Bölgede saldırganlık ve savaş haline geçiş, içte de savaş ve saldırganlık anlamına gelmektedir
Emperyalist ABD, Türk burjuva devletinin Kürt Hareketi'ne yönelik azgın saldırısına ve son gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Alistair Baskey’in yaptığı açıklamada, "PKK’nın terörist saldırılarına karşı NATO müttefikimiz Türkiye’nin kendini savunma hakkına tamamen saygı duyuyoruz. ABD’nin terör örgütleri listesinde olan PKK, terörist eylemlerinden vazgeçerek Türkiye hükümetiyle diyalog içine girmelidir" denildi.
Açıklamada ayrıca "Aynı zamanda, tansiyonun azaltılması ve iki taraf da kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için ‘çözüm süreci’ne bağlı kalmayı sürdürmelidir. Şiddet, uzun vadeli güvenlik ve gelişimi açısından Türkiye vatandaşlarının yararına değildir" ifadesine yer verildi.
Bunlar, Türkiye’nin, ABD öncülüğünde bölgede oluşturulan koalisyanda aktif biçimde yer alması konusunda hizaya çekilmesi sürecinin son etabındaki, İncirlik başta olmak üzere üslerin kullanıma açılmasını da sağlayan, görüşmelerde nelerin alınıp nelerin verilmiş olabileceğine ilişkin ipuçları vermektedir.
En başta şunu söylemeleyiz; "İŞİD’e karşı uluslararası koalisyon’a" Türkiye’nin bütünüyle dahil edilmiş olması Türkiye açısından tükürdüğünü yalamakla eşdeğer bir geri adımdır. Her ne kadar Türk devleti kuyruğu dik tutmaya çalışsa da emperyalistler tarafından bir kez daha hizaya çekilmiştir.
Türk devletinin bu şekilde geri adım atarak Suriye savaşında yeniden aktif rol üstlenmesinin arkasında, başka şeylerin yanında, İran’ın özellikle Irak ve Suriye’yi ilgilendiren meselelerde çapı genişleyen etkisi (son „nükleer anlaşma“ esas olarak bunun üzerine oturuyor) ve özelde de iktidardaki AKP ve lideri Tayyip’in 7 Haziran hezimetinin bir çeşit rövanşını alma ve yaşadığı güç kaybını frenleme isteği ve hırsından kaynaklanan saldırganlığının ABD’nin bölgeye dönük savaş politikalarıyla bütünüyle olmasa bile büyük oranda örtüşmesi olgusu vardır.
Fakat son gelişmelere bakarak "ABD İncirlik vb. Karşılığında Kürt halkına ve öncülerine yönelik saldırıda Türkiye’nin elini bütünüyle serbest bırakmıştır, açık çek vermiştir" sonucunu çıkartmak yanılsamadır. Diğer şeyler bir yana, Türk devleti ve hükümetinin sözcülerinin, Rojava devrimini boğmak için her fırsatta dile getiridikleri "Kuzey Suriye’de güvenli tampon bölge" oluşturma hevesi ve isteğinin şu an itibariyle gündemden düşmüş olması bile bunu göstermektedir.
Diğer taraftan, her ne kadar PKK ve PYD bugün ABD ve ‘koalisyonla’ fiili bir ittifak ilişkisi içinde iseler de, bu olgu ABD’nin Kürt halkını ve PKK’yi , YPG’yi düşündüğünden ya da sevdiğinden filan kaynaklanmamakta, Irak ve Suriye’deki değişen güç dengelerinden dolayı böyle olmaktadır. Emperyalistler, etki alanlarını genişletmiş PKK‘yi, İŞİD’e karşı büyük zaferler kazanmış PYD’yi bugün itibariyle doğrudan karşısına almak istemez. Ve ama, PKK’nin olsun PYD’nin olsun bilinen yapısı ve özelliklerini, bir bütün olarak Rojava’daki devrimin kazanımlarını bu haliyle benimseyip kabul de etmez. Bir bütün olarak Kürt hareketini içten çürütüp, devrimci dinamiklerini söndürüp kendi zeminine çekmek ister.
Bu nedenle, örneğin Cerablus’un da YPG/YPJ tarafından İŞİD’in elinden alınmasıyla Kantonların yekpare hale gelmesi olasılığının gerçekleşmesi ABD’nin de kabul edeceği bir durum değildir.
İşte tam da Türk devletinin son günlerdeki saldırganlığı kuyruğu dik dutma görüntüsünü vermenin yanında bu "aralıkları" fırsata çevirme çabalarıdır.
Bölgede değişen güç dengelerinin belirleyeceği tablonun bütününden baktığımızda ise, Türkiye Ortadoğu’daki savaşlarda "bölgesel güç olma" rolünü oynamada yaşadığı irtifa kaybını (gelişmeleri iyi değerlendiren ve etki alanlarını oldukça genişleten İran’ın bu yükselişini hiç değilse bir nebze dengelemeyi de içeren) telafi etmeye çalışan bir pozisyondadır.
Bölgedeki savaşlara doğrudan ABD’nin yanında aktif biçimde yer alma yönündeki konum değişikliğinin hem içteki hem dıştaki sonuçlarını son günlerde yaşanan gelişmelerde görmekteyiz. Bölgede saldırganlık ve savaş haline geçiş, içte de savaş ve saldırganlık anlamına gelmektedir.
Özelde AKP’nin kendi "kurtuluşunu" da savaşta görmesi faktörü eklenince Türkiye’de ve Kürdistan'da çok tehlikeli süreçlere doğru hızla yol alınması ihtimali güç kazanmaktadır.
Ama her şey bölgedeki güç dengelerindeki değişmelerin niteliğinin yanısıra, sınıf mücadelesinin seyrine ve genel olarak Kürt hareketinin özelde de PYD’nin emperyalistlerin onu "KPD’lileştirme" planlarına hangi yanıtları vereceği kadar bir bütün olarak devrimci hareketin sergileyeceği mücadele performansına bağlı olacaktır.