'Şu an bile biz kazandık'

"Biz bu işi noktalamadan bırakmayacağız. Şu anda bile biz kazandık. İş nereye gider, ne olur bilmiyorum"

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 23 Mayıs 2015 (11 yıl 3 ay önce)

Ankara Türk Traktör grevinde direniş sözcülüğü yapan Emre Cevizoğlu ve başka bir işçiyle direniş süreci, nasıl örgütlendikleri, yaratılan işçi demokrasisi, direniş hedefleri ve sendikalar konusundaki görüşleri üzerine yaptığımız röportajı yayınlıyoruz:



 



Alınteri: Sizi tanıyabilir miyiz?



Emre Cevizoğlu



 



Alınteri: Direnişteki konumuz nedir?



EC: İşçi arkadaşlarla birlikte bir komite oluşturduk. Ben de bu direnişin sözcülüğünü yapıyorum.



 



Alınteri: Bugün Türk Traktör direnişin 3. gününde. 3 günlük süreci değerlendirir misiniz?



EC: İlk önce bu direnişin bir patlama olduğu söyleniyor. Bu direnişin bir evveliyatı var, uzun süredir haklarımız her gün geriye düşüyor. Her gün çalışma koşullarımız ağırlaşıyor. Her toplu sözleşme yaptığımızda ücretlerimiz biraz daha eriyip gitti. Aslında bu senelerin birikimi sonucunda oluşan bir patlamaydı. Yoksa anlık bir öfke ya da anlık bir galeyan falan değil.



 



Arkadaşlar da sanki bu günü bekliyormuşçasına hızlı bir biçimde örgütlendiler. Siz de görüyorsunuzdur zaten çadırları... Sanki adamlarda bugün için doğmuşuz gibi bir hava var.



 



Genel anlamda baktığımızda bunun sebebi belli: İşçi temsilcisi  olması gereken Türk Metal'in bizi sattığını düşünüyorlar, ki bunun da kanıtı birkaç kişinin lafı-sözü değil. En büyük kanıt kendi hayatları zaten. Yani aldıkları ücret neredeyse asgari ücrete tekabül ediyor. Hem yaşam koşulları ağırlaşıyor hem de çalışma koşulları. Tabi bunun sonucunda bir tepki olarak böylesi patlamalar oluşuyor. Aslında bunu Renault ateşledi. Bizlere cesaret veren Bursa’daki metal işçileriydi. Ama şurası bir gerçek ki Türk Traktör için, "bir şey olmaz, burası İç Anadolu, muhafazakar ve milliyetçi , buradaki işçiler hayatta birleşmez, burada hayatta bir grev çıkmaz, burası Türk Metal’in kalesi" gibi laflar kullanıyorlardı. Ama sizlerin de gördüğünüz gibi bunlar sabun köpüğü gibi dağılıp gidiyormuş yani.



 



Alınteri: '98 yılındaki TİS görüşmeleri döneminde TM’den toplu istifalar oldu ve BMİS'e geçişler yaşandı. Sonrasında bu işçiler tekrar TM’ye döndüler. O süreçle bu süreç benzeşiyor mu?



EC: Bütün işçiler tabi ki sendikadan rahatsız. Biz mesela BMİS ve diğer alternatifleri de düşünüyoruz. Fakat, şu anda adım adım gidiyoruz. Yani bir maç mantığıyla gidersek, her maç final maçı mantığıyla gidiyoruz. Yani biz, haklarımızı ve şu işi başarıya ulaştırmayı istiyoruz, daha sonra da arkadaşlarla oturacağız, toplu bir karar vereceğiz. Sendikalı mı devam edeceğiz sendikasız mı ya da hangi sendikayla. Ya da aynı sendika ile devam edeceksek ne koşullarda? Örneğin Türk Metal'le devam edeceksek kendi temsilcilerimizi kendimizin seçmesi gibi.



 





 



Diğer bir sendikayla devam edeceksek olmazsa olmazımız; kendi temsilcilerimizi kendimizin seçmesi olacak.



 



Şu anda önceliğimiz şu eylem. Bunları konuşmak için daha erken. Önceliğimiz bu grevi başarıya ulaştırmak.  Daha sonra da arkadaşlarla da otururuz, örgütlülüğümüz gücümüz ne ise bakarız. Eğer Türk Metal belasını başımızdan atmaya gücümüz yetiyorsa atarız, atamıyorsak da bunları dize getirmenin yolunu ararız. Ama bunlar dediğim gibi tamamen adım adım, yavaş yavaş yapılacak şeyler. Hepsini birden yapmak mümkün değil.



 



Ama tabi o dönemle kıyasladığımızda... Baktığınızda, aslında bu sendika değiştirme davası Bosch’ta da var. 2010 sözleşmesinde onlarda da bir sendika değiştirme davası oldu. İşveren ilk önce tarafsız kaldı. Dedi ki; "senin sendikal mücadelen senin meselendir, iç meselenize karışmayız". Daha sonra işçilerin bir kısmı BMİS’e geçti. Sonra, MESS araya girip tekrar Türk Metal'i devreye soktu.



 



Ya şu anda BMİS mi Türk Metal mi Çelik İş mi derseniz? Alın birini vurun ötekine, birine bakmışsınız muhafazakar bir sendika, öbürü milliyetçiliğiyle övünüyor, öbürü devrimciliğiyle övünüyor. Ya da aldıkları zamlar, imzaladıkları sözleşmeler... Ya şimdi şöyle bir şey diyemiyoruz, "ya arkadaşım Türk Metal kötü bir sendika, BMİS süper bir sendika, işçi sendikası" diyemiyoruz. Zaten iki sendika da, aldığı grev kararının arkasında duramayan sendikalar.



 





 



Alınteri: Söylediklerinize dayanarak alternatif bir sendika olabilir mi?



EC: Tabi ki, bu Renault işçileri arasında da tartışılıyormuş. Ama şu anda biliyorsunuz, alternatif bir sendika kurmak için yasal engeller çok fazla, yüzde 3'lük bir baraj var. Yani bunu aşması çok zor. Bunu dediğim gibi gelecek günler belirleyecektir. Bakalım eğer bu grev önümüzü açarsa, bunun sadece Türk Traktör işçileriyle kaldığını düşünmüyoruz biz. Diğer metal işçilerinin de önünü açacak. Sonuçta şunu yapmamız bile, diğer işçilere örnek ve öğretici olduğunu gösteriyor ve bunu düşünüyoruz. Bakalım yani hareketin kendisi neyi getirir onu bilmiyoruz.



 



Alınteri: Direnişin duyulması, destek alınması kamuoyu yaratılmasıyla olur. Sizlerin bu konuda katı sınırlarınız var. Bu sınırın ölçüsü nedir?



EC: Yani arkadaşların hassasiyetleri var biliyorsunuz. Türkiye’deki siyasetçilere bir güvensizlik var, en son AKP dedi ki asgari ücretteki vergiyi almayacağım. Şu anda seçim vaadi olaraktan tırnak içinde sidik yarışına tutuştular. Birisi diyor ki 1800, diğeri diyor 1500 falan. Ondan kaynaklı işçi arkadaşlar da iç güdüsel olarak bir tepki duyuyorlar ve hiçbir siyasi örgüt ve partileri istemiyorlar. Ama şurası da bir gerçek ki, Renault greve başladıktan bir hafta sonra herkes duydu. Hiçbir gazete, hiç bir televizyon bunu yazmadı.



 



Başka bir işçi: Üretim yapılmayan fabrikada üretim yapıldığını söylediler, mühendislerle stajyerlerle üretim yaptırmaya çalıştılar, ama bunlar yalan. Biz her türlü, Türk Traktör olarak Bursa'daki arkadaşlarla bir bir görüşüyoruz. Kesinlikle bağlantılarımız var, akrabalarımız var orada çalışan. Hiçbir türlü yalan habere itimadımız yok, burada direnmeye devam.



 



EC: Şimdi Bursa’daki grev çıktığında 7 gün sonra niye duyduk? TV’ler bize ne anlatıyordu, siyasi parti liderlerinin seçim vaatleri, aralarındaki vaat yarışı, birbirlerine çelme takmaları veya magazinsel haberler... Ama grev yayılmaya başladığında artık bunu saklamanın imkansız olduğu anda grevi duyurmaya başladılar. Şu anda da öyle, mesela Kanal D’de bir haberde, Türk Traktör'ün anlaştığı geçiyor. Hala asparagas haberler, hala yalan yanlış haberler medyanın bu işi yalan yaptığı ortada. Örneğin şimdi Arçelik’te de tepkiler olmaya başlamış. Birçok fabrikada başladı, Gebze’de "Traktör'ün yanındayız" diyerek bizim için temsilcilere yürüyorlar, bizim için çatal kaşık vuruyorlar. İlla ki bunu da telepati yoluyla yapmayacağız, medya aracılığıyla yapacağız.



 





 



İkinci  bir konu da biz görüşmelere başladığımızdan itibaren gerek sendika tarafından, gerek işveren tarafından "bu grev yasadışı ve meşru değil" gibi şeyler söylendi sürekli. Tehditleri, "içeri düşeceksiniz yanacaksınız" gibi tehditler falan... Ama grevi meşrulaştırmanın yolu da kamuoyuna mal etmek yani insanlara mal etmek gerekir. Şurada hangi milletvekili gelirse gelsin seversin sevmezsin ayrı mesele, bir gazetenin falan gelip bizi çekmesi bizi kamuoyuna mal ediyor. Kamuoyuna duyuruyor yani bizim grevimizi meşrulaştırıyor. Yani bu anlamda da biz öyle çok bir dar görüşlü değiliz. Tek sıkıntı siyasi partilerin bunu kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmaması. Ölçümüz şu; gelip bize destek veren herkesin başımız üzerinde yeri var. Fakat ince bir çizgimiz var diyoruz ki, "arkadaşım bunu kendi siyasi çıkarlarına mal etme" diyoruz ki  "AKP’nin adamları gelip bize oy verin derse oy yok".



 



Alınteri: Peki işçilerin ruh hali nasıl?



EC: Moral ve motivasyonumuz çok iyi. Kelimenin  tam anlamıyla kaybedecek hiçbir şeyimiz yok.



Başka bir işçi: En fazla 1300 lira maaşı kaybederiz. Herkes onu iyi bilsin.



 



Alınteri: Tofaş’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?



EC: Ben 32-33 yaşındayım, şu iki günde öğrendiğimi bu yaşa kadar öğrenmedim. Şudur; işverenin oyunları bitmiyor. Özel olarak bir yerden akıl mı alıyorlar yoksa başka bir şey mi yapıyorlar tam olarak bilmiyorum. Yapmadıkları oyunlar kalmadı, TOFAŞ’ta da bir anlaşmaya varılmış ama şaibeli bir anlaşma. Orada bir oyun yapmışlar, mesela 200 TL zamma TOFAŞ imza atıyor, 600 TL zammı Renault beğenmiyor. Bu biraz TOFAŞ’ın örgütlülüğünün zayıf olmasıyla ilgili. Temsilciler orada şöyle bir hataya düşüyor, kendileri işçi adına karar alıyorlar. Hayır arkadaşlar temsilciler işçinin kapıcısıdır. "Ben sadece kapıcılık yapıyorum" işverene bunu deriz. Ama ben arkadaşlar adına karar verme şeyine gidemem.



 



Alınteri: Karar alma sürecini nasıl işletiyorsunuz?



Başka bir işçi: Her işçinin fikrini alıyoruz. İşçi arkadaşlarımızdan ve temsilci arkadaşlardan kimse kafasına göre bir şey yapmıyor, çoğunluk ne diyorsa onu uyguluyoruz.



 



EC: Biz işveren ile görüşmeler yapmadan önce, taleplerimizin ne olduğunu konuşuyoruz. İşte işveren ile görüştükten sonra da şunu demiyoruz; tamam olabilir falan demiyoruz. Talebinizi arkadaşlarla bir görüşelim diyoruz yani mümkün olduğunca bütün arkadaşların onayını alarak, ortak bir karar vererek hareket etmeye çalışıyoruz. Yani biz işverene gidip, "ne veriyorsun, ne alıyorsun" demiyoruz. Arkadaşların görüşlerini alıyoruz, bugüne kadar noktası noktasına olabildiğince, kelimeyi değiştirmeden anlatıyoruz. Arkadaşların tepkilerini, "ne yapalım? direnmeye devam edelim mi? Kabul mü edelim?" diye soruyoruz. Yani biraz iç işleyişimiz böyle.



 



Alınteri: Yiyecek-içecek gibi ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz?



EC: Bu işe başladığımda, arkadaşlarımız böyle istekli, böyle dirayetli, böyle ihtiyaçlarını kendilerinin karşılayacağını şey yapmamıştık. Şimdi içeride çadır falan kuruyorlar, Acun Ilıcalı gelsin de Survivor nasılmış görsün? İşte Recep Tayyip Erdoğan orada bir yılda saray yapmış, biz de burada bir gecede saray yaptık.



 



Keşke imkanınız olsa da içeriyi girip bir gezseydiniz. Arkadaşlar gayet halinden memnunlar. İhtiyaçlarımızı karşılıyoruz, ailelerimizin desteği de var. Bu arkadaş mesela evini arıyor babasıyla konuşuyor ve babası ona "o zammı almadan eve gelme" diyor. Eşi arıyor oradan "hadi be koçum" diyor, 'gaz' veriyor. Yani ailecilerimizin desteği tam sağ olsun.



 





 



Diğer fabrikalardan da destek mesajları geliyor. Örneğin Ford işçileri dün bize selam yollamışlar. Yani işçi arkadaşlarımız böyle bir şeyi istedikten sonra neler yapabileceğimizi herkese gösterdik. Bence parasal sorunlar da önemli ama biz bence en büyük tabuyu yıktık: İşçiler birlikte olabilir, işçiler birlikte olduğunda ise kazanır. Yani hiç de öyle birbirimize güvensizlik falan duymuyoruz. İlla ki aramızda dökülmeler olabilir ama genel anlamda birbirimize güvenimiz tamdır.



 



Alınteri: Peki son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?



EC: Yani son olarak biz bu işi sonlandıracağız. Sonuna kadar gideceğiz. Ama kazanırız ama kaybederiz... Ama biz bu işi noktalamadan bırakmayacağız. Şu anda bile biz kazandık. İş nereye gider, ne olur bilmiyorum. Ama biz bu saatten sonra geri dönmeyeceğiz. İstedikleri kadar tehdit etsinler, istedikleri kadar baskı uygulasınlar, sıkıntı yok. Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok, kaybedecek çok şeyi olan onlardır. Biz şu anda üretimi durdurduk iki gündür. Onlar düşünsün biz değil, biz halimizden memnunuz gayet de.