Bu dava sadece kadınların davası değil. 12 Haziran’da tüm ülkeyi, “kadın cinayetlerine son” sloganlarıyla yine inletelim
Özgecan'ın vahşice katledilmesi, kadın katliamlarına, bu katliamları teşvik eden devlet aklına, kadını ya cinsel meta ya da köle olarak gören erkek egemen zihniyete karşı yıllardır boğazımızda düğümlediğimiz öfkemizi isyan diliyle sokaklara salmamızı tetikledi.
Kadınlar bu ülkenin görmediği ölçüde kitlesel ve bir o kadar da öfkeli halleriyle sokakları fethettiler. Ellerine, ayaklarına, boğazlarına ilmiklenmiş zincirleri parçalamak, tarumar etmek istercesine....
Evlerimizden nadir anlarda çıkan kimimiz Özgecan'ın vahşice katledildiği haberleriyle sessizce biriktirdiğimiz öfkemizi kuşanıp sokağın yolunu tuttuk. O kadar ki, bazılarımız o günlerde ömür törpümüz olan ev işlerine bile elimizi sürmedik.
Kimimiz üzerlerine titrediğimiz, varlıklarıyla varlığımızı anlamsızlaştırdığımız çocuklarımızı evde bir başına bırakacak kadar “kendimiz” olup sokağın yolunu tuttuk.
İşyerlerimizde paydos saatlerini iple çekti kimimiz....
O güne kadar içimizde biriktirdiğimiz, anlatmaktan utanır hale getirilmiş olduğumuz tüm tacizleri, şiddeti, kadın olmaktan kaynaklı korkularımızı birbirimize açtık.
Özgecan adı sanki dilsizliğimize dil, cesaretsizliğimize cesaret, korkularımıza buzkıran olmuştu.
Günlerce inlettik sokakları…
Toplumsal arınma, zihnimize/yüreğimize vurulmuş zincirleri çözme fırtınasıydı yaşanan... Özgecan'la birlikte yaşadığımız bu isyan, toplumsal belleğimizde, dokumuzda, ruhumuzda geriye dönüşü olmayan bir dönüşüm yarattı. Kadın olmaktan kaynaklı yaşanan tüm tarihsel acıları kentlerin ortasına bir dağ gibi yığıp yakmak istercesine...
O yangında tüm gerici yargıları, kadına dönük tüm cinsiyetçi yaklaşım ve saldırıları, bunlardan beslendiği için zaptiyeliğini yapan tüm kurumları, bunları sürekli üreten tüm bir değerler sistemini, bu değerler sisteminin üzerine oturan her türlü eşitsizlik ve sömürüyü yakmak, yok etmek istercesine...
Özgecan'ın katli tüm bunlarla hesaplaşmamızın belki de en önemli eşiklerinden biri oldu. Arkasının daha kapsamlı, daha güçlü geleceği bir sıçrama eşiği... Muktedirlerin deyimiyle “mini etek giymediği”, “kuyruk sallamadığı” halde katledilmişti Özgecan... Erkek egemen sistemin, kurumların, gerici önyargıların bile hükümsüz kalacağı bir maktüldü yani. Oldukça geniş toplumsal kesimleri sarsması bundandı. Bu sarsıntının “boşanmak istediği”, “mini etek giydiği”, varolan toplumsal ölçütlerin dışına çıktı diye katledilen tüm kadınlar için gösterilmesinde henüz alınacak çok yol var, bunu biliyoruz...
Bunun olmasının aştığımız eşiklerin çoğalması, tüm bir toplumsal ilişkilerin yeni bir içerikte şekilleneceği zorlu bir mücadeleyle sözkonusu olduğunu biliyoruz.
Özgecan'ın katillerinin yargılanacağı ilk duruşmayı kadın cinayetlerini üreten, şiddeti, tacizi, tecavüzü adeta teşvik eden bu sistemi yargıladığımız bir kürsüye dönüştürmemiz bizim için tarihsel bir görevdir, gereklilik ve aslında zorunluluktur. Özgecan'ı katledenleri bu zihniyeti üreten o mahkemeler eliyle cezalandırmak zorunda bırakmamız bile kadın cinsinin yaşadığı tarihsel acılara karşı boynumuzun borcu olmalıdır.

Bu davanın sadece kadınların değil tüm emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin davası olduğu bilinciyle 12 Haziran'da her yeri “Kadın cinayetlerine son!” sloganlarıyla inletmeye... Mahkeme önünde ve tüm bir ülkede...