Bizim edebimiz yeter!..

Hangi egemen güç yenilmiş ya da kontrolünü kaybetmişse önce kadınlara saldırır

KADIN
Salı, 2 Haziran 2015 (10 yıl 10 ay önce)

Her ağzını açtığında nasıl bir tıynette olduğunu faş eden Tayyip Erdoğan bu sefer de kadınlara "ahlak" dersi verirken yakalandı.



 



Her ağzını açtığında temsil ettiği sınıfın ahlaki-moral değer(sizlik)lerini en uç ifadeleriyle ortalığa sermekte usta olan Erdoğan, yine ve yeniden kadını cinsel bir meta olmak dışında bir yere oturtamadığını itiraf etti.



 



Kelimenin gerçek anlamıyla hezimete uğradığı Iğdır'da öfkeden tüm kontrolünü kaybeden Erdoğan, konvoyuna sırtını dönerek kendisini protesto eden kadınlar için “haysiyetsiz, nezaketsiz, kabiliyetsiz, ahlaksız” küfürleri sıraladı. Üstüne bir de "edebim yetmiyor" diyecek kadar kendisini kaybetti. İyi de etti! O örümcek tutmuş zihniyetini, kadın düşmanı ruhunu, kadını sadece cinselliğiyle kodlayan düşünüş ve algısını bir kez daha açıkça ortaya koymuş oldu.



 



Daha önce de "kadın mıdır kız mıdır" gibi tarihe geçecek sözlerle sınırlarını ele veren Erdoğan, şimdi bir kez daha -onun ağzıyla söyleyecek olursak- 'ne mal olduğunu' göstermiş oldu.



 



Bu arada "acaba edebi yetse daha neler söylerdi?" sorusunu geride bırakarak... Çünkü Erdoğan her defasında insanda "bundan ötesi var mı?" duygusu yaratan bir neoliberal çağ ikonu! Kapitalist barbarlığın insanlık tarihinin en gerici birikimleriyle harmanlanarak vücut bulduğu bir ikon...



 



Bu sözler unutulmasın!



Iğdır'daki o kürsüden kadınlara küfürler yağdıran, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a "bar sanatçısı" benzetmesiyle aklınca hakaret eden Tayyip Erdoğan'ın bu kontrolsüz, düzeysiz çıkışları miadını doldurmuşluğun resmidir. Zaten bu denli saldırganlaşmasının esas sebebi de Iğdır'da dolduramadığı o miting alanında bu gerçeği bir kez daha görmesidir.



 



Bu açıdan da Tayyip Erdoğan'ın kendisini kaybederek sarf ettiği o sözleri burjuva siyasetin tüm sınırlarını ele verdiği için buraya da kaydediyoruz, unutulmasın diye...



 




 Şimdi geliyorum çok enteresan şurada bir grup, affedersiniz edebim müsaade etmiyor tabi de, sırtlarını dönerek işaret yapıyorlar. Ya sizde zerre kadar nezaket varsa, haysiyet varsa, yani zerre kadar kabiliyetiniz varsa siyasette yer parlamentodur. Orada konuşursunuz. Meydanlarda konuşursunuz. Kalkıp da bu tür tehditlerle bu tür affedersiniz ahlaki olmayan yöntemlerle bir yere varamazsınız.




 



Edep buysa...



Tayyip Erdoğan'ın daha fazlasını söylemeye edebi yetmiyormuş. Bizim içinse edepsizlik onun hırsızlıklarını, yağmacılığını, talancılığını söylememekle özdeş. Bu gerçeği haykırmak için ayağımıza dolanan hiçbir ayak bağımız da yok. Bir halk deyimiyle "ar damarı çatlamış" Erdoğan hiçbir şey olmamışçasına o meydanlarda "ahlak dersi" vermeye kalkışınca ona onun sınıfına mahsus o tarzla yanıt vermeyi zül sayacak kadar da güçlü bir sınıfın ahlakına sahibiz.



 



Fakat bu, hırsıza, yalancıya, dolandırıcıya, kadın düşmanına, katile adıyla hitap etmememiz anlamına gelmez. Bizim edebimiz bunu söylemediğimizde biter zaten. Her sınıf nasıl ki kendi edebi ve karakteriyle dövüşürse bizim karakterimiz de hasmımıza kara çalmak değil ama ne olduğunu, nerede durduğunu adını koyarak anmayı gerektirir.



 



Çünkü biz onda simgeleşen tüm çürümüşlüklerin tam karşısında durduk, duruyoruz.



 



Onun edebi elbette ki bizi tanımlamaya yetmez. Herkes kendi durduğu yer, yapıp ettikleri, algıları, ölçütleri kadar konuşur. Herkes temsil ettiği ve yaşadığı değerler ya da değersizlikler kadardır! Tayyip de o kadardır. Zaten o kürsülerde kendi sınırlarını, gerçeğini ortaya sermesi de eşyanın tabiatı gereğidir.



 



Egemenlerin yenilgi anlarındaki ilk hedefleri: Kadınlar!



Tarihte de bu böyledir. Hangi egemen güç yenilmiş ya da kontrolünü kaybetmişse önce kadınlara saldırır. Hele bu yenilgide, gerilemede kadınların azımsanmayacak rolleri varsa bu daha fazla böyle olur, tüm erkek egemen kodlar ayağa kalkar. Sistemin sınırlarını döven, onları parçalamak üzere varlıklarını ortaya koyan, üzerlerine örülmüş duvarları yıkmak için kolları sıvayan kadınlar baş düşman olurlar. Çünkü onların böyle olması sistemin köleleştirerek en ciddi dayanaklarıı haline getirdiği kurum ve statükoların kaybedilmesi anlamına gelir. Çünkü onların özgürlüğe attığı her adım aslında kölelerin sisteme karşı başkaldırıyı mayalamasıyla özdeş görülür. Çifte zincirle ayaklarından bağlanmış kadınların bu sistemde simgeleşen değerlere meydan okuması demek "kıyamet alametiyle" özdeş bilinir!



 



Tayyip Erdoğan'ın o gerici ideolojik kodlarıyla zaptiyeliğini yaptığı bu sömürü düzeninin ihtiyaçları arasındaki çelişkinin bağrından özgürleşen kadınlar o nedenle ki baş düşman olacaklardır. Bu sistemin ahlaksızlık bariyerlerini kendi öz varlığına özgürce sahip çıkıp, onu insanlığın tüm anlamlı değerleriyle yeniden kurup yaratmaya çalışan kadınlar daha fazla böyledir.



 



Iğdır'da Tayyip'e sırtını dönen kadınlar bu değerleri temsil eder. Tıpkı bölgesel güç olma hayalleriyle tır tır silah göndererek destekledikleri IŞİD çetesine karşı savaşın en ön saflarında gözü pekçe savaşan Arin'ler gibi.



 



Tıpkı Kürt özgürlük savaşında ölümsüzleşen evladının mezarına "burası benim için bir parça özgür vatan toprağıdır" diyerek sarılan Kürt analar gibi.



 



Tıpkı Haziran İsyanı'nın yarısını oluşturan, barikatların sokakların en önünde konumlanarak size kabuslar yaşatan kadınlar gibi.



 



Evet Tayyip Erdoğan'ın çizdiği edep sınırlarına bizler sığmayız. Sığmadığımız için de baş düşmanlarıyız. Onun krizini derinleştiren varlığımızla baş düşmanları...



 



Olmaya da devam edeceğiz...  



 



(Alınteri okuru)