Bıraktığınız bayrak genç yoldaşların ellerinde yükseliyor. Bu koşu aralıksız sürecek, gözünüz arkada kalmasın…
Osman Akgün yoldaşı doğum gününde ziyaret ettik. Osman Akgün 96 günlük Süresiz Açlık Grevi direnişinin 69. gününde güneşe uğurladığımız yoldaşlarımızdandı. Sınıf düşmanları dışında kimseye kolay kolay kaşlarını çatmazdı, iyimserliğini ortaya seren bir gülümseme olurdu yüzünde hep. Mezarı başında bizi yine aynı gülümsemeyle karşıladı. Osman yoldaş mezarda değildi sanki, yanımızdaydı, sohbetimize katılıyordu...
Faşistlerin yoldaşlarımızdan intikam alma girişimlerinin devam ettiğini biliyoruz. Bunun en açık örneği ise, Osman yoldaşın mezarı başındaki fotoğrafların bulunduğu camların parçalanmış olup, fotoların alınmış olmasıydı. Ama şunu bilmeliler ki, biz o fotoğrafların yenilerini ve kırdıkları camların daha sağlamlarını yapacağız ve onları yakaladığımızda o hain ellerini de kıracağız!

Osman’ın yanından ayrıldıktan sonra “Bekle beni İstanbul” şiirini dilinden düşürmeyen Lale Çolak yoldaşın yanına gittik. Sanki Lale de bizi bu şiiri okuyarak bekliyordu. Kulağımda Lale yoldaşın “İstanbul…” şarkısını söylerkenki berrak sesi çınlıyordu. Lale hep hayat dolu cıvıl cıvıl bir kadın yoldaş; ben onu yaşarken tanıma fırsatı bulamadım belki ama şu an aydınlık yüzüyle “Hoşgeldin” derken gülen gözleriyle bizi kucaklıyordu. Sizi yılların hasretini gidermeye çalışırcasına sıkıca saran yoldaş özlemini hissetmek illa yan yana olmayı gerektirmiyor. Bir geleneğin tohumlarını yıllar öncesinde ekip giden yoldaşlara, o tohumların ne pahasına olursa olsun yeşerip/serpilip geleceğe doğru uzanacağını, taşıdıkları bayrağın yere düşmeyeceğini, işçi sınıfı özgürleşene kadar ve ondan sonra da devam edeceğini haykırdık...
Sonra Osman Yaşar Yoldaşcan’a gittik. O da bizi, 12 Eylül faşist darbesinden sadece 17 gün sonra Bağcılar yokuşunda düşmanın üstüne tereddütsüz yürürken kullandığı silahıyla karşıladı. Gözümün önünde Osman yoldaşın, Bağcılar’da bir inşaatta faşizmin üzerine silahını doğrultmuş gözükaralığı geldi. Düşman yüzlerce asker ve polisle kudurmuşcasına saldırırken nasıl da çaresiz ve çıkışsızdı…

Mehmet Fatih Öktülmüş yoldaşa uğradık daha sonra. Mezarındaki güller o kadar büyümüşler ki Mehmet Fatih yoldaş sanki arkasına saklanmış gibiydi. Mezar taşının bir yanında Adnan Yücel’in “Kutup Yıldızı” şiirinden bir bölüm, bir yanında aydınlık yüzü karşıladı bizi inanç ve azimle harmanlanmış gözleriyle...


Mehmet Fatih bizi Ataman İnce yoldaşa gönderdi. Oradan Haydar Başbağ’ın mezarına uğradık.

Ayrılma vakti geldiğinde söz verdik onlara:
Bıraktığınız bayrak bugün genç yoldaşların ellerinde yükseliyor. Bu koşu aralıksız sürecek, gözünüz arkada kalmasın…
[Alınteri okuru]