Türk Traktör işçisi: Kavga öğretiyor

Direniş içinde bazen durup düşünmek, bir adım sonrasını hesaplamak gerekiyormuş; bunları geç de olsa öğrendik

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 13 Haziran 2015 (11 yıl 2 ay önce)

Türk Traktör’den atılan işçi Emre Cevizoğlu ile kurultay ve “Türk Traktör’de neler yaşanıyor” üzerine sohbet ettik:





Alınteri: Türk Traktör’de şimdi neler oluyor?

EC: TM’nin vaatleri var. Ben de tam bilmiyorum ama 600 TL prim, bayramlarda ekstra 200 TL ödeme. Maaşta bir iyileştirme yok ama sene başında küçük ödemeler olduğu söyleniyor. MESS’in Ramazan Bayramı’na kadar bir paket hazırlığı vardı, bunu hazırlamışlar. Türk Metal de “bu paketi biz istedik ve aldık” diyor. Ama işçi bunu yemiyor. Şu anda bir boşluk var onu TM iyi kullanıyor. İçerde bağlantıları var. MESS de bunu istiyor zaten. Her gün 10 kişiyle görüşerek TM’ye kayıt yapıyorlar. Bir de yeni alınan işçilere TM üye olma zorunluluğunu getiriyorlar. “TM’ye geçmezseniz primlerden yararlanamazsınız” diye işçileri sıkıştırıyorlar. Biz de arkadaşlarla bir araya gelmeye çalıştık ama bir iki yan çizen oldu. Anladığım kadarıyla yakında bunlar da işe geri dönerler. Yani bizi sattılar.



 



Alınteri: Diğer sendikalarla görüşme oldu mu?

EC: BMİS ile görüşüldü onlar da “Her şeyi siz hazırlayın, öyle gelin” diyorlar.



 



Alınteri: Bu şu yönüyle iyi değil mi? Karar süreçlerinde işçilerin iradesini esas alan, temsilcilerin atama yoluyla değil de seçilerek belirlenmesi vb. konular sendikaya götürüp konuşulsaydı...

EC: Ya bunları götürmek bile bir örgütlülükten geçer. Bunu oluşturacak bir durum yoktu.



 



Alınteri: İşçilerin örgütlü duruşlarını engellemeye çalışırlar. Direnişleri parçalamaya çalışırlar.

EC: Tabii bunları gördük zaten. Bir sürü ileri geri konuşmuşlar, hakkımda bir ton dedikodu yaymışlar. Benim DİSK’ten maaş aldığımı, DİSK’e çalıştığımı sağdan soldan para aldığım söylenmiş sözde bir yerlerde eğitim almışım, akla sığmayan dedikodular çıkarmışlar, ama işsizlik parası dahi alamıyorum. Greve kadar çalıştığım sürenin parasını aldım. Haksız yere atıldığım için işsizlik parası alamıyorum Normalde 900 tl işsizlik parası almam gerekiyordu, bizim primler yüksek yatıyordu Bunu dahi alamıyorum. Birkaç avukata gittik. Bu davayı kazanma ihtimalimiz çok zor Zaten en az bir yıl kadar sürer. Buna rağmen arkamızdan para aldılar falan diye konuşmaları can sıkıcı. Aslında sadece şu cephesi kötü oldu, öncü işçileri koruyamadık. Bu da tabii acemiliğimize geldi.



 





 



İşçi kurultaylarının anlamı



 



Alınteri: Metal sektöründe büyük direnişler yapıldı ve kolektif direniş yürütüldü‚ büyük deneyimler kazanıldı. Bunların kalıcılaştırılması için geçende bahsettiğimiz işçi kurultayları bu yönü ile iyi bir adım. Bunu gerçekleştirme yönünde kadar sahiplenebilirsiniz?



EC: Bunu biz kendi arkadaşlarımız arasında görüştük. Sağdan soldan böyle birleşim mesajları geliyor. Biz de zaten sezinliyoruz bu işi. Şöyle sezinliyoruz işçi biraz bilinçle değil de içgüdüleriyle seziyor. Birlik olmamız lazım diye düşünüyoruz. Ama şimdi Türk Traktör’de durum biraz sıkıntılı  Biz orada bir komite toplayalım dedik. Onu bile zor bela becerebildik. Gelen işçi bir daha gelmiyor, kaçıyor gidiyor. Anladığım kadarıyla içerde çok büyük bir baskı var. İşçilerde de işten atılma korkusu var. Patron diğer fabrikalarda yapamadığını Türk Traktör’de yapmaya çalışıyor. Tüm güçlerini buraya yığmışlar gibi... Bir de MESS yapıyor bu işi, içerisi resmen Nazi kampı gibi olmuş, iki kişi konuşurken hemen yanına geliyorlar. Biz de dışarda konuşuyoruz. İçerde TM ve patron işbirliği içinde. Her şeyi resmen dağıtmaya çalışıyorlar. Buna rağmen biz de üç beş kişi toparlamaya çalışıyoruz. Kurultay doğru, katılıyorum ama asıl önemli olan bizim fabrikayı toparlamamız lazım.



 



Alınteri: Asıl hazırlıklar zaten fabrikalarda başlar. İşçilerin gündemine sokarak sorunları tartışmak, temsilciler belirlemek... Asıl olan merkezi kurultaya katılım sağlamak. Türkiye genelinde de bütün metal işçilerinin sorunlarını tartışıp hangi sendika ile ya da (yeni kurulacak) bağımsız sendika ile çözüm noktalarını tartışarak bulmak.



EC: Aslında bence şunu yapabiliriz; içerde dar gruplarla konuşup ekipler oluşturup yeniden bir hareket için zaman kazanmak. Yani illa bocalamamak gerekiyor. İlla BMİS’i getireceğim demek gerekmiyor. Gelse iyi olur muydu bu tartışılabilir bir şey, bu saatten sonra yapılacak şey bir adım geri çekilip dediğiniz gibi 50-100 işçiyi bir araya getirip bunlarla bir şeyler yapmak gerekir. Çünkü bana göre bitmiş değil hala...



 



Direnişin öğrettikleri



 



Gerçekten bizim, benim ilk direniş tecrübem oldu. Böyle bir şeyin içine atıldık, ben de birçok şeyi direnişte öğrendim. Sonucunu tam kestiremediğimiz bir şeydi. Başta işe girerken ben ‘yarı yarıya’ demiştim; “ya kazanırız ya kaybederiz, ikisinin arası bir şey yok” diye düşünmüştüm.



 



Alınteri: Ara bir şey var. Bu bir mücadeledir. Sen teklif sunarsın, patron sunar. Direnişteki işçilerin ruh hallerine bakarsınız, teklifler değerlendirilir. Bir adım geri atıp daha sonra güçlü direnişler örgütlenebilir.



EC: İşte işe başlarken ben öyle düşünmemiştim o esnada tecrübesizliğin getirdiği şeyden kaynaklı bildiğimiz birlik olmaktı. Direnelim kazanacağız... O arada bir taktik geliştirme, patron bize şunu öneriyor, bunu şöyle değerlendirelim, bir adım sonrası şu falan filan bunları değerlendirmedik. Tek bildiğimiz şey, hepimiz kardeşiz sarılalım birbirimize, birlikte kazanırız. Ama bu işler öyle olmuyormuş. Bunu öğrendik. Direniş içinde bazen durup düşünmek, bir adım sonrasını hesaplamak gerekiyormuş, bunları geç de olsa öğrendik.



 





 



Ha direniş şimdi olsaydı, şimdiki aklım olsaydı ben o grevi 4 günden fazla sürdürmezdim. Beşinci gün sonlandırırdım valla, hatta 4 gün bile fazla Çarşamba çıkmıştık, Pazartesi günü işbaşı yaptırırdım. Çünkü içlerine gire çıka, belli oluyor, Çünkü mücadele orada bitmiyor. Sen bir toparlanırdın orada bir şeyler yapardın, bir ay sonra tekrar çıkardın greve, üç ay sonra yeniden... Biz zannettik ki alacağız hemen, ‘cennetin anahtarını bize verecekler’, fabrikaya gireceğiz. Öyle zannettik ama işler öyle olmuyormuş. Ama dediğim gibi bitmiş değil, TM girse bile, oraya yeni birçok işçi alsalar bile, aynı rahatsızlıktan o işçiler de hareketlenecekler. Sonuçta tüm işçileri kendine çeviremez. En fazla 1,5-2 yıl şey yapar ama orada deneyim kazanmış bir ton işçi var. O iş o yüzden öyle bitmez. Bırakmış değiliz, çoğu arkadaş bırakmış ama ben şahsi olarak bırakmış değilim. Şimdi bakalım yani bir şeyler yapabilirsek...



 



EC: TM zaten şöyle bir şey yapmış; kongresini bir sene erkene almış, tüzük değişikliğine gidiyormuş. Kendisine çekidüzen verecekmiş.



 



Alınteri: Bu göz boyamayı işçiler nasıl değerlendiriyor?



EC: Göz boyama tabii. En fazla bir sene, şu anda 20 bine-30 bine yakın üye kaybettiler. Onları yeniden toparlaması için illa ki bir şeyleri değiştirmesi lazım. Bunun böyle gitmemesi lazım. Biraz da MESS bastırıyor anladığım kadarıyla. Hızlı davranıyorlar.



 



İşçilerle, BMİS ayrı TM ayrı toplantı yapmışlar. Her iki sendikanın da toplantısına katılan sağlam bir arkadaş anlattı. “Valla TM daha iyi şeyler söyledi. Sendikaları bilmeyen bir işçi bu iki toplantıya katılsa TM üyesi olur” dedi.



 



Yani adamlar böyle şey yapmış. Ben de, “temsilcilerimizi seçme konusunda falan bir daha aynı şeyleri yaşamamak istiyorsanız, yaparsınız ama TM size 2 sene göz yumar ondan sonra eski haline döner. Zaten bizim oradaki fabrika kapanacak 2 seneye. Kapanmasa da çok az bir bölümü orada kalır, onlar da herhalde Adapazarı’na taşınır Taşınırken bu işçilerin büyük çoğunluğunu zaten atarlar, en azından içerde birkaç tane sağlam ekip kalırsa -oluşturursak-, bu işin sonu gelmez.



 



Alınteri: İçerdeki işçileri yönlendirme noktasında bir etkiniz var mı hala?

EC: Var. Hala devam ediyor, içeride bağlantılarımız var da o bağlantıları harekete geçirmede sıkıntıyız. İçerdeki havayı teneffüs edemiyoruz ya, içeri olmakla, dışarıdan telefonla ya da görüşmelerle yürütmek farklı... İki gün önce çok güzel bir fırsat yakalamıştık, tüm bölümler hazırdı falan, eylem yapacaktık ama lanet olsun, içeride bir bölünme yaşanmış. Şanzıman bölümü gövde üretimi bölümü diyormuş ki, “Şanzıman sattı, şanzıman başlatsın, onlar yüzünden bitti”. O diyormuş “Biz başlattık biz bitirdik, bu sefer de siz başlatın siz bitirin”... Tuhaf tuhaf şeyler, önüne de geçemiyoruz.



 



Anladığım kadarıyla içerde de çok bozguncu arkadaşlarımız var. Benim de o konuda jeton düşmesi -tabiri caizse- geç oldu. Güvendiğiniz, ‘çok sağlam adam’ dediğiniz adamların çoğu sizi yarı yolda bırakmış, bir bakmışsın çoğu sendikanın adamı çıktı. Bir çocuk vardı, sendikayla beraber neler neler anlaşmış. Bende de biraz hayal kırıklığı oluyor, moral bozukluğu oluyor, en güvendiğiniz adam bakıyorsun seni satmış!..



 



EC: Oysa çoğunluk hala bizden yanaydı. Sadece direncimiz kırıldı başka bir şey değil. Bir ikincisi de, bu işe önderlik eden işçilerin tutumu belirleyiciydi biraz. Yani şöyleydi, bıraksak grev 2 günde biterdi. Biraz benim, biraz arkadaşların -ukalalığa vurmayayım da-, özverisiyle oldu. Biraz da şahsi olarak ben uğraştım insanlarla, grevde tutmak için...



 



Şöyle olmuştu; günde 2 saat yarım yamalak uyudum, yemedik içmedik, yağmurun altında, ıslak çimende yattık, anca öyle öyle gittik. İnsanlar bizi böyle görünce bırakamıyor. Gitmek istiyor, gözünden okuyorum, ‘bitse de gitsek’ diyor, ama şimdi seni öyle görünce, ayağından şapır şapır su damlayıp, donunuza kadar ıslanınca, yarı aç yarı tok adam öyle davranamıyor. “Lanet olsun bırakıp giderim ama yarın bir gün bu adamın suratına nasıl bakarım” diyor. Yarısı öyle kaldı, yarısı da inatla böyle... Biz öğrendik yani.



 





 



Alınteri: Kurultay Eylül-Ekim aylarında, nasıl bakıyorsun?



EC: Eylül Ekim’e geç olabilir. İşçiler her gün ‘ne yapacağız, nasıl yapacağız’ diye düşünüyorlar. Fabrikalar 24 saat çalışıyor. Bu tartışmaları işçiler 24 saat yapıyorlar. Bence bu 5 ay uzun bir süre olabilir. Ben fabrikada ayarcıydım. Bir haftada görmediğim işçi kalmıyordu. Bu grevi bile bir-iki haftada örgütledik.



 



Alınteri: Bu süre aslında bütün fabrikalarda işçilerle konuşmak, temsilci seçmek, fabrikaların sorunlarını konuşup bunları netleştirmek ve bütün metal sektöründe işçilerin katıldığı Merkezi Kurultayı örgütlemek... bu belli bir hazırlık ister.



EC: Aslında ben bu ayın sonuna kadar ‘asıl içerde bir örgütlülüğü sağlarım’ diye düşünüyorum. Türk Traktör’de çalışmasam bile burada yapacağım örgütlülükle gözüm arkada kalmaz. Onlar da bundan sonra başlarının çaresine bakarlar. Çünkü birkaç arkadaş dışında fabrikada herkes birbirine hain, birbirini satan insan gözüyle bakıyor. Hem bu güveni yeniden kazanmak hem de sağlam örgütlülükle işe başlamak iyi olacaktır.



 



Ondan sonra da tabii ki bir kurultay olur. Mesela, Renaut’da çalışan ve direnişe katılan bir işçiyle kendi sorunlarımızı tartışmak iyi olacaktır.



 



Sular biraz durulsun ondan sonra başlarız. Yalnız bu defa dikkatli olmak lazım. Harala gürele girmek değil de, biraz daha temkinli, patrondan gelen teklifleri biraz daha aklı salim değerlendirmek... Ya da ne bileyim, belki direnişi fazla uzatmadan 2-3 gün içinde bitirip de daha sonraki direnişlere sağlam örgütlenerek girmek. Bunların hepsi bize iyi bir ders oldu.