Ford Otosan işçisi anlatıyor...

Ford Otosan işçisi sömürü koşullarını ve sendikanın bu koşullar karşısındaki tutumunu çarpıcı sözlerle anlatıyor

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 23 Mayıs 2015 (11 yıl 3 ay önce)

Direnişteki bir Ford Otosan işçisiyle çalışma koşulları, direniş, sendika üzerine konuştuk. "Hiçbir etki altında kalmadan ve yalan söylemeyeceğime şerefim ve namusum üzerine yemin ederim. '12 senelik çalışanım, yaşadığımız bunlardan bunlardan ibarettir' diye başlayabilirim" diyen işçiyle yaptığımız röportajı yayınlıyoruz:





Ford İşçisi (Fİ): Hangi basın ile röportaj yapıyorum?

Alınteri Gazetesi. alinteri.net internet sitesinde haberleriniz yayınlanıyor.



: Tamam, size güveniyorum ama ismimi belirtmeyiniz.

 



Alınteri: Tabii ki! Şimdi anlatabilirsiniz?



: Ben Ford Otosan işçisiyim ve 12 senedir çalışıyorum. Ve burada her şeyi doğru söyleyeceğimi yemin ediyorum. Direnişteki arkadaşlarla birlikteyim. Buradaki temel problem aslında Bosch, Tofaş, Renault filan değil. Asıl mesele sendikanın bizim üzerimizde konuşturduğu iradesini yönetime karşı sergileyememesine duyulan tepkidir. Direnişi patlatan esas etmen bu bence.



 



Nasıl mesela? Anlatıyor arkadaşlar, Yeniköy fabrikasında çalışan arkadaşların kışın donduğunu yazın sıcaktan patladığını... Biz ilk işe girdiğimizde iş elbiselerimiz yüzde yüz pamuktu, terlesek dahi pişik yapmıyordu. Şimdi bu oranlar, iş t-shirtlerine bakıldığı zaman yüzde 65 polyester yüzde 35 pamuk. İş elbiselerimizde bile bu noktaya geldik. Fabrika "insan odaklı çalışıyoruz" diyor her seferinde ama maalesef öyle değil.



 



Mesela bize 6 aydan 6 aya verilen iş ayakkabıları "daha iş ayakkabılarınız eskimedi, daha kullanabilirsiniz" denilerek verilmeyebiliyor. Fabrikamız tutumlu bir fabrika! İşte endüstriyel malzemeden zarar etmeyelim, işte biraz daha idare edelim meselesiyle hareket ediyor. Yok, patlağı çatlağı yok diye bize 1 sene 1 buçuk senede bir ayakkabı giydiriyorlar. Ayaklarımız ceset gibi kokuyor. Eve gittiğimiz zaman ilk işimiz elimizi ayağımızı yıkayıp çoraplarımızı değiştirmek oluyor. Misafirliğe gideceğimiz zaman evdekilere telefon ediyoruz, "yedek çorap filan getir" diye... Bu bizim açımızdan böyle oluyor..



 



Alınteri: Mesela bir de sizin 250 liralık kuponunuz varmış, bazı arkadaşlarınız söyledi de... Şimdi 200 liraya düşürdüler



Fİ: Biz ilk işe girdiğimiz zaman "ooo" dedik; "kesinlikle biz elimizi cebimize atıp da temizlik masrafı mutfak masrafı yapmayacağız" dedik. İşe ilk girdiğimizde maaşımız 470 milyondu, 250 milyonluk çek verdiler ve bu bizim için muazzam bir paraydı. Tabii yönetimler değiştikçe bu paralar düşmeye başladı. Sene... O zaman 2003-2004’te böyle çekler alıyorduk. Şimdi 2014-2015’te 100 lira 150 lira gibi komik çekler alıyoruz yani o zamanlardan bu zamana 11-12 sene geçmiş, ama aldığımız maalesef bu yani.



 



Alınteri: İlk işe girdiğiniz 2003-2004 mesela aldığınız maaşla alım gücünüzle şimdiki alım gücünüzü karşılaştırdığınızda ne çıkıyor ortaya?



: Yani şimdi şöyle kıyas edelim: Babam o zaman da emekliydi, ben babamdan daha düşük bir rakam alıyordum. Şimdi babamla aynı rakam üzerinden alıyorum. O zaman atıyorum işte doğalgaz yoktu tüp vardı. Tüp o zaman 27 liraydı, büyük tüp. Şimdi ise 55 lira oldu. O zaman maaşımla atıyorum 20 tüp alıyordum şimdi maaşımla bu kadar tüp alamayabilirim. Hesaplamak gerekiyor ama şimdi  şöyle bir durum var: Bize her sene 50'şer milyon zam ve yahut 100'er milyon zam yapsalardı 12 senelik bir çalışan olarak 470 lira alıyorduk. 14.seneye girdik ve üstüne koyduğumuz zaman bugün olması gereken fiyatı göremiyoruz.



 



Alınteri: Türk Metal’i istemiyorsunuz ?

Fİ: Türk Metal'i istemememizin nedeni işçinin hakkını tamamen savunmaması, pasif kalması. Mesela biz havalandırmalardan şikayetçiyiz. Arkadaşları arıyoruz, grup liderlerimizi, posta başlarımızı. Onlarla çözemiyoruz, birebir de muhatap olmak istemiyoruz. Herkes ekmeğinin peşinde ve onlar sonuçta bizim amirimiz. Bunu sübvanse edecek, araya girecek sendikacı arkadaşları arıyoruz. "Tamam" diyor, "yapacağız" diyor, "edeceğiz" diyor, her zaman aynı... Fakat hiçbir şeyi başaramıyorlar. Yemek saatlerini bile organize edemiyorlar. Mesai çizelgesi asılıyor hafta başları mesela, diyorlar ki Pazartesi 8'de işbaşı 6'da paydos şeklinde iki saat mesai diyorlar. Bir bakıyoruz Pazartesi iptal oluyor. Biz evdeki sosyal yaşantımızı, işimizi-gücümüzü ve eşimizi dostumuzu ona göre ayarlıyoruz. Salı günü mesai yok, hop Salı'ya kayıyor. O zaman bunlar olmuyor.



 



Alınteri: Kendi içinizde bir örgütlenme yaptınız, özellikle bu Bursa’da yapıldı ve buraya da sıçradı aslında. Bu örgütlenmeyi nasıl yaptınız?



Fİ: Yani biz tamamen sosyal medya üstünden örgütlendik diyebilirim. "Bursa’daki arkadaşlar işte böyle-böyle yapıyorlarmış" falan filan… Hiç kimsenin zaten sosyal yaşamı olmadığı için ne gazete ne televizyonla muhatap olamıyorduk. Bir iki kişi sayfalarında paylaştı, "aa böyle bir şey mi vardı?" denildi. Sonra başka kişiler de paylaşmaya başladı, sonra Bursa’da eşi-dostu akrabası olan veyahut orada oturup burada çalışmaya gelen arkadaşlar filan "hakikaten var arkadaşlar böyle bir şey. Bursa, Tofaş, Renault  direniyor" filan. "Biz neden yapmıyoruz? Bizim de aynı sendika? Bizim de çalışma koşullarımız bu şekilde? Neden böyle bir girişimde bulunmuyoruz?" diye herkes birbiriyle sosyal medya üzerinden, çalışma arkadaşları ile yan yana çalışırken konuşmaya başladı.



 



Hatta biz bir aralar toplu molaya çıkıyorduk, üretim fazla olsun diye yapılıyordu bu. Bu haberler yayılmaya başlayınca bu sefer tek tek çıkarmaya başladılar. Fabrika bunun önüne geçmek istedi. Yani bu şekilde yayıldı.



 



Tamamen böyle bir organize işmiş gibi, millet daha önce böyle temelden hazırlanıyormuş gibi filan bir şey yok. Bir de sendikanın bana göre en büyük yanlışı, mesela bizim taslağımızda 3 senede bir sözleşme yok. Onu bizden habersiz MESS ile yaptıkları görüşmelerde geçirdiler. 10 senelik bir çalışana 100'er lira gibi komik bir ücret verdiler. Üç sene boyunca!.. Bunu seneye böldüğün zaman 50 lira gibi bir zam yapıyor.



 



Yani kimse kimseyi kandırmasın? Burada ihracatın, ülke ihracatının yüzde 26'sını yapan otomotiv sektörü. Bir kere otomotiv ihracatın lokomotifi. Bir de şuna değinmek istiyorum: Bu ülkenin cumhurbaşkanı en büyük makama ve mevkiye sahiptir. Onun bile maaşı 28 milyarken -yani öyle biliyoruz- bizim genel başkanımızın maaşı 55 milyar! Nereden kazanıyor bu parayı? Mesela bizi Ankara’lara eğitimlere filan yolluyorlar -Ali Tezel’in sayfasını açıp görürse arkadaşlar- yani gidip geliyoruz. Filan masraflar 50 lira, 70 lira gibi tutarlar da oluyormuş. Onları 100 lira, 150 lira rakamlarıyla fatura ederlermiş. Devlete o faturaları gösterirlermiş. Sosyal medyada paylaşılıyor bunlar, abartı da vardır ama tümü de abartı değildir. Dünya kadar oteli olduğunu, Kıbrıs’ta bilmem neleri olduğunu, efendime söyleyeyim işte eğlence düzenledikleri, genel sekreter genel başkan -hatta onu da arkadaş sitede yayınladı ve derhal kapıya konuldu- işte böyle dansöz, rakı masaları filan.. Yani kardeşim sen bizi savunuyorsan yediğin lokmaya dikkat edeceksin ki haklı ol yani... Savunduğun kişiye kuru lokma verip de tavuğun budunu eline alıp da Erol Taş gibi yersen bu işçi mırıldanır.

 



Alınteri: Herkesin kesilen sendika üyelik aidatı farklıymış sanırım. Nasıl oluyor ?



: Kişinin saat ücretine göre herkesten bir yevmiye brütünden alıyorlar. 10 senelik çalışanın 60 lira yevmiyesi varsa 60 kesiyorlar. Yeni girenin 40 lira varsa 40 lira kesiyorlar. Yani herkes bir sene geliyor sendikaya paşa-paşa çalışıyor, sendika da bu parayı cebine atıyor.



 



Alınteri: Türk Metal’in kaç üyesi vardı?



: İnşallah bugünden sonra hiç olmaz.

 



Alınteri: Hem patronla işbirliğinden kazanıyor hem de işçilerin aidatları üzerinden kazanıyor.

Fİ: Patronla işbirliğini biz göremiyoruz. Bizim bildiğimiz sadece aidatlarımız var. Mesnetsiz şeylere inanamıyoruz.



 



Alınteri: 3 senelik sözleşmeler bu işbirliğinin olduğunu göstermiyor mu?



: Elbette, bunlardan çıkarı vardır illa ki. Şimdi diyecek ki burada 10 bin tane çalışan var, bir kuruştan hesap etsen şu kadar para? Mesela 1 lira hesap etsen kaç milyon lira para yapar? Bunu aya-seneye vurduğun zaman yani korkunç bir fiyat çıkar. Hesap makinelerinin almayacağı bir hesap çıkar.



 



Alınteri: Sizin sırtınızdan hem patron hem de sendika kazanıyor?



Fi: Bizim sırtımızdan kazansınlar, biz kazanmasınlar demiyoruz ama haklarımızı da savunsunlar, bize yeterli özeni göstersinler..