Metal direnişi: Olasılıklar ve görevler

Metal işçileri daha fazla yalnız bırakılmamalıdır!

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 25 Mayıs 2015 (11 yıl 3 ay önce)

Cihan Çetin



 



Coşkunöz’deki direnişin tehdit ve baskı yoluyla kırılmasına rağmen metal direnişi Ankara ve Kocaeli’ne sıçramış durumda. Proletaryanın en önemli bölüklerinden birisi olan metal işçileri, Türk Metal faşist çetesi başta olmak üzere MESS patronları ve burjuva devlete karşı çetin bir mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyor.



           



Direnişin kısa güncesi



Şunu başa yazmak gerekir: Metaldeki bu direnişin “zamanlaması manidar” değildir.



 



14 Aralık 2015’te metal sektöründe imzalanan toplu sözleşme ile kan emici MESS patronları, Türk Metal faşist çetesi aracılığıyla metal sektörü üzerinden işçi sınıfına yeni bir saldırı gerçekleştirmişti. Bu satış sözleşmesiyle toplu sözleşme süresi 3 yıla çıkarılarak işçilerin sadece ekonomik hakları değil toplu sözleşme hakkının kendisi de buharlaşmıştı. Böylece zaten düşük olan ücretlerin 3 yıl için daha da düşmesinin önü açıldı.



 



Metal işçileri yapılan sözleşmeye irili ufaklı eylemlerle karşı çıktılar. Ancak esas tepki, Türk Metal çetesinin 13 Nisan'da Bosch’ta yaptığı sözleşme üzerine patladı. Geçen satış sözleşmesi sonrası Türk Metal çetesine karşı tepkilerin başını çeken Bosch işçilerinden duyulan korkunun da basıncıyla imzalanan toplu sözleşmenin Aralık ayında imzalanan genel sözleşmeden daha ileri haklar barındırması, Türk Metal tarafından sürekli satılan işçiler için bardağı taşıran son damla oldu. Bu son damla üzerine metal işçileri Bosch’ta imzalanan anlaşmanın hemen arkasından eyleme geçtiler (Türk Metal’in Saltanatı Sallanıyor – 24 Nisan 2015, Alınteri ).



 



Nisan ayında çeşitli biçimlerde başlayan metal işçilerinin direnişi, kendisini öncelikle Türk Metal’den ayrılmak biçiminde gösterdi. İşçilerin sendikadan istifa etmeleri veya istifa tehdidinde bulunmaları üzerine beylik zorba yöntemlerine sarılan Türk Metal 15 gün önce işçilere saldırdı.Yaşanan gelişmeler üzerine Renault’da başlayan ve hemen TOFAŞ’a sıçrayan grev-direniş aşağıdaki talepler ekseninde devam ediyor:



 



* Türk Metal’in işyerlerindeki tabelaları sökülsün. Temsilcilik odalarına işçilerin seçtiği sözcüler otursun.



 



* Ücretler Bosch sözleşmesi çerçevesinde yenilensin.



 



* Direnişten dolayı kimse işten atılmasın.



 



Direnişin zayıf yanları



Metal direnişi şu an hala diri ve coşkuludur. Ancak güçlü yanlarına karşın zayıf yanları da giderek daha fazla kendisini göstermektedir.



 



Bu zayıflıkların başına sınıf dayanışmasının yeterince yaygın ve güçlü olmaması yazılmalıdır. Gerçi direniş hem Bursa havzasında hem de Bursa sınırlarını aşarak Kocaeli ve Ankara'da da yankılanmıştır. Ancak sektör bazında bile bu destekler yetersizdir. Özellikle de aldıkları grev kararı ertelenen ve Birleşik Metal'in yasalcı oyalamaları yüzünden kararlılıkları boşa düşürülen BMİS'e bağlı fabrikalardan ses gelmemesi anlaşılır gibi değildir. Kaldı ki Bursa'da harlayan direniş ateşinin sadece metal sektörüyle sınırlı kalması dahi kabul edilemez.



 





 



Çünkü bu direniş ne sektöreldir ne de yerel. Nasıl ki burjuvazi metalde dayattığı son TİS ile gerçekte sınıfın bütününe karşı niyetlerini ortaya koymuşsa, metal işçileri de bugün sınıfın bütününü ve geleceğini ilgilendiren bir direniş sergilemektedirler. Üstelik Türkiye’de kapitalizm ciddi bir krizin eşiğindedir. Aralık 2014’te imzalanan toplu sözleşmeler üzerinden metal işçisine yapılan sınıf saldırısı yakın zamandaki tüm işçi sınıfı ve emekçilere yapılacak genel saldırının habercisidir.



 



Bağıra çağıra gelen ekonomik krizi de bir kenara bırakalım, seçime endekslendiği için durağanlaşan ekonominin yarattığı basınç ile burjuvazi işçi sınıfını merkeze alan yeni bir saldırı düzlemine geçmiştir. Öyle ki Türk tekelci burjuvazisi, bütün kesimleriyle söz birliği halinde işçi sınıf ve emekçilere saldırmak için herhangi bir ekonomik krizin gelişini beklemeyeceğini açıkça ilan etmiştir. Artık eşikten içeri girdiği giderek daha belirgin çizgiler kazanan ekonomik krizin boyutlanmasıyla birlikte tırmandıracağı kesin olan genel bir saldırıya hazırlanırken metal sektöründe  karşılaştığı bu beklenmedik çıkışı ne yapıp edip ezmeye çalışacaktır. Dolayısıyla bugün direniş bayrağını kaldıran metal işçisini yalnız bırakmanın sonuçları işçi sınıfı ve emekçilerin bütünü için çok ağır olacaktır.



 



Direnişin yüz yüze olduğu tehlikeler



Metal sektöründe hızla kitleselleşen bir taban hareketi olarak patlak veren direniş, işçi sınıfı içinde son aylarda belirtileri giderek çoğalan hoşnutsuzluk ve tepki birikiminin yansımasıdır. Birbirini izleyen irili ufaklı direnişler zincirini bir üst düzleme taşımıştır. Dolayısıyla zaten bir kriz tedirginliği içinde olan burjuvazi ve onun devletinin bu direnişi soluksuz bırakıp yenilgiye uğratmak için ellerinden gelen her türlü alçaklığı sergileyeceği açıktır.



 



Üstelik AKP'nin güç kaybettiği ve inişe geçtiği bir seçim arifesine denk gelmesi, pekiştirilmiş mutlak bir hegemonya peşinde koşan Tayyip Erdoğan ve çetesinin daha sert bir tepkisiyle karşılaşması olasılığı güçlüdür. AKP'nin “akil” unsurlarından biri olarak pazarlanan ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Ali Babacan ile Çalışma Bakanı'nın yılan dilleri tıslamaya başlamıştır. Direniş inatla sürdükçe seçim hesaplarıyla şimdilik “sessiz” görünen dillerin de çözülüp saldırıya geçmesi beklenmelidir.



 



İkinci tehlike ise Coşkunöz’de olduğu gibi direnişin iç zayıflıklarının giderek güçlenme potansiyelidir. MESS ve burjuva devlet, metal sektörünün yapısal gücünü bildiği ve bundan da korktuğu için direnişteki işçileri bölmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Keza bir kaç gün önce sivil polislerin “greve karşı işçiler” gibi davranarak giriştikleri provokasyon akıllardan çıkmamalıdır.



 





 



Ne yapmalı?



Metal işçisinin direnişine her türlü destek, katkı sonuna kadar anlamlıdır, güçlendiricidir, kazanmaya dair en önemli umut damarıdır. 



 



Ancak DİSK ve KESK başta olmak üzere sınıfı ve emekçileri temsil iddiasındaki sendikaların suskunluğu ve kayıtsızlığı en hafif deyimle akıl almazdır.  Bunun hiçbir gerekçesi ve kaçış bahanesi olamaz. Unutulmamalıdır ki böylesine güçlü ve kitlesel hale gelmiş işçi sınıfı direnişine gerekenden daha az verilen destek her zaman burjuvazinin işine yarayacaktır.



 



Ancak şu da unutulmamalıdır: Haziran İsyan’ı günlerinde bile dostlar alış verişte görsün kabilinde “genel grev” diyenler, böyle giderse Türk Metal’in maruz kaldığı muameleyle eninde sonunda karşılaşacaktır.



 



Günlerdir inatçı bir direniş sergileyen metal işçilerinin bu tarihsel adımını güçlendirip ilerletebilmek için acilen eyleme geçilmelidir. Bu bağlamda ilk ağızda en azından;



 





           



* Türkiye’nin her yerinde, işçi sınıfının ve emekçilerinin örgütlü olduğu her alanda metal işçisinin direnişine verilebilecek ilk ve etkin destek olarak en azından 1 saat iş bırakılmalıdır.



 



* Bursa dışındaki tüm yerleşim birimleri ve sanayi havzalarında basın açıklamalarından oturma eylemlerine kadar her türden kitlesel eylem biçimi devreye sokulmalıdır.



 



* Brezilya’dan gelen destek gibi hem sektörel hem de uluslararası işçi dayanışması ekseninde Uluslar arası her türlü destek ve dayanışma örgütlenmelidir.



 



* Soma ve Ermenek gibi yakın zamanda kapitalist vahşetin acılarını yaşamış yerellerden metal işçisine güçlü destekler sunulmalı, dayanışma ağları örülebilmelidir.



 



* Nazım Hikmet’in "Büyük İnsanlık" şiirini sloganlaştırarak barajı aşma yoluna çıkan HDP, mitinglerinde metal işçisine desteğini birkaç cümleyi aşacak tarzda sunmalıdır. En az bir mitingini metal direnişini merkeze alarak, örneğin direnişteki işçilere kürsüde konuşma olanağı sağlayabilmelidir.



 



* Metal işçisi direniş uzadıkça gerilemeye başlama ihtimali olan işçilere karşı öncelikle ikna yöntemi sonuna kadar kullanılmalıdır. Ancak arkadaşlarını ve sınıfını satan grev kırıcılığını hoşgören anlayışlara da prim verilmemelidir.



 



* 2 gün önce polisin provokasyon girişimi metal işçileri tarafından boşa çıkarılmış ve metal işçisi bu tür provokasyonlara karşı azami dikkatli olacaklarını göstermiştir. Ancak direnişteki metal işçilerinin özellikle Kürt Halkı’na karşı geri bilinci göz ardı edilmeyecek düzeydedir. Kürt Halkına karşı geri duruşlar, düşünceler devletin özellikle üzerine gideceği kafa bulandırmaya yönelik, provokasyona müsait sinir uçlarıdır. Polis başta olmak üzere, sivil faşist güçlerin direnişteki işçiler arasında ve/veya direnişe gelen destekçilere yönelik gerici, şoven hiçbir girişime fırsat ve prim verilmemelidir.



 



* Burjuvazi seçime kilitlenmiş durumdadır. Seçim sonrası nasıl bir tablo çıkacağının muğlaklaştığı bu günlerde, en başta burjuvazinin AKP kliği, hem 7 Haziran hem de Haziran İsyanı’nın yıl dönümü olan 30 Mayıs öncesi  işçi sınıfından gelen bir direnişi polis şiddetiyle çözmekten mümkün olduğunca kaçınmaya çalışacaktır. Ancak bu olasılık her şeyden önce direnişin kararlılığına bağlıdır. Ayrıca polisin devreye girme olasılığı bütünüyle ortadan kalkmış değildir. Özellikle de direnişin bir şekilde zayıflamaya başlamasıyla doğru orantılı olarak bu olasılık artacaktır. Burjuvazi ve AKP Hükümeti, Haziran İsyanı’nın yıldönümü öncesinde polisi devreye sokarak bir gövde gösterisi yapmak isteyecektir.



 



* Haziran İsyanı başta olmak üzere son 2 yıl içinde yaşayan pek çok direnişe, gösterilere karşı saldırı emri çoğunlukla Erdoğan tarafından bizzat meydanlarda verilmiştir.  Şu an Erdoğan’ın odağında 7 Haziran vardır. Direnişin bastırılması için bugün Erdoğan’ın emir erleri olan bakanlar, patronlar, sendikalar, savcılar devrededir. Ancak yakın günlerde özellikle Erdoğan’ın ağzından metal direnişine karşıt herhangi bir söz çıkarsa, bu polise direnişi ezmek için verilmiş açık bir emir olarak algılanmalı ve buna göre konum alınmalıdır.



 



Metal direnişi öncelikle direnişteki işçilerin sendikalardan bağımsız öz güçlerine dayanmasından dolayı çok önemli bir avantaja sahiptir. İşçiler sadece MESS patronlarına değil, onların maşası Türk Metal çetesine karşı biriken öfkelerini kendi öz güç ve dayanışmaları ile gösteriyor, büyütüyor, çoğaltıyor. Bu tutumları ile de sadece kendilerine değil sınıf kardeşlerine ve emekçilere de yol gösteriyorlar.



 



Bununla birlikte otomotiv sektörünün en fazla kâr elde ettiği zaman dilimi içindeyiz. Bu nedenle şu anki grev kapitalistlerin canını fazlasıyla yakmaktadır.  Metal işçilerine öfkelerinin temel kaynağı da budur. Her türlü tehdit, şantaj, fiili şiddet araçlarına sahip olsalar da bir kapitalisti kaybettiği kârlar  kahreden başka bir şey olamaz. Metal işçisi otomotiv patronlarının sıktıkları bu can damarını sonuç alıncaya kadar gevşetmemelidir.  Bu güçlü konum sonuna kadar kullanılmalıdır. Metal işçisi daha fazla yalnız bırakılmamalıdır!



 



Dip Not: Aşağıdaki linkte, ağırlıklı olarak Almanya’ya Türkiye’den gitmiş göçmen işçilerin yer alıp önderlik ettiği 1973 Köln-Ford Grevi'nin kısa bir belgeseli vardır.



 



Direnişteki işçiler bu belgeselde, 41 yıl öncesinde şu an yaşadıklarını  göreceklerdir.



 



https://www.youtube.com/watch?v=gUeM-KP3JXs&feature=youtu.be