birine kenetlenmiş bir işçi topluluğu gereklidir. Ekmeğini dahi bölüşen bir işçi sınıfı gerekli bunun için... Öncelikle fabrikalarda komiteler oluşturmak gerekli. Bunlar, sözde değil işlevli komiteler olmalı. Öncü işçilerden oluşan komiteler olmalı ve tüm üyeleri seçimle gelmiş olmalı ki, işçiler kendilerinin temsil edildiğini hissedebilsinler. Bununla birlikte her ay düzenli toplantılarla örgütlülüğü sadece sözleşme dönemlerinde değil, sürekli canlı tutmak gerekir. Sendikal bürokrasiyi aşmak için, buralardan çıkan delegeler sendika yönetimlerini seçmelidirler.
Çimsetaş işçisi