Vicdan nöbeti

Soma’yı konuştuk yıl boyunca. Sonra yine gündemin tozlu rüzgarı arasında görünmez oldu bütün o iş cinayetleri

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 20 Mayıs 2015 (11 yıl 3 ay önce)

O tekmeyi unutmayanların vicdan nöbeti



 



Yekta Kopan



 



2012'de en az 878, 2013'te en az 1235, 2014'te en az 1886 işçinin hayatını kaybettiğinden haberiniz var mı? Ölümlerin 'en az' diye aktarıldığı bir dünyada vicdanınız rahat mı?





Dil, yaşıyor.





Yeni kelimeler, yeni tanımlamalarla sürdürüyor varlığını.





Bir dilin hangi tanımlarla çoğaldığı, yaşadığı coğrafyanın ruhunu da belirliyor aslında.





“Vicdan nöbeti” tutuluyor bu coğrafyada. Başka hangi dillerde vardır bu tanımlama bilmiyorum. Dilimin bugünden yarına bunu miras bırakmasını istemezdim.





Vicdanların körleştiği günlerde, insanlar bir umudun nöbetini tutuyor. Yalanın-dolanın, hırsın-riyanın, talanın-kıyamın karşısında vicdanları dik tutmaya çağırıyorlar herkesi.



 





 



Geçen hafta okuduğumuz Erdal Kocabıyık haberi vicdanımızı sızlatmadıysa, bu nöbetlerin bizim için bir anlamı yok elbette. Biliyorsunuz; Manisa'nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014'te yaşanan maden faciasının ardından dönemin Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel tarafından tekmelenen madenci Erdal Kocabıyık’a, 548 lira para cezası kesildi.





Dünyanın hangi dini, dili, ahlakı, öğretisi “yere düşmüş birine atılan tekmeyi” kabul eder ya da savunur bilmiyorum ama hakkında hiçbir idari ve adli işlem yapılmayan Yusuf Yerkel halen Başbakanlık Müşaviri. Hangi nöbet, vicdanı aklar böyle bir durumda?





Soma’yı konuştuk yıl boyunca. Yıldönümü geldiğinde sosyal medyada “Unutmayacağız!” çığlıkları atıldı. Sonra yine gündemin tozlu rüzgarı arasında görünmez oldu bütün o iş cinayetleri.



 





 



İş Cinayetleri Almanağı 2014’ün sayfalarını çevirdikçe, yılda birkaç gün hatırlanan dramlardan çok daha büyük bir trajedisiyle, sistemli bir insanlık suçuyla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.





İş Cinayetleri Almanağı iş cinayetlerini ülkenin gündemine taşımak, Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin 2008’den beri sürdürdüğü adalet mücadelesini görünür kılmak, iş cinayetlerinde Avrupa 1.’si, dünya 3.’sü olan ülkemizde iş cinayetlerini birlikte durdurabileceğimizin altını çizmek amacıyla Adalet Arayana Destek Grubu tarafından hazırlanıyor. Sadece bir almanak olarak görmemek gerekiyor. Bir vicdan kitabı bu. Almanak/kitap, işçi hayatının köşede kalmış soğuk bir haber ve istatistikten daha fazlası olduğunu vurgulayan aylık iş cinayetleri raporlarından, ailelerin adalet mücadelesinden kesitlerden, meslek hastalıkları mağdurlarının öykülerinden, çocuk işçiliği ve çizgilerin diliyle iş cinayetleri dosyalarından oluşuyor.





Gazetelerin iş cinayetlerine nasıl baktığını, hangi manşetlerle sayfalarına taşıdığını görmek de önemli. Çünkü almanak sayesinde sadece iş cinayetleri karşısında siyasetin ve toplumun değil, basının da vicdanını sorgulamak mümkün.

Adalet Arayan İşçi Aileleri, her ayın ilk pazar günü Galatasaray Meydanı’nda Vicdan ve Adalet Nöbeti tutuyor, başka iş cinayetleri olmasın diye aslında konunun muhatabı olan ‘bizleri’ mücadele etmeye çağırıyorlar. Birçok ülkede olduğu gibi 28 Nisan’ın ülkemizde de İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmesi talebiyle başlattıkları imza kampanyasını (www.iscinayetlerinunutma.org) sürdürüyorlar.





360 sayfalık bir yüzleşme toplamı bu. Yüzleşmeye cesareti olanlara. Ama inanın, ‘cesareti olanlara’ romantizminden çok daha keskin bir gerçeklik var karşımızda. Bu artık bir cesaret meselesi değil; dillerin, dinlerin üstünde bir konu. Sistemli bir cinayetin ortağı oluyoruz her gün. Bir daha, bir daha...





Almanaktan aktarabileceğim çok sayıda istatistik veri, kaynak, tanıklık, söyleşi veya gazete haberi örneği var. Ama bir gerçekliğin parçası olabilmek istatistiki verilerde ‘en az’ şu kadar işçi diye geçen bir rakamın ya da seçilmiş birkaç örneğin çok ötesinde. Hemen bir kitapçıya gidin ve İş Cinayetleri Almanağı 2014’ü alın.





Sayfaları çevirdikçe benim sözlerimin ne kadar aciz kaldığını göreceksiniz. Çünkü bu gerçeklik karşısında hepimiz aciziz.

Bir mektupla bitireceğim yazıyı. O tekmeyi unutmayan, o ölümleri yüreğine çengelli iğneyle takan, o acıya ortak olan herkesin vidan nöbeti sırasında zihninde dolaşacak bir mektup.





28 yaşındaki Açıkgöz’ün, geçen yıl İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çöp boşaltırken eline enjektör batmış. Buna rağmen çıplak elle kanalizasyon temizlemeye zorlanmış. Enfeksiyon kapmış. Hepatit B teşhisi konan Açıkgöz, karaciğer yetmezliği nedeniyle 17 Ağustos 2014’te hayatını kaybetmiş. Zafer Açıkgöz’ün ölümünden birkaç gün önce yazdığı mektubundaki vedadan öteye denecek bir şey yok.




Biliyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün unutacaksınız. Hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. Benden önce her sene ölen 1500 işçi gibi. Soma’da ölen 301 maden işçisi gibi. Şimdi diyorum ki, iş buldum, ekmek buldum diye sevinirken güvenlik önlemlerinin alınmamasından, gerekli eğitimin verilmemesinden, altyapı eksikliğinden canımdan oldum. Yaşamak istiyorsanız, sevdiklerinizden mutlu bir yaşam sürmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorsanız; var olan şartların, eğitimlerin tamamlanmasını isteyin. Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere, tüm sorumluların yasalarca cezalarının verilmesi en büyük dileğimdir. Ceza alsınlar ki tekrar aynı hatalar yaşanmasın. Güle güle...




 



Radikal