Hilbe Agirî

Henüz 17'inde, uzunca bir ömür geçirdiğini düşünen, ömrünü genç ölen askerlerle ölçen küçük ve yitik savaşçı...

AGÎRE JÎYAN
Perşembe, 16 Temmuz 2015 (10 yıl 9 ay önce)

Mehmet Kaplan



 



Bir insanı hatırlamanın en güzel yolu onu bir melodiyle anımsamak ise, Agirî'yi 'Hilbe Agirî' şarkısı ile anımsıyorum.



 



Agirî bir melodinin kanadında büyüyen bir kederin sonsuzluğu, uçuşan yaralı bir martı, göğün boşluğunda yağan yıldız tozu ve bir sesin boşluğa dağılan yankısı şimdi.



 



Agirî her notadaki 'es'te bitimsiz bir zaman aralığı, duru bir öğle vakti, yazgısını kendi zarlarıyla tutan küçük bir savaşçı. Silahı ve yanından hiç ayırmadığı oyuncak ayısı ile yazgısı yetişkinliğe erken açılan bir yaşamın sahibi Agirî; gülüşüyle utangaçlığını örten küçük kadın...



 



Henüz 17'inde, uzunca bir ömür geçirdiğini düşünen, ömrünü genç ölen askerlerle ölçen küçük ve yitik savaşçı.



 



Bir sabah kuşluk vaktinde neşeli halinle yine dikkatsiz yine kaygısız dikildiğin yerden bir merminin rüzgarıyla sarsıldın, mermi ağacın dalını kırıp geçmişti 'çat' diye bir sesle. Sen yine muzip bir gülüşle, ‘bana bir şey olmaz’ demiştin. İnsanın gözlerinin içine bağdaş kurarcasına derin bakardın, bu bitimsizce kendini unutulmaz kılmak için miydi Agirî?



 



Ah! Geçmiş bellek içinde sonsuz kere tekrar eden bir burgaç. Her anlatımla lanetli bir maskeyle geri dönen ıssız bir uzak, birbirimizi kaybettiğimiz bir hiçlik düzlemi...



 



Ölümünün üzerinden kaç güneş doğdu, kaç güneş göğe yükseldi, kaç güneş battı? Ölüm tüm zamanların birleştiği ve donduğu bir eşikti; yaşadığına dair kaç tanık gerek şimdi, birlikte aynı bulutun gölgesinde geçirdiğimiz zamanlara, karanlığın erken bastığı, uzun upuzun gecelerin belirsiz tehlikelere açıldığı o vakitlere kaç tanık gerek?



 



'Heval Armanc' deyişine şimdi binlerce kez kurban... Binlerce kez küçük yitik savaşçı...