Tablonun bütünü içerisinden düşünüldüğünde işbirlikçi Türk devletinin atraksiyonları ve tutumu daha net anlaşılacaktır
Serhat Tuna
Cumhurbaşkanı Erdoğan komutasındaki geçici AKP Hükümeti'nin Kürt özgürlük hareketi ve toplumsal muhalefet ve direnme dinamiklerine dönük açtığı savaş, bu savaşı açanların herkesçe dile getirilen -erken seçim, başkanlık- senaryosunu gerçek kılar mı?
Öncelikle belirtmek gerekir ki savaş bu senaryo ile sınırlı değil. Bu senaryo iktidardaki AKP zümresinin içe dönük hedefleri olarak anılabilir. Fakat sorunun kapsamı daha geniş. Dolayısıyla doğuracağı sonuçlar da bir o kadar etkili ve büyük olacak.
Türk burjuva devletinin, uzun zamandır bölgesel denklem içerisinde konumlanışında yaşanan zemin kayması ABD icazetçiliği temelinde yeniden kurulmaya çalışılıyor. Suriye'deki gerici iç savaşın doğurduğu sonuçlar, Esad'ın devrilemeyişi, Irak'ta emperyalist egemenliğin tesis edilemeyişi, İran'ın nükleer anlaşmayla birlikte bölgesel etki gücünü emperyalist devletlere kabul ettirmesi gibi etmenler, emperyalist kutupların herbirinin sahada kendi elini güçlendirecek ataklara girişmesine yolaçtı.
ABD'nin Türkiye'yi cepheye sürmesi bu denklem içerisinde özellikle Rusya-Çin emperyalist kutbu şahsında İran'ı dengelemek, onun etki alanını daha fazla genişletmesinin önünü almak maksadıyla örtüşmektedir. Aynı zamanda bununla birleşik bir biçimde Rojava devrimi ve destansı Kobanê direnişiyle bölge denklemi içerisinde ilerici bir dinamik olarak daha etkin bir biçimde yeralmaya başlayan Kürt direniş güçleri üzerinde bir basınç yaratılması da hedeflenmektedir.
Rojava devrimi ve Kobanê direnişinin dünya ezilen halklarına ve emekçilerine, emperyalist barbarlığa karşı direnme dinamiklerine verdiği moral ve sağladığı motivasyon başta olmak üzere bu devrimin bütün kazanımlarını darbelemek istemekteler. Özellikle Kobanê direnişinin, IŞİD barbarlığı karşısında kazandığı zafer puanını kendi hanelerine yazmaya oynamaktalar.
Emperyalist güçlerin ve işbirlikçi bölge devletlerinin beslediği IŞİD'in kontrolden çıkıp bölgede tarihin tekerleğini geri döndürmeğe soyunarak hilafet ilan edip durdurulamaz biçimde kendi amaçları peşinde koşmaya başlamasına karşıtlık temelinde YPG/YPJ ile girilen ittifaka rağmen bu böyledir. Böyledir çünkü koalisyon güçlerinin kurduğu bu ittifak ilişkisi IŞİD'e karşı sahada en etkili savaşabilecek gücün YPG/YPJ olmasından dolayı bu bir mecburiyet ilişkisi olarak ortaya çıkmıştır.
Fakat Rojava devrimi şahsında PYD/PKK'nin mevcut anlayış ve yapısı emperyalist güçlerin ve işbirlikçi bölge devletlerinin verili durumda kabul ettikleri bir şey değildir. Hepsinin gözünde ve litaretüründe PKK'nin hala “terörist” olarak nitelendirilmesi bundandır. Dolayısıyla PKK'nin ehlileştirilip işbirlikçi Barzani (KDP) çizgisine çekilmesi bu güçlerin temel hedeflerinden biri olarak varlığını koruyor.
Barzani sultasının Kürt özgürlük mücadelesindeki gerici tutumu ve zigzagları Rojava devrimi ve Kobanê direnişinin Güney Kürdistan'da yarattığı sempatiyi artırdı. Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi 20 Ağustos’ta doluyor. Daralan zamana karşın halen seçimler konusunda belirlenmiş bir tarih yok. Rojava devriminin tetiklediği gelişmeler Güney Kürdistan'da KDP statükosunu sarsabilecek bir etki yaratmış durumda. Dolayısıyla seçim tarihinin belirsizliği bunun yarattığı titrekliğin bir sonucu olarak görülebilir.
Bu tablonun bütünü içerisinden düşünüldüğünde işbirlikçi Türk devletinin atraksiyonları ve tutumu daha net anlaşılacaktır. Mesele bu bütünlükten kopartılarak Selahattin Demirtaş'ın “Şaşalı operasyonlar, bombardımanlar... Bunlar devlet politikası değil saray politikasıdır” saptamasında olduğu gibi okunursa, kendini AKP karşıtlığına hapsetmek kaçınılmaz olur. O zaman emperyalist güçlerin, Türkiye'nin çağrısıyla daha yeni toplanan emperyalist savaş örgütü NATO'nun tutumu açıklanamaz.
Erdoğan'nın Çin'e giderayak yumurtladığı “Çözüm süreci bitti” keskinliği ve saldırganlığın tırmandırılacağını işaret ettiği “Bu bir süreçtir aynı kararlılıkla devam edecek” açıklaması bu tablonun verdiği bir “cüretle” ifade edilmektedir. Bu konjenktöre yaslanan iktidardaki AKP kliği, içerde de 7 Haziran seçim yenilgisinin faturasını kestiği dinamikleri ezmek peşine düştü. “HDP'liler bedel ödeyecek”, “İç güvenlik yasası uygulanacak” buyurganlığı bunlarla birleşik dile getirilmektedir.
Bunlardan dolayıdır ki yazının başında dile gelen 'bu savaş erken seçim ve başkanlık senaryosunu gerçek kılar mı' sorusunun yanıtı öyle çok kolay hesap edilebilecek bir durum değildir. Değildir çünkü burjuva devlet adeta pimi çekilmiş bir bombayla dolaşmaktadır. O bambanın patlamasının hangi sonuçlara yol açacağını kendileri de kestiremeyecek durumdalar. Yıkım ve savaşın yaratacağı sonuçlar ortada bir hükümette, başkanlık sistemi de bırakmayacaktır.