Demokratik haklar için dahi ağır bedellerin ödendiği bir ülkede barajın aşılmasına abartılı anlamlar yüklemek aymazlıktır
7 Haziran genel seçimlerinin iki temel aktörü olduğu giderek belirginleşiyor:
Bunlardan biri, sistemin giderek derinleşen kapsamlı krizini yönetebilmek için uygulayacağı dizginsiz ekonomik ve siyasal terörün önünde duracak en küçük bir engele bile tahammül gösteremeyen, seçimlerden buna uygun bir güçle çıkmayı hayat memat meselesi haline getiren AKP’dir.
Diğeri ise, net bir demokratik program ve tutumuyla işçi sınıfı ve emekçilerin etnik farklılıklar başta olmak üzere çeşitli yapay ayrımlar temelinde bölünmüşlüğünün aşılmasında azımsanmayacak oranda katkıda bulunan HDP’dir.
HDP’nin çıkışı karşısında sersemlemiş olan AKP, kampanyasını onu hedefe çakarak yürütüyor. HDP’nin arkasındaki en büyük dinamiğin Kürt siyasi hareketi olduğunu ve seçim çalışmalarının bu hareketin güç ve etkisini genişletip derinleştirdiğini bilerek saldırganlığı tırmandırıyor. Seçimler yaklaştıkça bu saldırganlığın çeşitli provokasyonlara dönüşmesi riski hala güçlü.
Türk Ordusu’nun Ağrı’da denendiği gibi gerillanın üzerine sürülmesi gibi provokatif girişimlere, Rize, Trabzon, Aksaray, Urla, Ankara-Batıkent, İstanbul-Üsküdar, Mersin, Bolu, Kayseri, Isparta gibi kentlerde sivil faşist kontra çeteler eliyle geliştirilen saldırılar ekleniyor.
Bu saldırılarla HDP’nin yakaladığı rüzgarın önü kesilmeye, özellikle Türk kamuoyu ve Aleviler arasında yarattığı sempatinin yerine eski şoven önyargı ve tepkiler hortlatılmaya çalışılıyor. Yalçın Akdoğan’ın “HDP baraj altında kalırsa süper olur” sözü, bunun AKP için ne kadar önemli olduğunun itirafıdır.
Onlar açısından “süper olacaktır”, çünkü 12 Eylül faşist anayasasının ürünü olan yüzde 10 barajının örgütlü bir halkın gücüyle yıkılması, rejim ve onun muhafızları için siyasal bir yenilgi anlamına gelecektir. Buna karşın sadece Kürt halkı içinde değil AKP’nin burnunun sürtülmesini isteyen Türk işçi ve emekçileri arasında da önemli bir moral etki yaratacaktır.
HDP sosyalist bir işçi partisi değildir, zaten böyle bir iddiası da yoktur. O asıl olarak farklı güçlerin demokratik talepler ekseninde bir araya geldikleri kendine özgü bir koalisyon örgütlenmesidir. Onun seçim programı ve aday bileşimi de bu özelliğine uygun olarak şekillenmiştir.
Özellikle işçi sınıfı ve emeğin taleplerinin eksik ve yetersiz kalması başta olmak üzere taşıdığı kimi zayıflıklara karşın ortaya koyduğu seçim bildirgesi net bir demokratik karaktere sahiptir. Bazı konularda oldukça cesur açılımlar içermektedir. Ancak tüm eksilerine ve eksiklerine karşın ilişkilendiği demokratik sorunlarla halkların kardeşleşmesi ve yapay önyargıların kırılması açısından önemli bir rol oynamaktadır. Burjuva iktidar bloku onun bu rolü oynamasından rahatsızdır.
HDP’nin bu seçimlerde farklı toplumsal kesimlerden destek alması, en başta AKP’nin dizginsiz saldırganlığını dengeleyecek bir muhalefet odağına duyulan ihtiyacın ve bu yöndeki arayışın ifadesidir. Onun bu temelde azımsanmayacak bir sempati yaratması ve böyle bir odak olarak öne çıkması, AKP’nin seçim propagandasını bile belirlemeye başladı. Öyle ki, AKP kurmayları “yeni” bir şeyler üretmekten ve söylemekten çok seçim argümanlarını HDP’nin yapıp ettikleri üzerine kurar oldular.
HDP’nin geniş toplumsal kesimlerin görüş alanına girmesi ve diğer burjuva partilerle kıyaslanmayacak canlılıkta bir etki yaratmasında Kürt özgürlük hareketinin Kobanê direnişiyle kazandığı prestijin de rolü büyüktür. Bu etki AKP’nin IŞİD’i destekleyen pratiğiyle de birleşik olarak onun Kürt tabanı başta olmak üzere, sistem açısından önemli bir istikrar unsuru olarak görülen Alevilere kadar yayılan bir genişliktedir.

HDP’nin tüm eksiklerine rağmen rejimin önemli kırmızı çizgilerini hedefe çakan programı ve bunun üstünden estirdiği rüzgar en başta toplumsal gericilik birikimini törpülemesi anlamında değerlidir. Bu her şeyden önce sınıf mücadelesinin yararına bir durumdur.
Fakat HDP’nin barajı geçmesiyle bu ülkede demokratikleşme olacakmış ya da bazıları bunu abartarak sosyalizme adım atılacakmış gibi parlamentarist hayaller yaymak abestir.
“Çözüm” süreci, Irak ve Suriye sorunları, Ortadoğu’daki değişimler gibi risk ve olanakların bir arada olduğu/olacağı seçimler ve sonrasının legal siyasetteki kilit aktörünün HDP olacağı görülmektedir. Bu etki burjuva parlamentoya da belli boyutlarıyla yansıyacaktır. Buna rağmen burjuva demokratik taleplerin herbiri için dahi sınırsız bedelin ödendiği bir ülkede barajın aşılması ve HDP’nin parlamentoya girmesiyle sorunların çözüleceği beklentisi yaratmak ya da HDP’nin parlamentodaki rolüne abartılı anlamlar yüklemek en hafif ifadeyle aymazlıktır. Bunun siyasetteki anlamı “parlamentarizm”dir.
HDP’nin parlamento içindeki etkinliği dahi arkasındaki güçlerin diriliğine ve basıncına bağlıdır. Bu gücün kendini konuşturacağı mekanlar ve biçimler ise sokaklar, meydanlar, serhıldanlar, grev ve direnişlerdir. Dolayısıyla, arkasına sokağın gücünü, kitlesel serhıldanların militanlığını, ama onlara da yaptırım gücü ve süreklilik kazandıracak maya olarak üretimden gelen güçlerini kullanan işçi ve emekçilerin grev ve direnişlerini almayan/alamayan bir parlamento grubu ne kadar dinamik ve becerikli olursa olsun çok fazla bir sonuç elde edemez.
İşçi sınıfı ve halk hareketleri tarihinin bu konuda içerdiği sayısız ders bir yana, anıları hala canlı olan Haziran İsyanı’nın akıbeti ortadadır. Sergilediği bütün cesarete, inatçılığa ve yaratıcılığa rağmen burjuvaziyi ve rejimi canevinden, üretim alanından sıkıştırıp vuramayan bir Haziran İsyanı bile aylar sonra yorulup tıkanmaktan kurtulamamıştır.
Onun için, HDP’nin barajı aşarak parlamentoya girmesini, bugüne kadarkinden 20-25 milletvekili daha fazla çıkarmasını “bütün dertlere deva olacak” bir sonuç olacakmış gibi göstermeye çalışmaktan uzak durulmalıdır.
Kaldı ki, önümüzdeki dönem oldukça karmaşık bir dönem olacak. Çok yönlü, katmanlı bir kriz süreci yaşayacağız. Onun için asıl tayin edici kapışmalar parlamento dışında Kürdüyle Türküyle, Alevisiyle Sünnisiyle bütün işçi ve emekçilerin yığınsal olarak bulundukları üretim ve yaşam alanlarında yaşanacak. Parlamento içindeki muhalefet bu genel direnişin bir parçası ve yansıtıcısı olduğu ölçüde etkili, anlamlı ve işlevli olabilecek.
Bu ilişkinin tersten kurulması, yani sınıf kavgasının sanki tayin edici alanıymış gibi bütün umut ve beklentilerin HDP’nin parlamento içinde yer alması ve yürüteceği muhalefete endeksli hale getirilmesi, sadece denklemin yanlış kurulması anlamına gelmekle kalmaz, sınıfı ve emekçi yığınları edilgen bir konuma sürükleyen uyuşturucu bir rol oynar. Hangi niyet ve amaçla yapılıyor olursa olsun HDP’nin barajı aşmasına hakettiğinden daha büyük anlamlar yüklemek bu yüzden çok yanlış bir tutumdur.
Burada asıl önemli olan, seçim çalışmalarını özellikle de Türkiye cephesinde işçi ve emekçilerin örgütsüzlüğünü ve eylemsizliğini aşmanın bir basamağı haline getirerek bunu toplumsal bir güce dönüştürmektir. HDP’ye desteğimiz bu yaklaşım temelinde pratikleşmelidir. HDP’nin barajı aşması için her türlü desteği sunmanın yanı sıra bunu emeğin kardeşliği ve birleşik mücadeleyi güçlendirmenin kaldıracı haline getirebilmeliyiz. Seçimlerde oylarını HDP’ye vermelerini isteyeceğimiz işçi ve emekçilere kurtuluşun yolunun devrimden ve sosyalizmden geçtiğini net ve ikna edici bir dille anlatmalıyız.
[Alınteri'nin 15 Mayıs tarihli 11. sayısından alınmıştır]