Halep ve arşın...

Bu seçimin tartışmasız iki temel sonucu var: HDP’nin zaferi, Tayyip’in hezimeti!

GÜNCEL
Pazartesi, 8 Haziran 2015 (11 yıl 4 ay önce)

7 Haziran seçimlerinin sonucu aşağı yukarı ortaya çıktı.



 



İlk ağızda en öne çıkan iki nokta var: 1) HDP, barajı ‘aşmadı’, patlattı. 12 Eylül faşizminin bu mirasını geçersiz ve anlamsız hale getirdi. 2) AKP sıkı bir tokat yedi.



 



Bu sonuç özellikle AKP kampanyasının baş aktörlüğüne soyunan Tayyip Erdoğan’ın hezimetidir. Onun hiçbir kural ve sınır tanımaksızın zorladığı başkanlık sisteminde cisimleşen faşist rejimin güçlendirilmesi yönelimine indirilmiş bir darbedir.



 



Tayyip Erdoğan ve çetesinin devletin bütün imkanlarını kullanarak 400 milletvekili hedefiyle yola çıkıp tek başına hükümet dahi kuramayacak ölçüde kayba uğraması yönüyle bu seçim ikinci bir 1983 vak’ası olarak değerlendirilebilir. (*)



 



Ancak görünen o ki, figüran Başbakan Davutoğlu başta olmak üzere AKP kadroları abandone olmuş durumdalar. Gerçeği hala algılayamamışa benziyorlar. Hala “vatan, millet, Sakarya” edebiyatı yoluyla birbirlerine gaz verip kuyruğu dik tutmaya çalışıyorlar.



 



Buna karşın medyadaki AKP yalakaları işin daha farkında görünüyorlar. AKP’de yaşanabilecek iç kriz ve saflaşmalar sırasında gemiyi muhtemelen ilk terkedecek olanların yaşadıkları şok ve panik daha şimdiden ekranlardan taşıyor.



 



Bu seçimin tartışmasız galibi HDP’dir. Barajı aşmaması için devletin ve AKP’nin elinden gelen her türlü alçaklığı yapmasına karşın HDP, umulanın da üstüne çıkarak yüzde 13.1 oranında oy aldı. Rakam olarak bu, 6 milyon civarında bir oy (5 milyon 900 bin) anlamına geliyor. Başka bir açıdan şu an 79 milletvekili çıkarmış görünen HDP, oylarını 2011 seçimlerine oranla 2 kattan fazla arttırmış oluyor.



 



HDP’nin aldığı yeni oyların büyük bir kısmı AKP’den koparılan oylar. Kürt illerinde (Bingöl, Adıyaman gibi iller dışında) HDP AKP karşısında ezici bir üstünlük sağladı. Örneğin Amed’de, bağımsız aday yöntemiyle en fazla 4 milletvekili çıkarabilirken parti olarak katıldığı bu seçimlerde 11 milletvekilliğinden 10’u HDP’nin oldu. Bağımsız aday yöntemi nedeniyle milletvekili çıkarılamayan birçok ilden milletvekili çıkarmakla kalmadı, Siirt örneğinde olduğu gibi AKP’nin önüne geçti ya da Urfa örneğinde olduğu gibi neredeyse AKP’ye yakın milletvekili çıkardı.



 



HDP sadece Kürt illerinde değil İstanbul ve İzmir gibi metropoller dışında İç Ege, Marmara ve Akdeniz Bölgesi’nde de AKP’den büyük oranlarda oy kopardı. Buna karşın CHP’den alınan “ödünç” oylar çok daha düşük görünüyor. Örneğin, AKP İstanbul’da yüzde 8 oy kaybederken CHP yüzde 1 kaybetmiş. Buna karşın, Türkiye’nin bu en büyük metropolünde üçüncü parti konumuna yükselen HDP oylarını yüzde 8 civarında artırmış. Bu tablo bu yönüyle de HDP’yi uzun süre “AKP ile işbirliği” içinde göstermeye çalışan Kemalist ve sözde sosyalist Kürt düşmanlarının suratlarına inmiş somut bir tokattır!



 



2011 seçimlerine oranla 3 milyondan fazla oy ve 60’ın üzerinde milletvekili kaybeden AKP hala birinci parti konumunda. Ancak milletvekili sayısı Meclis’teki basit çoğunluğu oluşturan 276’nın epey altında (Şu an 258 görünüyor). Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP 132 milletvekili çıkarmış olmakla birlikte yüzde 25-26 bandına çakılmış görünmektedir. Seçimde nispi bir ilerleme sağlayan MHP ise yaklaşık 7,5 milyon oy karşılığı 81 milletvekili çıkarmış görünmektedir.



 



Bu tablonun derinliğinde, toplumda kısmi de olsa sola yönelen bir arayış ve hareketlenmenin ipucu yatmaktadır. CHP ve HDP’nin aldıkları toplam oy, sayı ve oran olarak 1977 seçimlerinden bu yana elde edilen toplamın üstündedir. Gerçi HDP’ye oy veren kitle içinde dindar Kürtlerin hatırı sayılır bir ağırlığı olmakla birlikte, HDP’nin toplam oyunu belirgin bir sol sosyal demokrat program ve söylem sayesinde kazandığı gözardı edilmemelidir.  



 



Ortaya çıkan tabloya göre hiçbir parti tek başına hükümet kuracak bir çoğunluk sağlayamadı. Gündemdeki olasılıklar içinde bir koalisyon olasılığı şu an daha ağır basmaktadır. MHP’nin belli koşullarla dışardan desteklediği bir AKP azınlık hükümeti ya da bu kez HDP’nin belli koşullar karşılığında dışardan sınırlı bir destek vereceği CHP MHP koalisyonu şeklinde bir azınlık hükümeti olasılıkları daha zayıftır. Ancak emperyalist ve yerli tekelci burjuvazinin gönlünde yatan asıl aslan AKP ile CHP arasında kurulacak bir “büyük koalisyon”dur. Teorik olarak mümkün görünmekle birlikte, CHP’deki duraksamayı geriye doğru bir çözülmeye dönüştürecek bu olasılık pratik olarak zayıf bir olasılıktır. Şu anki tablo Türkiye’nin belki aylar, en fazla 1-2 yıl içinde erken bir seçime gitme olasılığını güçlendirmektedir.



 



Yalnız, ağır bir şamar yemiş ve yarın başına neler gelebileceği korkuları büyümüş olan Tayyip Erdoğan ve çetesinin, bugüne dek tanık olduğumuz pervasızlıklarına yenilerini ekleyerek olmayacak yolları zorlamaları olasılığı da bütünüyle bir kenara bırakılmamalıdır. Gerek Suriye ve Irak’ta IŞİD ve El Nusra çetelerinin son ataklarıyla birlikte mezhep savaşlarının ivme kazanması, gerekse krizin zaten kapıdan içeri girdiği ekonomideki sarsıntıların bu sonuçların etkisiyle yeni depremleri tetiklemesi gibi etkenlerin basıncı bu tür macera arayışlarının bahanesi ve dayanağı haline getirilebilir.



 



Seçimin tartışmasız galibi HDP’nin omuzundaki yük büyümüştür. HDP, aldığı oyların rakamsal ağırlığının üstünde bir siyasal ve moral sorumluluk altına girmiştir. HDP’nin dile getirdiği özgürlükçü ve sol taleplerle, seçim sürecindeki duruşuna oy veren kesimler dışında ona barajı aşması için verilen ödünç oyların varlığı da gözardı edilmemelidir. Bir başka açıdan HDP sadece kendisine verilen oylar sayesinde değil, özellikle Türkiye cephesinde o oylara sahip çıkılması temelinde örgütlenen kitlesel inisiyatiflerin katkılarını da alarak barajı aştığını unutmamak zorundadır. Bu nedenle HDP, önümüzdeki süreçte adımlarını atarken kendisine oy veren, umut bağlayan ve ondan verdiği sözlere sadık hareket etmesini bekleyen hiçbir kesimi hayal kırıklığına uğratma hakkına sahip değildir. Aksi taktirde bugün elde ettiği büyük başarı geçici olmaktan kurtulamaz.



 



Şu an için HDP’yi bekleyen en büyük tehlikelerden biri de, “Türkiyelileşme yöneliminin devam etmesi” için onu “sorumlu davranmaya” davet edenlerden gelmeye başlayan çağrılardır. Bu çağrılar öz olarak HDP’ye “sisteme uyum sağla” çağrılarıdır. HDP yakaladığı rüzgarı ve dinamizmi koruyarak büyütmek gibi bir iddiaya sahipse ve bunu koruyacaksa, ilk yapması gereken, düzen savunucuları cephesinden gelen bu “sorumluluk” çağrılarına kulaklarını tıkamak olmalıdır.



 



Sandıktan çıkan sonuçlar henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte mevcut tabloya bakarak ilk ağızda bunlar söylenebilir.



 



(*) 12 Eylül cuntası tarafından “sivil yönetime geçiş” görünümü yaratmak üzere düzenlenen 1983 seçimlerinde de cuntanın devletin bütün imkanlarıyla destekleyip açıkça adres gösterdiği MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi) aynı akıbete uğramıştı. Emekli bir orgenerale kurdurulan ve dönemin bütün yağmacı burjuvaları tarafından finanse edilen MDP, bütün destek ve avantajlara rağmen seçimde ancak üçüncü parti olabilmişti.