İHD'de basın açıklaması

1 Mayıs, bir iç savaş hazırlığının ifadesi olan iç güvenlik konseptinin uygulamaya konulduğu bir laboratuar işlevi gördü

GÜNCEL
Cuma, 8 Mayıs 2015 (11 yıl 5 ay önce)

2015 İstanbul 1 Mayısı kutlamaları esnasında polisin keyfi ve hukuksuz saldırıları sonucunda yüzlerce insan gözaltına alınmış, 4 günlük gözaltı süresinden sonra da yirmi kişi çıkarıldıkları nöbetçi savcılık ve mahkeme tarafından İç Güvenlik Yasası kapsamında tutuklanmıştı.



 



Gözaltına alınanlar tutuldukları 4 günlük gözaltı süresinden sonra 4 Mayıs günü İstanbul Çağlayan Adliye Sarayı’na getirilmiş, hukuki sürecin işleyişini buradan da takip etmek isteyen İki Alınteri Gazetesi muhabiri polisin vahşice işkencesine maruz kalarak kafa travması geçirerek çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. 



 



Alınteri Gazetesi çalışanları olarak bugün, 4 Mayıs günü adliye önünde gerçekleşen devlet terörünü teşhir etmek ve neredeyse her eylem esnasında devrimci basına saldırmayı kendisine özel bir görev edinen polis şiddetine karşı insanlık ve meslek onurumuzu çiğnetmeyeceğimize, işçi ve emekçilerin gerçekleri öğrenmemesi için girişilen bu pervasız saldırılara karşı yılmadan mücadele edeceğimizi deklare etmek için İHD'de basın açıklaması gerçekleştirdik.



 



Basın açıklamasına olay günü kafasının çeşitli yerlerinden yaralanan muhabirlerimizin yanı sıra, İHD yöneticilerinden Seza Mis Horuz ve Türkiye Gazeteciler Sendikası'ndan Sedat Yılmaz’ın da yer alarak destek verdiği açıklamada basın metnini Alınteri Gazetesi muhabirlerinden Zarife Çamalan okudu.



 



Basın metninin tamamı şöyle;




Basına ve Kamuoyuna,







1 Mayıs 2015 burjuva devletin bundan sonra nasıl bir terörle diliyle konuşacağının ifadesi oldu. Sokaklarda estirilen polis terörü, gözaltına alınan yüzlerce işçiye-emekçiye-gence uygulanan o tanıdık "muameleler", Çağlayan Adliyesi'nde avukatlara-ailelere-gazetecilere dönük süreklileşmiş saldırılar, mahkemelerin verdiği kararlar.. hepsi ama hepsi; bu 1 Mayıs'ın bir iç savaş hazırlığının ifadesi olan iç güvenlik konseptinin uygulamaya konulduğu bir laboratuar işlevi gördüğünü gösteriyor.





Karakol haline getirilen Adliye'de savunmaya defalarca saldırıldı. Saldırı, savcıların fütursuz hakaret ve tehditleri, keyfi uygulamalarıyla birleşti.





Dışarıda bekleyen ailelere, olup biteni kaydeden biz gazetecilere dönük saldırganlık çığırından çıktı. Alınteri muhabirleri olarak bizler avukatların saat 12:30'da yapacakları basın açıklaması öncesinde Adliye önündeydik. Aileler ve avukatlar da oradaydı. Polis, hukukun önemli bir parçası olan savunmaya bizzat savcıların direkifiyle saldırmaya başladı. Burada birimiz aileler ve avukatlarla birlikte tartaklanıp, kalkanlarla iteklenirken; kayıt yapan diğerimiz de yine tartaklanarak gözaltına alındı. Kısa bir gözaltından sonra yapılan GBT taramasıyla serbest bırakıldı.





Bu arada avukatlara defalarca yapılan saldırı ve tacizlerden sonra C Kapısı'nda basın açıklaması yapmalarına izin verildi. İçeri girmeleri, gözaltındaki insanlarla görüşmeleri, savcıdan bilgi alma talepleri reddedilen, darp edilen avukatlar, tavizsiz tutumlarıyla tüm bunlarda geri adım attırdılar.





Sonraki saatlerde Adliye içinde yeniden saldırılar oldu, ailelere dönük tacizler de devam etti. Bizim yaşadığımız son saldırıysa kapının önünde bekleyen ailelere yapılan “buradan uzaklaşın” taciziyle başladı. Ailelerden gelen itiraza cop ve kalkanlarla saldırdı polis.







Gözaltındakilerden birinin yakını olduğunu düşündüğümüz bir kişiyi gözaltına almaya çalışırken bu anları kaydeden birimizi coplamaya, gözaltına almaya çalıştı. Diğer muhabirimiz de buna müdahale edince her ikimizi de feci şekilde darp etti.





Buradan bir kez daha seslenmek istiyoruz; devlet nasıl bir terör ve saldırganlıkla haber yapmamızı, işçi ve emekçilere gerçekleri ulaştırma çabamızı engellemeye kalkışırsa kalkışsın bunda başarılı olamayacaktır. Tarihimiz bunun somut ifadesidir, Bu topraklarda varolan devrimci ve yurtsever gazeteciliğin tarihi bunun somut ifadesidir! Bu açıdan da tüm çabaları boşunadır. Bu terörün Adliye önüne bu denli pervasızca taşınmasıysa acizlik dışında bir anlam taşımamaktadır.





Bize sarı kart taşımamızı yani düzenin çizdiği sınırlara uyum sağlamamızı dayatıyorlar. Biz basın kartımızı işçi ve emekçilerin güveninden alırız. Onlara olan güvenle gazetecilik yaparız. Bu dün olduğu gibi bugün de gelecekte de böyle olacaktır.





1 Mayıs'ta yirmi kişiyi sırf topluma gözdağı vermek için tamamen keyfi gerekçelerle tutukladılar, yine aynı keyfiyetle 4 gün sorgulama süresi verdiler. Bunlardan biri de okurumuz Abdülkadir Kurt'tur. Kurt, sabah erken saatlerde Beşiktaş'ta, yanımızdan gözaltına alındı, henüz polis saldırısı ve çatışmalar başlamadan... Onun tutuklanması nasıl bir keyfiyetle hareket edildiğinin somut ifadesidir, tıpkı diğerleri gibi...





Yine Zincirlikuyu'da durdurulan okurlarımıza sivil polis olduğunu düşündüğümüz kişiler namlusuna kurşun sürdükleri silahı doğrultarak tehditler savurdular.





Tekrar yineliyoruz: Bu baskılar, terör, dayatılan orman kanunları bugüne kadar kar etmedi, bundan sonra da böyle olacağını en başta devletin, kolluk güçlerinin anlaması gerekir.





1 Mayıs tutukluları serbest bırakılsın!





Yaşasın 1 Mayıs, Biji yek gulan!





Baskılar, gözaltı ve tutuklamalar bizi yıldıramaz!




 



Alınteri