Pike'nin Ray-bansız dalışı

Susurluk denince bu yandaki suratın kara Rayban gözlüklüsü gelir akla. Şimdi raybansız, ama hala sermayenin hizmetinde.

GÜNCEL
Cuma, 20 Ekim 2006 (20 yıl 1 hafta önce)

“Adam gibi adam”!!!

Rayban gözlüklerini bir süredir görmüyoruz suratında. Önce Beymen modelisti gibi giyinmiş, takım elbisesi ve o iğrenç sırıtmasıyla kentlerin bilboardlarında boy gösterdi. Sonra aynı posterlere kısa ve ucuz bir tirat eklenmiş halde TV’lere çıkmaya başladı. Elinde rakı kadehi Kürtçe şarkı söylemesi hiç yadırganmadı. Sık sık çıkmaya başladığı Kürdistan seferlerinde ahaliyi Kürtçe selamlaması da. Bilen biliyordu nedenini, derin imaj ütüleniyordu, büyütmenin alemi yoktu. Kendi gibi kanlı partisinin başına geçeli bir imaj operasyonudur devam ediyor. O imaj ütülendikçe bizim de ruhumuz ütülendi.

Malum, Susurluk denince, kara Rayban gözlüklerin ardına gizlenmiş o surat gelir akla. Devletin 1000 tane derin operasyonunun kara kutusudur kendisi. Çatlı‘nın yeşil pasaportunda ve silah taşıma belgesinde onun imzası vardı; tabii pek çok icraatında da. Yeşillerin, Bucakların resmi hamiliğini yaptı bir dönem. Hepsi eli kanlı MHP‘li faşist militanlardan, mafyacılardan müteşekkil 2000′den fazla kişiye silah taşıma belgesi vererek özel bir çete kurduğu mahkeme tutanaklarına geçer. Gizli ödenekle İsrail‘den satın alınan silahların bir kısmının sırra kadem basmasını soran mahkeme heyetine, “Devlet sırrıdır.” der. Emniyet Müdürü iken aranmakta olan cezaevi firarisi faşist katil Haluk Kırcı‘nın nikah şahitliğini yapmıştır; vatan için. Uyuşturucu çetelerinden aldığı haraçla Etiler ve Yeşilköy‘de iki düzine daire sahibi olduğunu açıklamaz, “Devlet sırrıdır”!!! Hala “bir arkadaşının”(?) kendisi ve ailesine tahsis ettiği mülkte ikamet eder. Yine “bir başka arkadaşının”(?) finanse ettiği büyük bir düğünle oğlunu evlendirdi. Erol Evcil‘in uçağını kullanır.

Pike uçakların yukardan dik bir açıyla hedefin üstüne yaptığı saldırı manevrasıdır. “Adam gibi adam”ın(!) da okul yıllarındaki lakabı Pike‘dir. Tepeden bakan, artık Raybansız o iki nesnesiyle bugünlerde Kürt sorununa bir pike yapıyor. Lağımdan kirli ve kanlı geçmişinin karanlık gizemiyle şimdilerde burjuva siyaset dünyasının parlayan bir yıldızı.. Bu “Adam gibi adam”ın(!) adını bilmeyen var mı? O, karanlıklar prensi Mehmet Ağar‘dır.

Belma Akçura, "Derin Devlet Oldu Devlet" adlı kitabında merakla soruyor:

Arşivde ne zaman bir dosyayı karıştırsam, Ağar hakkında sayısız iddiayla karşı karşıya kaldım. Şunu merak ediyorum: Devlet terbiyesiyle donanmış duruşundaki nezaket, konuştuğunda her üç kelimesinden ikisi devlet, diğeri adalet olan bir insan, nasıl bu kadar suçlamayla karşı karşıya kalır? Ve nasıl bu kadar suçlamaya rağmen hep bir adım daha yukarı sıçrar?
Cevabı sır değil; sermaye ve devletin ihtiyaç duyduğu kritik anlarda devreye giren cevval fonksiyonerliğiyle. Aldığı devlet terbiyesiyle kendisine ne zaman ihtiyaç duyulduğunu çok iyi tespit eder, buradayım der.

Bugünlerde bu hünerini bir kez daha gösterdi Ağar ve bir adım daha yukarı sıçradı. PKK‘nin ateşkes ilan etmesiyle soluğu Diyarbakır‘da aldı. “Bunların dağdan inmelerini sağlamalı. Dağda silah sesleri olacağına, düz ovada siyaset yapsınlar. Bu dağlarda çiçekler açsın, kuşlar ötsün.” Pek şairane retoriğiyle Diyarbakır’da ağzından dökülen bu sözlerle son sıçramasını yaptı. Bu defa imaj düzeltme atraksiyonudur denilip geçilemez. Zira o aslında işbirlikçi sermayenin ve ABD‘nin kendinden beklediği çıkışı mükemmel bir zamanlamayla yaparak düzen cephesinde bir tıkanıklığın aşılmasında kilit adımı atmış oldu. Arkası gelecektir. Tıkanıklık, PKK gerillasının dağdan indirilmesi ve Kürt sorununun stabilizasyonu için atılması öngörülen adımların önündeki psikososyal zemindir. Bir afla gerillanın ağırlıklı bir kısmının dağdan indirilmesi; telafuz edilen rakamla 450 kadar yönetici kadronun bir Kuzey Avrupa ülkesine gönderilmesi; peşinden Kürtlere, (bireysel düzlemde kalmak koşuluyla, asla ulusal-toplumsal olmayacak! yüksek vurgularıyla) kimi kültürel hakların verilmesi öteden beri AB ve ABD’nin, içte de TÜSİAD‘ın, AKP‘nin, liberal çevrelerin ve DTP ile Kürt sermayesinin ana hatlarıyla ortaklaştığı çözüm platformudur.

Fakat işler kağıt üzerinde çizmek kadar kolay yürümüyor. Bir yandan Kürt halkının bastırdıkça harlanan özlem ve talepleri diğer tarafta yılların birikimiyle Türkiye toplumunda yaratılan şoven miliyetçiliğin basıncı. Ateşkes ortamıyla bu basınç düşürüldüğü, yüksek gerilimli asabiyetler gevşetildiği ölçüde, muhtemelen 2007 genel seçimlerinden sonra kurulacak hükümetin bir af yasası çıkarması gündeme gelebilecektir. Bu noktada Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşla adı özdeşleşmiş bir figürün, Ağar’ın oynayabileceği rol, hacminden daha büyük olacaktır. Çünkü o, milliyetçi şoven asabiyetleri nötralize edici geçmişiyle başka siyasi aktörlerin yapamayacağını yapabilir, burjuva çözümün, yani teslim almanın önünü açıcı bir işlev görebilir. Kuşkusuz milliyetçi dalganın sinir uçlarına dokunduğunu bile bile bu role soyunuyorsa Ağar, bunda ABD ve TÜSİAD’tan alacağı aferinle birlikte basit bir kayıp kazanç hesabı da vardır. AKP’nin Kürt sorunu vardır-yoktur salınımı ve peşinden Şemdinli’de düştüğü rezil pozisyon, Amed serhıldanında çocukları da öldürün demeye getiren çıkışıyla Kürtler nezdinde itibar kaybetmesi, dolayısıyla önceki seçimlerde aldığı bir kısım Kürt oylarını kapmaktır o hesap. Ankara’daki, 70-80 yıl önceki tehcirlerin mağduru Kürt köylerinde yaptırdığı araştırma; DYP Genel Başkan Yardımcısı Salim Ensarioğlu‘nun Roj TV‘ye demeç vermesi bu hesabın adımlarıdır. Tutar mı? Daha ilk adımda liberal medyanın yüksek teveccühüyle karşılandı. Reformist Kürt çevreleri de heyecanla ayağa kalktı.

Peki emekçi Kürt halkı celladına boynunu sunacak mı?

Ufuk Çizgisi, Sayı: 48 17 Ekim 2006