Kendilerine “Teröre Karşı Sivil İnisiyatif” adını yakıştıranlar krizde debelenen burjuvaziye destek için sahalara indiler
Boşuna dememiş Marks "...sivil toplumun anatomisi ekonomi politikte aranmalıdır" (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı) diye. Kendilerine “Teröre Karşı Sivil İnisiyatif” adını yakıştıranlar ciddi bir bütünsel kriz içinde debelenen burjuvazinin devlet terörünü, kirli savaş politikalarını karartmak, gizlemek için sahalara indiler. Toplumsal muhalefete, devrimcilere, Kürt halkına yönelik saldırganlığına meşruiyet kazandırma işlevine soyundular.
Kimler yok ki içinde bu “sivillerin”... TÜRK-İŞ, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, HAK-İŞ gibi sözde memur ve işçi sendikaları var. Direkt Türk burjuvazisinin temsilcisi TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu), TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) ve TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) gibi kuruluşlar da bu siviller içinde... Yaptıkları açıklamalarda “Her türlü terör özgürlüklerimizi kısıtlıyor. Dikkatlerimizi dağıtıyor ve kaynaklarımızı tüketiyor. Açıktır ki siyaset yapmanın, sorunlarımızı tartışmanın ve gereken çözümleri bulmanın yeri yüce Meclis’imizdir. Nedeni ne olursa olsun, terör siyaset yapmanın ahlaki bir yolu olarak kabul edilemez” diyorlar.
Türk burjuvazisi yaşadığı ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel kriz nedeniyle çırpındıkça daha fazla batağa saplanmaktadır. Meşruiyetini yitirmiş bir iktidarla çıplak zor ve kirli savaş politikalarıyla ömrünü uzatmaya çalışması da bir yere kadardır. Kapitalist sistemin yapısal krizleri ve emperyalist dünyayla olan ilişkisi içerisinde ele alındığında tablonun bütünü daha fazla açığa çıkmaktadır. Tüm saldırganlığı kendi bulunduğu yerden omuz atmaya çalışan bu türden sivillere ihtiyacı da bunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Fakat bu destekte kimin terörü kimlere karşı sorusunun yanıtı yoktur. Sözde sendikalar son metal grevinde olduğu gibi sınıfa yönelik devlet terörüne mi karşı çıkıyorlar? Hemen her gün halktan insanların, yurtseverlerin, devrimcilerin sokak ortasında öldürülmesine mi? İşkencelere, tutuklamalara mı? Her türlü desteği vermelerine rağmen yenilgisiyle kendilerini de rezil rüsva eden IŞİD çetesine karşı savaşanların cenazelerinin günlerce bekletilmesine mi?.. Kürdistan'da içindeki hayvanlarla birlikte cayır cayır yakılan ormanlara karşı mı? Yoksa kirli savaş politikalarını yürürlüğe koyanlara emperyalist ABD ile birlikte Kürt özgürlük hareketinin bulunduğu alanları bombalarken sivil halktan insanları katledenlere mi? Kimi hangi teröre karşı bu “sivil” girişime davet ediyorlar. “Devletimizin yanındayız” beyanı ile bu üniformasız bindirilmiş kıta “sivil inisiyatifin” burjuvaziyi aklama için nafile çırpınışlarına tanık olmaktayız.
Burjuvaziye debelendiği bataktan çıkması için doğrudan destek vererek onun işini kolaylaştıran bu “sivil” kurumların ona meşruiyet kazandıracak, toplumsal destek olacak bir çapları da söz konusu değil üstelik. Arkalarında bir toplumsal destek sahibi de değiller. Sendika bürokratı sendikacılardan işçi ve memurlar nefret ediyor. İnisiyatifsiz başbakan başta olmak üzere diğerlerinin maskesi zaten yok, zaten açık oynuyorlar.
Sistem krizi: Son dönemde, içeride ve dışarıda tırmandırılan saldırganlık ise bölgesel planda yaşanan gelişmelerle iç içedir. Suriye politikasındaki iflas, emperyalistlerle yapılan kirli ittifaklar sonucu İncirlik Üssü’nü açma, "Eğit-donat" projesi kapsamında salınan çetelere destek sunulması gibi adımların ardından IŞİD operasyonu adı altında Suriye, Rojava ve Güney Kürdistan toprakları ABD ve Türk savaş uçakları tarafından bombalanmaktadır.
Tüm bu nedenlerle gerek Kürt halkını hedef alan kirli savaş uygulamalarına, sınıf ve emekçilere, devrimci-ilerici tüm muhalif güçlere yönelik devlet terörüne karşı verilecek topyekun mücadelenin önemi bugün çok daha yakıcıdır. Bu yüzden sorunu iktidarı kaybeden ve bunun sonucu çılgın girişimleri olan Erdoğan ve AKP ile sınırlandırmak, sistem ve onun emperyalizmle olan ilişkilerini gözardı etmekle eşdeğerdir.
İşte bu kapsamdaki sorunlar yumağında sosyal yıkım saldırıları için 1995'lerde kurulan Ekonomik ve Sosyal Konsey içinde yer alan TOBB, TÜRK-İŞ, TİSK, TESK, TZOB, HAK-İŞ ve DİSK, neoliberal politikaların uygulanmasında oynadıkları rol kadarını dahi bugün oynayamazlar. Mezarda emeklilik, özelleştirme, taşeronlaştırma, güvencesiz esnek çalışma gibi işçi ve emekçilere yönelen saldırganlıkta o gün de burjuvazinin arkasındaydılar. Bugün de açıklamada dedikleri gibi “Her türlü sorunda ellerini taşın altına koydular”. Fakat berbat bir biçimde çürümüş burjuvazinin "yapısal birimi/hücresi" olunarak ne sivil olunur ne de sistemin kaldıracı...
Alınteri okuru