Gare de l'Est tren istasyonunun bahçesinde açılan sergi, Berlin Kopenhag sokaklarını dolaştırır, ille de Taksim-Gezi’ye uğrar
Ahmet Vural
Paris'teki Gare de l'Est Garı çıkışındaki açık hava sergisi, gelip geçen yolcuların ilgi odağı durumunda. Sergi, 1980’li yılların Berlin’inden aykırı sanatçıların tuvallerinden oluşuyor. Berlin Duvarı’nın iki Almanya'yı böldüğü yıllarda sistem karşıtı akımların filizlenip farklı yaşam biçiminin yaygınlaşıp boy verdiği Berlin yılları...
Duvarın Batı yakasında graffiticilerin, divane aşıkların, sokak sanatçılarının, kapitalizm karşıtı teşhir renklerinin her türünün bir arada bulunduğu renkli yıllar... Kilometrelerce uzunluğundaki duvar büyük kaçışlara konu olduğu gibi (film), sanatçılara, edebiyatçılara, aynı zamanda gizli servis elamanlarının maceralı öykülerine yataklık etmiştir.
1980’li yılların Berlin'i iki kenti, iki ayrı kültürü barındırır. Doğu ve Batı birbirine zıt ve düşman kentler. Doğu Berlin’in kasvetli havası ve içe kapalı yaşam tarzıyla korku filmlerini andıran sözde "Sosyalist demokratik", özünde baskıcı korkunç İvanlar kenti... Batı Berlin liberalizmin, kapitalizmin, her türden yozlaşmanın sistem tarafından mübah görülen sözde özgür kenti...
1980’li yıllarda özellikle de Otonomcu akımların ortaya çıktığı Kreuzberg bölgesi bu akımların yakın tanığıdır. Otonomcu hareketin başlattığı işgal evleri, sistem dışı yaşam biçimleri bir dönem sonra Batı-Berlin'in duvarları yıkıp Hamburg-Altona ve diğer kentlerde varlığını gösterir. Berlin Otonomcu akım hızla yaygınlaşıp benzer biçimleri Danimarka, İsveç, İtalya, İspanya, Yunanistan gibi ülkelerde etkisini gösterir. Kopenhag-Christiania işgal bölgesi kimi dönemler saldırıya maruz kalsa da halen varlığını sürdürmekte. Christiania yerleşkesi sakinleri büyük direnişlerde bedel ödeyerek kendi ürettikleriyle uzun yıllar komünal yaşam biçimiyle sistem dışında kalmayı başarabilmişti. ‘68 gençlik hareketi sonrası farklı biçimlerde ortaya çıkan bu akımların yolları yine sistemle çakışır. Sosyalist ideolojiden uzak oluşları, merkezi örgütleme karşı duruşları yozlaşmanın önüne geçemezler.
’70’li yılların sonunda CIA’nın Kara Panterler’e uyguladığı uyuşturucuya bağımlılık metoduyla imha etme yöntemi buralarda gönüllülük biçimine büründürülmüş yaygınlaşmasının zemini yaratılır. Kopenhag-Christiania esrar içiminin merkezi durumuna getirilirken dünyanın çeşitli yerlerinden gençlerin uğrak yerleri Berlin ve Kopenhag olur. Sistem, kanı kaynayan gençliği şöyle veya böyle kontrol altına almasıyla özgürlük adına yozlaşmayı, sokaklarda geleceksizleşmeyi hoşgörüyle karşılar.
1980’li yıllarda Berlin’de ortaya çıkan akımların devası Duvara resmettiği rengarenk tuvallerde sisteme aykırı, sistem dışındaki yaşam da duvarın yıkıldığı 1989 yılında miadını doldurur.
Gare de l'Est tren istasyonunun bahçesinde açılan sergi, duygularımızı uzun bir yolculuğa çıkarır, Berlin Kopenhag sokaklarını dolaştırır, ille de Taksim-Gezi’ye uğrar. Gezi’de ortaya çıkan özgür sanat da belki bir gün buna benzer büyük bir açık hava galerisinde gelecek kuşaklar ve emekçilerle buluşur.
Yaşanan direniş tarihini karartmaya kimsenin gücü yetmez.